Klasik düşüncede bir şeyin tanımını yapmak birçok meseleyi kendi içerisinde barındırır. Tam tanım yapmak bırakın bir medeniyet için sıradan bir varlık içinde neredeyse imkânsızdır. Bu yüzden bir medeniyetinin tanımının yapılabilmesi imkân dâhilinde değildir. Ancak medeniyetlerin diğer paydaşlarından ayrıştıkları temel noktalara atıfla betimlemelerinin yapılması gayet tabiidir. Herhangi bir medeniyetin başka bir medeniyetten ayrıştığı temel noktalar dikkate alınarak yapılacak betimlemeler bizlerde oluşan idrakin temellerini ifşa eder.
İslam medeniyeti kavramı birçok açıdan betimlemeyi kendisinde mümkün kılar. İslam medeniyeti terkibi İslam açısından iyiliğe mi kötülüğe mi işaret ettiği üstatlar tarafından tartışıla dursun böyle bir sosyolojik varlık sahasının olduğunu kabul etmek zorundayız. Hz. Peygamberin sünneti üzerine kurulan birinci ve ikinci nesillerin azimli çalışmaları ile dünyanın dört bir yanına yayılan bu medeniyet; en iyi örneklerini 9 ila 14 yy arasında vermiştir. Bu zaman dilimlerinde ana formuna ulaşan bu medeniyet insanlığın Allah, âlem ve insan tasavvurlarını yeniden tanımlamıştır. Bu tanımlama süreç içerisinde birçok kurumu, ahlakı ve nihayetinde idrak tarzını ortaya çıkarmıştır.
Bütün bu tespitler doğrultusunda İslam medeniyeti; bütün mahlûkata rahmet nazarı ile muamele edilmesine yaptığı vurgu nedeni ile rahmet medeniyeti, ilme verdiği önem ve bilgi merkezli bir yapıya sahip olması nedeni ile İlim medeniyeti, maddi manevi yardımı esas alması “komşusu açken kendisini tok yatan bizden değildir.” şiarını benimsemesi nedeni ile Vakıf Medeniyeti, gerçeklik ve gerçek üzerine kurulması nedeni ile Hak ve Hakikat Medeniyeti olarak tanımlanabilir.
Bu yazımızda İslam medeniyetini en kilit ve en temel kavramlarından birisi olduğuna inandığımız “helal” kavramı üzerinden tanımla girişimde bulunacağız. Bu tanımlara tam olarak şudur; “İslam Medeniyeti bütün canlılara helal lokma yedirme gayretini esas alan Helal Lokma Medeniyetidir.” Evet, helal lokma yemek İslam medeniyeti dikkate alındığında zemini oluşturur. Helal lokmanın yenilmedi bir medreseden âlim çıkmayacağı gibi, helal lokmanın yenmediği bir tekkeden insan-ı kâmil çıkmaz. Yine helal lokma yenmeyen bir evden bir müminin çıkması tamamen ilahi lütuf iledir. Çünkü helallik varlığın asli ve fıtri halidir.
Tanımlamada ortaya çıkan “bütün canlılar” kaydı İslam’ın temel gayesinin dil, din, ırk ve renk ayrımı yapılmaksınız bütün insanlığın ve hayvanatın helal lokma yemesini sağlayacak bir sistemin var olabileceğine işaret etmektedir.
Bu mümkün sistemin tanımlamasında; faiz, sömürü, emek hırsızlığı, rant ve kısa yoldan köşeyi dönme imkanı yoktur. Bu sistem insanın kazandığından harcadığına, kullandığından tükettiğine her şeyinin bir külfet- nimet dengesi ile olması gerektiği noktasında ısrarcı ve iknacıdır. Bu mümkün sistem kazancın ne kadar olduğuna değil helal mi haram mı olduğuna bakar. Örneğin bir yatırımın helal olması için bütün varlığın hakkının gözetilmesi gerekir. İnşaat yaparken yaptığınız gökdelenler kuşların uçuş yollarını değiştiriyor ve bir kuşun telef olmasına neden oluyor ise o gökdelenden kazanılan gelirin helalliğine halel gelir. Bir komşunuzu sürekli gölgede bırakacak bir binanın sahibi olmanız Allah korusun Arş-ı Ala’nın gölgesinden mahrum kalmayı doğurur. Bu yüzden mümkün olan bu sisteminin herhangi bir mesele hakkında tartışmasız olarak soracağı ilk soru “helal mi değil mi?” sorusudur.
Tanımlamada yer alan “helal lokmanın” ne olduğu ehli tarafından tanımlanmıştır. Ancak modern dönemde bu tanımlamaları yeniden yapmak zorundayız. Bir lokmanın helal ve haram olduğu istisnalar hariç mahiyetinin ne olduğuna değil içerisine kul hakkının karışıp karışmadığı ile alakalı bir durumdur. Yoksa mahiyetleri gereği haram kılınan şeyler herkesçe malumdur. Bu malumların dışında zahiren helallik şartlarını taşır görünse de insanın emeğinin sömürüldüğü, tabiatın talan edildiği, fıtratın bozulduğu bir kazancın helal olması düşünülemez. Bu durumda Helal lokma kavramı Haklı Kazanç kavramına döner ki bir kişinin olası bir hakkı başka bir varlığın hakkının başladığı yerde son bulur.
“Kazancımız helal mi?” sorununu sorarken sürekli olarak zihnimizde “bu kazanç haklı bir kazanç mıdır?” sorusunu da bulundurmamız gerekiyor. Haklı kazanç helalin helal yoldan kazanılmasına işaret eder. Mahiyet olarak helal olan bir hakkın yahut lokmanın haklı bir yolla kazanılıp kazanılmadığı sorusu ise kazancın oluşumunda emeğin sömürülmesi, hak edişin bi hakkın verilmemesi, az emekle çok külfetin hedeflenmesi gibi hususları barındırma durumu ile anlaşılır.
Tanımlamada yer alan “gayret” kaydı insanın yani bizlerin helal lokmanın yenileceği medeniyeti kurmak için takatimizin sonuna kadar çalışma gayreti içerisinde olmamız gerektiğine işaret eder. Bu aynı zamanda Allah tarafından insanlara yüklemiş görevdir. Gayret ciddiyet, samimiyet, sorumluluk bilinci ve son nefese kadar koşturmayı kapsar. Yine bu gayretin makbul olabilmesi için her niyetin ve fiilin Allah rızası için yapılması şarttır. Allah rızası ile çalışmak ve gayretle elde edilen bir durumdur.
İslam medeniyeti en üst örneklerini verdiği dönemde medeniyetin taşıyıcısı olan medrese, tekke, vakıf, devlet daireleri, ordu vb bütün kurumlarda helal lokmanın esas alındığı asla unutulmamalıdır. Mesele lokmamızı helal kılmaktır. Mesele helal lokmamızı haklı kazanç kılmaktır. Aksi durumda nice helaller mazlumların hakları üzerine bina edilirde helal zannı ile yapanda edende yiyende heba olur gider.