Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Devlet; toplumda temel insan haklarının muhafazası, kaba kuvvetin değil hakkın ve adaletin tesisi için ihtiyaç duyulan bir otoritedir. Devlet iki şeyle ayakta durur. Bunlardan birincisi rejim ve düzendir, ikincisi de yöneticilerdir. Bir ülkede insanların saadet bulması için rejim ve düzenin kaba kuvveti değil hakkı üstün tutması, yöneticilerinin adil olması gerekir. Biz, millet olarak ne Yahudi’yiz, ne Hıristiyan’ız ne de başka batıl bir ideolojinin evlatlarıyız. Biz Müslümanız ve İslam ümmetinin evlatlarıyız. Çünkü bizler izzet ve şeref sahibi olmanın tek çaresinin İslam olduğuna inanıyoruz. İslam’a dayanmayan hiçbir düzenden hayır gelmez. Adil devlet, zalim devlet, garson devlet, gardiyan devlet, ıslah veya ifsat eden devlet, helalden veya haramdan beslenen devlet tanımlamaları hep olagelmiştir. Bir devlet Hakkı üstün tutan kadrolar tarafından idare ediliyorsa adil, kuvveti üstün tutan kadrolar tarafında idare ediliyorsa zalim olarak anılır. Bugün iktidarda bulunan AK Parti, geçmişte iktidar olan taklitçi partiler gibi ülkeyi kuvveti üstün tutan bir düzen ile yönetmektedir. Bu düzenin tek vasfı, haramlar düzeni olmasıdır. Millî Görüş’ün mücadelesi, milletimizi ezen, bu haramlar düzeni iledir. Bu haramlar düzeni ile milli olan neyimiz varsa elimizden alınmıştır. Toplum zaman içerisinde üretim toplumu olmaktan çıkarılmış, tüketim toplumu haline dönüştürülmüştür. Üzerimizde Haim Nahum doktrini yürütülmektedir. Türkiye aç bırakılmıştır. İşsiz bırakılmıştır. Borca esir edilmiştir. Türkiye; İslam’dan uzaklaştırılmıştır. Bölmek için kutuplaştırılmıştır. Yutulabilir yumuşak lokma haline getirilmiştir. Böylelikle ABD’nin, AB’nin ve İsrail’in kucağına itilmiştir.
Bugün ülkemizde yaşanan bütün ahlaki ve ekonomik krizin temelinde faizci kapitalist düzen vardır. AK Parti, yirmi yıllık iktidarında bir tek denk bütçe yapmamıştır. Hep açık bütçelerle çalışmıştır. Bu bütçelerin en önemli gider kaynağı faiz olmuştur. Türkiye, bu bütçeler ile ifsat edilmektedir. Uyanalım ve Millî Görüş’e dönelim.

GELİRLER

Faizci kapitalizm ile yönetilen Türkiye’de gelirler, faiz ve haksız vergilerden elde edilmektedir. Gelir ve ücretlerden alınan vergiler: Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, tüketimden alınan vergiler: KDV’nin bütün çeşitleri, ÖTV’nin bütün çeşitleri, Veraset ve İntikal Vergisi, Emlak Vergisi, Damga Vergisi, Özel İletişim Vergisi, Akaryakıt Tüketim Vergisi, faiz gelirleri, cezalar. Verginin hem gelirden hem de tüketimden alınması zulümdür, haramdır ve toplum barışının bozulmasına sebeptir. Bu anlayışa göre yemek, içmek, seyahat etmek, arabaya binmek, almak, satmak adeta bu vergilerle cezalandırılmaktadır. Ülkemizde faizler masrafa yazıldığı için neticede bu faizleri vatandaşlar ödemektedir. Devletin faiz yükü de neticede vatandaşın sırtına yüklenmektedir. Milli Piyango, Kazı-Kazan, Sayısal Loto, İddaa, Şans Topu, 10 Numara, Altılı Ganyan, Süper Toto, Süper Loto gibi yasal kumar oyunlarından gelir elde edilmektedir. Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır denilerek yasal fuhuş gelirlerinden vergi alınmaktadır. İçki tüketiminden vergi alınmaktadır. Kısacası ülkemizde haramlardan beslenen bir düzen vardır. Bu düzenin ne anayasal ne de yasal bir dayanağı yoktur. Bu anlayışla Türkiye, kendisini geleceğe taşıyamaz. Millet olarak aslımıza dönmek zorundayız. Bu milletin temel kimliği Millî Görüş’tür. Millî Görüş demek; “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye, Yeni Bir Dünya” demektir.

DUYARLI OLMAK

Biz millet olarak İslam’ı seçmiş bir toplumuz. Paranın dini imanı olmaz diyemeyiz. Faizden gelen para haramdır, kumardan gelen para haramdır, fuhuş işçilerinin gelirlerinden alınan vergiler haramdır, gelirden ve tüketimden alınan vergilerin tamamı zulümdür ve haramdır. İslam hukukçuları, ancak hakikaten veya hükmen artan mallardan vergi alınmasını şart koşmuşlardır. Yani verginin şartı üretimdir ve malın üremesidir. Asli ihtiyaç fazlası mallardan vergi alınır. Bu sebeple kişi, oturduğu evinden, kendi binip kullandığı otomobilinden ve kullandığı alet ve makinelerden vergi vermez. Yine bu anlayışa bağlı olarak tüketim vergisi, alım satım vergisi ve miras ve intikal vergisi, gelir vergisi, dolaylı vergiler, gümrük vergisi ve buna benzer vergiler İslam’da meşru değildir. İslam’da uygulanan ticaret öşrü vergisinin bazen yanlışlıkla gümrük vergisi şeklinde ifade edilmesi doğru değildir. Çünkü gümrük vergisi ile ticaret öşrü vergisi arasında önemli farklar vardır. İslam’da vergi sistemini zekât esasları belirler. Zekât, İslam’da devlet vergisidir. Bunlar, oranlarına göre beşte bir, onda bir, yirmide bir ve kırkta bir olarak belirlenmiş olan vergilerdir. Normal şartlar altında bu vergi oranları değiştirilmez. Bu oranları yükseltmek mükelleflere zulüm, düşürmek ise topluma zulümdür. Ancak ülke çapında kıtlık ve kriz varsa o zaman oranlar iki katına çıkarılabilir. İslam; hem özel mülkiyeti, hem kamu mülkiyetini kabul eder. Mülkiyetin kaynağı emektir, insan için çalışmasından başka bir şey yoktur. Gelirin, ticaret, ziraat ve sanat gibi meşru yollarla elde edilmesi caizdir. Faiz, ihtikâr, hırsızlık, gasp, rüşvet, fuhuş, sahtekârlık ve buna benzer yollarla elde edilmesi haramdır. Şerden ve haramlardan hayır ve saadet çıkmaz.

DEĞİŞMEK VE DEĞİŞTİRMEK

Bir toplum, saadet ve refah içinde yaşamak istiyorsa, İslam ile değişmek ve değiştirmek zorundadır. Rad 11: “…Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez. Bir topluma (kötülükleri sebebiyle) azap istedi mi onu geri çevirecek yoktur. Onların Allah’ın dışında velileri, koruyucuları, yardım edenleri de bulunmaz.” Bu, ilahi bir kuraldır. Müslümanlar olarak Allah’a; “Ya Rabbi bizi, ülkemizi işsizlikten, açlıktan, ekonomik istikrarsızlıktan, fuhuştan, kumardan, faiz belasından koru” diye dua ederiz ama faizci düzene rıza göstermekten geri durmayız. Kavli duamızı, fiillerimizle etkisizleştiririz. Biz değişmeden haramlar düzeni değişmez. Selam hidayete tabi olanlara…