“Sukutuhayale uğradım” diye halk arasında kullanılan bir deyim vardır ya, tam o haldeyiz.

Evet, son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim.

Sonra da konuyu açıklığa kavuşturalım.

Meral Akşener Hanım’a karşı Erbakan Hocamızla mesai yıllarından beri biriktirdiğimiz önemli bir sempatimiz var.

İçişleri Bakanlığı döneminde “Mehmet Ağar’ın peşine takılmayan” ve oturduğu koltukta dik duran bir görüntü sergiledi.

28 Şubatçı isimlerin aleni tehditlerine ise pabuç bırakmadı. İlerleyen yıllarda Erbakan Hocamıza “paltosunun altında yetişen” kimi isimlerden daha fazla saygı gösterdi. Allah var, Millî Görüş camiasına karşı da herhangi bir yanlışına şahitlik etmedik.

Ancak son 3 haftadır Meclis kürsüsünde Filistinli kardeşlerimiz ve ilk kıblemiz Mescid-i Aksa için gözünü kırpmadan canlarını ortaya koyan mücahitleri Siyonist İsraillilerle aynı kefeye koyuyor.

Bizim, kazma/kürekle yedi düvele karşı verdiğimiz kurtuluş mücadelesinin bu çağdaki karşılığını sergileyen HAMAS’lı kardeşlerimize “bir değil”, “iki değil” tam üçtür aynı üslupla ağır ifadeler kullanmak, öncelikle Meral Hanım’dan asla beklenmeyecek bir davranış.

Bu tutum, devlet terbiyesi almış, dini hassasiyetlere hâkim ve muhafazakâr yönü ağır basan Meral Hanım’a asla yakışmıyor.

HAMAS’ın kim olduğunu, İsrail’in kirli tarihini ve en önemlisi, ülkemizin önemli bir kısmının da içerisinde olduğu “vadedilmiş topraklar” hayaliyle yaşayan sapkın anlayışı Meral Hanım’a anlatmaya hiç ihtiyaç yok.

Neredeyse her düşünceden farklı parti genel başkanlarının ağız birliği etmişçesine HAMAS’ın şanlı mücadelesine verdiği desteğe şahit olmuşken Meral Hanım’ın ısrarla bir hatanın içerisine düşmesinin anlaşılabilir bir tarafı yok.

Bir konuşmasında, “Bana oğlum ve torunumdan başkası baskı yapamaz” dediğine şahit olduğumuz Meral Akşener’in birileri ya da birtakım kurumlar tarafından yanıltıldığına asla ihtimal vermiyoruz.

Ancak bu tutumunu da asla anlayamıyoruz.

Aynı siyasi gelenekten gelen Devlet Bahçeli, tam zıt kutuptaki Türkiye Komünist Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Sol Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek gibi isimlerin olayın farkına varıp Filistin mücadelesine ve HAMAS’ın şanlı direnişine “ama”sız, “fakat”sız destek olduğuna şahit oluyoruz.

Hangi ruh hali ile böylesi bir siyaset içerisine girdiğini anlayamadığımız Meral Hanım’ın da tez elden kendisinden beklenen tutuma dönmesini bekliyoruz.

Bu ülke ne ara bu hale geldi?

Bir önceki İçişleri Bakanı’nın büyük tepkiler çeken tutumu nedeniyle aramızın iyi olduğu söylenemez. Genelde de eleştirmişizdir. Hatta bazen “Acaba fazla mı ileri gidiyoruz?” dediğimiz de olmuştur ama bugün bakınca az bile söylemişiz diyebiliriz. Bir ülke nasıl olur da o ülkenin güvenliğinden sorumlu bir bakan tarafından “güvenlik zafiyeti” içerisine düşürülür? Ya da bütün bunlar yaşanırken nasıl olur da onu o makama getirenler kulağının üzerine yatar?! Hangi taşı kaldırsanız altından bir suç örgütü çıkıyor. Hemen her suç makinası ismin de malum isimle resmi ortaya saçılıyor.

Birçok farklı kesimden destek ve övgü alan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve ekibi, aslında olması gerekenleri yapıyor. Bizim gibi genelde muhalif olarak adlandırılanlar da doğru düzgün işler yapılınca en ufak bir çıkar gözetmeksizin destek veriliyor. “Havuz”daki arkadaşların bir önceki dönem devlet içerisinde adeta suç örgütü oluşturan şahsa destek verirken bizlerin karşı çıkmasını eleştirmesi de ne kadar yersizmiş yaşayarak gördük. Hem de her dalda, her renkte suç örgütleriyle karşılaşarak… En son gözaltına alınan sosyal medya fenomeni ve suç örgütü haline geldiği iddia edilen aile gözaltına alındı. Aynı ailenin de aynı isimle resmi ve görüntüleri çıktı.

Anlayacağınız, bir kez olsun sekmiyor…