MİLLET olarak duygusalız. Bu, doğu milletinin bir özelliği. Elbette duygu hayatın önemli bir yanı olmalı. Ama duygu baskın olunca, aklın önüne geçince sağlıklı bir sonuç alınması beklenemez. Akıl ile duygunun denkliği hayata, olaylara ve durumlara daha sağlıklı bakmayı sağlıyor. Olması gereken de budur.

Türkiye, gerek terör, gerek üst güçlerin sinsilikleri, gerek dost ve müttefik bildiği düşmanlar, gerek kalbi ve ruhu ile bunlara bağlı olan iç oluşlarla karşı karşıya. Oldukça da zor durumda.

Türkiye’nin güneyinde yıllardır süre gelen olayların vardığı sonuç bizi daha çok düşündürtmeli. Daha temkinli ve daha dikkatli olmaya zorunlu kılıyor.

Suriye konusu şu an en ciddî olanı. Çünkü Türkiye’nin başına örülen çorapların tamamı o bölge üzerinden geliyor. Karmaşa orada. Parçalanmış ve etkisiz kılınmış bir Suriye, Emperyalizm ve Siyonizm’in önceliği. 1980’den beri Türkiye’nin güneyinde süregelen çatışmaların boyutunun nereye vardığı ortada. Bunu salt Türkiye özeli için değil bölgenin geneli için önemli bir sorunu. Sorun sadece Kürtlerde değil.15 Temmuz sonrasındaki tırmanış ciddi tehlikeler içeriyor.

Amerika ile Türkiye şu an karşı karşıya gelmiş durumda. Türkiye’nin Suriye’de söz sahibi olmasını istemiyor, baştan beri. Fakat bizim ham hayalcilerimiz bölgedeki en küçük bir operasyondan sonra tuhaf duygulara kapılıyorlar. Arap Baharı sonrasında bölgede yaşananlarla muhafazakâr kalem sahipleri başta olmak üzere, siyasiler ve onların ardılları tuhaf rüyalar gördüler. Bunları yinelemenin bir anlamı yok. Şu anda da benzer hamasi bakışlar gene ağırlıkta. Bir uçağın düşürülmesiyle Rusya’yı dize getiren bir Türkiye, artık İsrail diye bir gücün olmadığını söyleyenler bugün nasıl bir hayal kurarlar acaba?

Suriye’de yaşanmakta olan son olaylar üzerine Amerikalı yetkililer açıklama üzerine açıklama yapıyorlar. Türkiye’nin müdahalede bulunacağı alan ve sınırları belirliyorlar.

Ahston Carter, “Türkiye’den IŞİD ile mücadeleye odaklanmış şekilde kalmasını, SDG ile çatışmaya girmemesini istedik. Son günlerde bir dizi temaslarımız oldu” dedi. SDG (Suriye Demokratik Güçleri). Bu güçlerin de bir bölümünü destekliyorlar, tamamını değil. Burada odaklanılan tek şey onların ısrarla adını vurguladıkları IŞİD.

Türkiye’nin güneyinde bir Türk Kürt savaşı olduğu artık yadsınamaz. Amerika’nın karasal gücü olan PYD’ye verilen silah ve lojistik desteğin nelere mal olduğu da ortada. Bunları görmezlikten gelinemez. Türkiye biliyor, Ancak bunu yüksek sesle dillendiremiyor.

Carter’a sorulan bir soruya verdiği söylediklerimizi de doğruluyor: “Türkiye ile konuştuğumuz konulardan biri, SDG’nin farklı unsurlarının nerede olduğunu açıkça ortaya koymak. SDG içinde YPG ile bağlantılı Kürt gruplar da var. Ortak çıkarımız doğrultusunda ortak düşmanımız IŞİD’i yenilgiye uğratmak adına onlarla çalışıyoruz.” Açıkça şunu söylüyor. PYD ile birlikte SDG güçlerine de destek veriyorlar. Ortak hedef ise IŞİD. “SDG’nin YPG bölümü hakkında Türkiye’nin tarihten gelen ciddi endişeleri ve pratik bakımdan şu anda bir muhalefetinin bulunduğunu çok iyi anlıyoruz. Türkiye de bizim SDG ile çalışma niyetimizin nedeninin IŞİD ile savaşmak olduğunu anlıyor. Türkiye ile yapabileceğimiz ve yaptığımız SDG içindeki YPG unsurlarının nerede olduklarını, nerede olmadıklarını belirlemek. Hem SDG hem YPG ile mutabakatımız YPG’nin Münbiç operasyonu sonrasında Fırat’ın doğusuna çekilmesiydi ve çekiliyorlar. Doğal olarak bu durum onları Cerablus bölgesine inen Türk güçlerinden ayıracak ve Türk güçlerinin oldukları yerde kalmalarını sağlayacak.” ABD Dışişleri Bakanlığı da “koordineli olmayan çabaların IŞİD ile mücadeleye faydası olmayacağını” savundu.

Bakanlık Sözcüsü John Kirby, günlük basın toplantısında, konuyla ilgili soruya verdiği cevapta, “Cerablus’un güneyi ve Münbiç’in kuzeyini, şu anda IŞİD’in bulunmadığı bölgeyi yakından izliyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri ve bazı muhalifler ile SDG içindeki Kürt birimler arasındaki dünkü ve bugünkü çatışmalar, bu eylemler ABD ile koordineli değildir. Biz bunları desteklemiyoruz.” “Sahadaki tüm silahlı aktörlere ortak tehdit IŞİD’e odaklanma çağrısı yapıyoruz.” “10 köyün Kürt gruplardan alındığı” hatırlatılarak, “Suriyeli Kürtler artık kendi başlarına mı kaldı?” sorusuna da “SDG’yi desteklemeye devam ediyoruz.” karşılığını verdi.

Bütün bu açıklamalardan sonra söylenecek söz var mıdır? Emperyalizmin belirlediği sınırlar içinde ancak hareket alanı bulabiliyor Türkiye.