BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.

Gerçekleri değiştirmek imkânsızdır. Yeryüzünde yaşayan bütün insanlığın saadetinin tek çaresi İslam’dır. İslam’ın ulvi esasları dikkate alınmadan yönetilen bir dünyada, hiçbir insanın saadet bulması mümkün değildir. Dünyayı idare etme işini Allah, şuurlu Müslümanlara bir görev olarak yüklemiştir. SAD 26: “Ey Davud, biz seni yeryüzünde halife (yönetici) yaptık. O halde insanlar arasında adaletle (doğru hak ve adalet ölçülerine göre) hükmet. Heva ve hevese (nefsin ve şeytanın batıl ve kötü tekliflerine) uyma, sonra bu seni Allah’ın yolundan (din ve düzen olarak İslam’dan) saptırır. Doğrusu Allah’ın yolundan (din ve düzen olarak İslam’dan) sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” Bunu böyle takdir eden, Allah’tır. ENAM 165: “Sizi yeryüzünün halifeleri (yöneticileri) kılan, size verdiği (iktidar gücü) hususunda sizi imtihan etmek için kiminizi kiminizin üzerine derece derece(yönetici) kılan O’dur…” Müslüman’ın görevi Kur’an, sünnet ve sahih fıkhın rehberliğinde adil bir saadet dünyasını kurmaktır. Bütün insanlık bu görevden imtihan olmaktadır. FATIR 39: “Sizi yeryüzünde halifeler (yöneticiler) yapan O’dur. Onun için kim (İslam’ı din ve düzen olarak) inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin (İslam’ı din ve düzen olarak reddedenlerin) küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin (İslam’ı din ve düzen olarak reddedenlerin) küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez.” Müslümanlar; bu belgelerde beyan edilen yönetim ve siyaset sorumluluğunu unutup mücadeleden düştükleri andan itibaren bu alanı, Siyonizm’in kontrolünde inkârcı batı ve işbirlikçileri doldurmuştur. İnkârcı batı, dünyayı “kuvveti üstün tutan” bir zihniyetle idare etmektedir. Bu zihniyet sebebiyle dünya, yaşanmaz hale gelmiştir. Çünkü inkârcı batı ve işbirlikçilerinin insanlığa dayattığı “din ve düzen”  barış içinde birlikte yaşamayı değil, savaşı ve çatışmayı esas almaktadır. Böyle bir din ve düzenle insanlık hiçbir yere gidemez. İnsanlık ancak “Hakkı üstün tutan” bir zihniyetle kurtulur.

ŞER İTTİFAKI

Bu ittifakın asıl amacı, inanışlarının temelini oluşturan “üstün insanın” dünya hâkimiyetini sağlamaktır. İSRAİL; “üstün insanın” dünya hâkimiyetinin merkez üssüdür. İsrail’in işi gücü fesat yapmaktır. Fesat çıkararak itikat ettikleri dünyayı kurmak İsrail’in dinidir imanıdır.

ABD; Siyonizm’in jandarmalığını yapan bir şer gücüdür. Temel hedefi, BOP için en büyük tehlike olarak tanımladığı İslam ve samimi Müslüman topluluklar ile savaşmaktır. Emrindeki NATO dâhil bütün imkânlarını bu savaşta kullanmaktadır. ABD’nin en büyük hedefi, Müslüman Türkiye’dir. ABD ve müttefikleri, Müslüman Türkiye’yi ortadan kaldırmak ve Büyük İsrail’in bir parçası haline getirmek için her türlü fitneyi çıkarmaktadır. PKK, PYD, IŞID, FETÖ gibi örgütler ABD’nin en büyük fitnesidir. ABD’nin dostu ancak bu fitneye katkıda bulunanlardır. AB; ise şer ittifakının üçüncü ayağıdır. Taşıdığı sorumluluk ise toplumları ve özellikle Müslüman Türkiye’yi ahlaken çökertmektir. Bunun için kullandığı mecra, Türkiye’nin birliğe katılım sürecidir. AB, bu süreci Müslüman Türkiye’yi ahlaken çökertmek için ustaca kullanmaktadır. Bu süreç içinde yıkımına yöneldiği kurumların başında Müslüman aile yapısı gelmektedir. Eğitim kurumu da yine AB’nin tahrip etmeye çalıştığı bir alandır. İsrail, ABD ve AB şer ittifakı, sahip oldukları emperyalist niyetler sebebiyle İslam ve insanlık düşmanıdırlar. Ve İsrail, ABD ve AB şer ittifakının insanlığa sağlayacağı bir saadet de yoktur. İslam dünyası ve insanlık âlemi bu şer ittifakına karşı birlikte mücadele ederse kurtuluşa ererler.

SAADET PARTİSİ

Dünya olaylarını Kur’an, sünnet ve sahih fıkhın rehberliğinde okumasını başaranlar için Saadet Partisi’nin manası çok büyütür. Saadet Partisi; “hakkı üstün tutan siyaset” çizgisinin tek ve en sağlam temsilcisidir. Saadet Partisi, siyaseti “zulüm dünyası” ile yaptığı mücadelenin bir zemini olarak görmektedir. Saadet Partisi’ni, yukarıda sayılan batıcı partilerden ayıran yedi tane mühim farkı vardır.

1-Saadet Partisi maneviyatçıdır. Batıcı partiler ise maneviyata önem vermezler. Hâlbuki maneviyat olmadan saadet olmaz, ahiret olmaz şehitlik olmaz. Şehitlik olmazsa vatan olmaz. 2-Batıcı partilerin hepsi, Siyonizm’in, insanlığı köle yapmak için kullandığı “faizci kapitalist sistemin” bekçisidirler. Saadet Partisi ise, bu haksız “faizci kapitalist sistemi” değiştireceğiz, “adil düzen” kuracağız dediği için farklıdır. Çünkü faizle saadet gelmez. Faizle kölelik gelir, fakirlik gelir, açlık gelir.

3-Batı işbirlikçisi partiler, Batı’yı bizden üstün görürler. Bizim medeniyetimiz batı medeniyetinden üstündür. Saadet, İslam’ın ulvi prensiplerindedir. Saadet Partisi ise hakkı üstün tutan bir zihniyete sahiptir.

4-Batı işbirlikçisi partilerin hepsi, Siyonizm’in zalim “küresel dünya düzenin” yanındadırlar. Hiçbirisinin hedefinde “yeni bir saadet dünyasını” kurmak gayesi yoktur. “Yeni bir saadet dünyasını” kurmak gayesini sadece Saadet Partisi gütmektedir.

5-Batı işbirlikçisi partilerin hepsi sonunda AB’ ye gireceğiz, İsrail’e vilayet olacağız gayesini gütmektedirler. Saadet Partisi ise tarihteki şerefli yerimizi almak gayesi gütmektedir. Bunun için “İslam Birliği” diyor.

6-Batı işbirlikçisi partilerin hepsi müstemleke tipi kalkınma yaparlar. Lider ülke, öncü ülke olmak ancak Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi iktidarı ile mümkündür.

7-Batı işbirlikçisi partilerin hepsi, Siyonizm narkozuyla uyuşturulmuş ve adım adım Türkiye’yi İsrail’e vilayet yapmanın uyuşukluğu ve şuursuzluğu içerisindedirler. Saadet Partisi uyanıktır. Hidayet, feraset ve dirayet sahibidir. Bize saadeti ancak Saadet Partisi getirebilir. Bu yedi fark Saadet Partisi’ni, Batı işbirlikçisi partilerden ayıran farklardır. Bunun için milletimiz anca Saadet Partisi iktidarı ile saadet bulabilir. Selam hidayete tabi olanlara…