Ortadoğu filminin bölümleri, dizileri tükenecek gibi değil her şehrin başında bir başka boza pişirilmekte.

Etleri didik didik edilmekte.

Coğrafyadan huzurun değil kan ve barutun kokusu hiç eksik olmamakta.

Sıra dinginliğin adresi Musul’da.

Burnumuzun dibinde, vilayetimiz sanmaktan asla vazgeçemeyeceğimiz o şirin kentte, lime lime edilme sırası bu kez.

Tıpkı Bağdat’ın, Rakka’nın, Tel Afer’in, Halep’ in o masal şehirlerin tarumar edilişi gibi, Musul da işkence sırasını savmaya hazırlanır gibi boynunu bükmüş.

Binlerce kişi yatağını, yorganını, yastığını sırtına vurup, uykularını, huzurunu, mutluluğunu arkalarında bırakıp yuvalarından ateş saçan yurtlarından kaçmaktalar.

Annelerin çocuklarına bölüştürdüğü bohçalar, sahanlar, kazanlar, halılar, kilimler ellerinde gitmekteler.

Kızların kollarında en sevdikleri elbiseleri, çocukların kucaklarında kuzuları, güvercinleri, oğlakları kaçmaktalar.

Bir düşünün bakalım evinizden, mutluluğunuzdan, huzurunuzdan kaçarken ilk önce yanınıza neyi alırdınız.

Kitaplarınızı mı, peynir bidonunu mu, iğne oya koleksiyonunu mu, yoksa ekmekleri mi, kristal bardakları mı, ağıldaki koyunu mu?

Ya da vitrindeki gümüş tepsiye, neneden kalan bakır kupaya, dededen kalan taş fincana dönüp bakar mıydınız?

BM’den yapılan açıklamada, gelecek haftalarda 200 bin kişinin evsiz kalabileceği, ilerleyen süreçte ise 1 milyon kişinin Musul’u terk etmek durumunda olabileceği ve bunlardan 700 bininin barınağa gereksinim duyabileceği belirtilmişti.

Şehirleri boşalt, insanları pirincin taşı gibi ayıkla at, nasıl olsa dünyanın üretimi bu nüfusu doyurmaya yetmemekte, madem açlar, ölsünler.

Eski şehirleri, medeniyetin doğduğu yerleri, sanat eserlerini, binaları bombala, yık, yeniden yap, çok paralar kazan, savaş zengini sınıf ol.

Silahlarının elinde kalması sancısı çekme, nasıl olsa Ortadoğu, savaştır.

Çatışmaların ayyuka çıktığı bölgeden komik haberler de gelmekte:

“ABD’ye Musul’dan kötü haber, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, Kuzey Irak’ta bir Amerikan askerinin öldüğünü bildirdi.”

Bölgeye ateş, bomba, kan ve ceset yağmakta ama sadece bir Amerikan askeri ölmekte, bizim haber siteleri de kötü haber olarak duyurmakta.

Çok ilginç.

Bölge halkı binlerce ölürken kötü haber değil, normal haber.

Beklentilerin asıl korkunç boyutu, yüzyıllarca etkisi silinemeyecek etnik ve mezhep çatışmasının çıkması.

Katı mezhepçi tutumlar, tarafların birbirini amansız düşman görmesi, umut bağlanan örgütlerin bölgenin canını daha fazla yakması, savaşın cephelerini genişletecek gibi. Zaten beklenen haber de gecikmiyor:

“ABD, ‘Türkiye-Irak savaşı çıkabilir’ diye gönlünden geçeni açık ediyor.

Bölgedeki teröristleri silahlandıran, onlara devlet statüsü bahşedip, birlikte planlar yapıp, onlarla masaya oturan ABD, savaşın taraflarını tayin dizaynını da ihmal etmiyor.

Türk askerini Başika üssünde bölge ordusunu eğitmeye çağıran Bağdat yönetimi, şimdi işgalci diye sızlanmakta, elbet replikler Amerikan suflörlerince verilmekte zira Türkiye’den asıl rahatsız Pentagon, haydi çık git diye sabırsızlanmakta. Gerekçeleri de Süleyman Şah Türbesi’ndeki oyun gibi, ‘Türk ordusuna saldırabilirler’. Ne ki, sahte korumacılığı bırakıp hemen tehdidi savuruyor: Iraklılarla siz savaşırsınız”.

Bölge ateş çemberi. Baba ve oğul Bush’un ektiği nefret tohumları, kargaşa; daha korkunç bir mezhep savaşına doğru gitmekte. Allah, ümmet olma bilincini yitirmeye fırsat vermesin.