Toplum ruhunun kendini farkettirdiği olgular, kaçınılmaz olarak bazı olay ya da sorunların kavranılmasına gerçeklik boyutu yüklemek isterken, bunun dışında görünüş algılamasına da yol açabilir. Bu toplum ruhunun bir yandan gerçeklik, diğer yandan görünüş gibi farklı boyutlara sahip olduğu anlamında yorumlanmamalıdır. Onu, toplum ruhunu kavramak durumunda bulunan öznenin baktığı yerde, sahip olduğu yetenekte, bilgi, kültür ve tecrübesinde gerçeklik ve görünüş şeklinde algılamasında aramak gerekir. Bir önceki yazımızda verdiğimiz vazo örneğini burada hatırlatmakla yetinelim. (Bkz. "Aslı ve Yansısı" yazımız, 26.04.07) Bu nedenle meselenin aynı zamanda bir yöntem sorunuyla ilgili olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Bu kısa açıklamanın ışığında, mesela Cumhurbaşkanlığı konusunu irdelemeye çalışalım.

Öncelikle cumhurbaşkanlığı kavramını, aynızamanda olgusunu nereye bağlıyoruz, nasıl bir temellendirme yolu izlenmesi gerekiyor

Sanıyorum, konunun doğrudan mahiyetini açıklayıcı bir yol izlendiği, anlaşılır düzeye çekici bir yordam üzere olduğu, herhalde söylenemez. Sözgelimi Cumhurbaşkanlığının mefhum-u makasıtından "sembol" olduğu niteliği ortak bir ifadede dile getiriliyor.Sözel olarak doğrudur bu. Ama sembol ün, soyut anlamında sembolün bir nesneye, varlığa, olguya ya da olaya işâret etmesi şarttır, hatta zorunludur. Belli bir nesneyi, varlığı, olguyu ya da olayı imleyen sembole, bunları hiç hesaba katmadan, adeta dıştan bir mahiyet ve anlam yüklemeye çalışıldığında, kaçınılmaz olarak gerçekliğiyle görünüşü ikilemi ortaya çıkar.

Öyle anlaşılıyor ki, toplum ruhu bu konuda, bir yandan cumhurbaşkanlığını gerçekliğiyle, diğer yandan görünüşüyle (pseuclosuyla) algılama ikilemine sürüklenmiş gözüküyor. Üstelik sembol olma anlamına tam bir nüfuz etme durumunda olmaksızın. Bundan dolayı, sembol olma niteliği doğrudan bir nesneye, varlığa ya da olguya uygun bir yöntem izlenerek bağlanamıyor. Bir bakıma, sembol görünüşte bir nesne, varlık ya da olguya bağlanmak zorunda bırakılıyor. Aslında bırakılmıştır.

Nitekim konu etrafında yapılan açıklamalara, tartışma ve değerlendirmelere bakıldığında iktidarın istemleri, gündelik politik tercihlerin yönelimleri, hatta kişilerin uluorta varlık ve özellikleri tartışma ve değerlendirmelerin başlıca gündemini oluşturuyor. Gerçeklik değil, görünüş, asıl değil, yansısı zihni emeğin verildiği alanlar olarak beliriyor.

Bizce toplum ruhu, ona bağlı olarak devlet olgusu, oradan atfen hukuk, dolayısıyla kültür ve kültürel değerler tarihsel zemine dayandırılmadan cumhurbaşkanlığı olgusu içeriğinden yoksun bir sembol-kadavra olmaktan öteye fazlabir anlam ifade etmez.

Fakat bu cumhurbaşkanlığı konusunda aday belirleme ve seçimine ilişkin sorunlar da dahil önemsiz kılınacak demek değildir. Aksine, kendi anlam ve bağlamının dışında işlevsel kılınma ihtimaline açık olduğu için iki kat bir önem taşımaktadır. Bu, bir bakıma, toplum ruhuna aykırı sembole dönüştürülme tehlikesini içinde barındırdığı için, eski deyişle ehemmi mühimdir.