Platon, meşhur mağara istiaresinde, zamanın çarpık eğitim

anlayışını ve insanların içine düştüğü saplantıları metaforik bir tarzda ifade

eder. Buna göre, mağaranın derinliklerinde elleri ayakları bağlı vaziyette

bekleyen insanlar yeryüzünden sızan bir ışık hüzmesiyle sadece bulundukları

alanı görebilmektedirler. Yukarıda, mağaranın çeperlerinde bir ateş yanmakta

fakat ne yazık ki, yanan ateşle buradaki kişiler arasında bir duvar vardır.

Duvarın ardında ise, garip insanlar dolaşmakta ve mağaranın derinliklerinde

elleri kolları bağlı yaşayan ve hayatı sırf bulundukları alanla tanımlayan

insanlar, sadece ateşin duvara vuran gölgesini görebilmektedirler. Bu kimseler,

kısıtlı uyaranlara sahiptirler ve mağaranın duvarına vuran gölgelerle nesneleri

karıştırmaktadırlar. Çünkü buradaki insanlar, sadece bu daracık alanda

gördükleri ve işittikleri duyusal bilgilerle düşünmektedirler. Fakat günün

birinde mahkumlardan biri zincirleri kırıp mağaranın dışına çıktığında, her şey

değişecektir. Çünkü mağaranın dışına çıkan ve orada daha zengin ve daha

gerçekçi hayatla karşılaşan ve bunu gördüğünde, hayat algısı değişen kişi bunu

arkadaşlarına anlattığında, büyük bir tepkiyle karşılaşacaktır. Bu kimsenin, saplantılardan,

körükörüne inandığı bağnazlıklardan, yanılgılardan arınması buradaki kimseler

için hiç de kabul edilir bir şey olmayacaktır.

Yaşadığımız dünyada insanlara, çarpık düşünceler, hurefeler

empoze eden , bazı itici kuvvetler vardır. Bunlar, ister ferd olsun, ister

televizyon, medya ya da kurum ve kuruluşlar olsun insanın algılarını

etkileyerek onu kendi gerçeğini görmekten doğruya ulaşmaktan alıkoyabiliyorlar.

Anca insan isterse aklı ve iradesiyle bu etkilerden kurtularak mağaradan

çıkmayı başarabilir.