Küresel kültür, mevcut kapitalist ideolojilerin yaşaması ve pazarların daha geniş toplumlara yayılması için yerel zenginlikleri kurban etti. Bununla da kalmayıp, kültürel dokuları ile bütünlük içinde yaşayan toplumları aynılaştırarak, hedefine kolay yoldan ulaşmayı amaçladı. Toplumların kültürleri ile kimlikleri arasında yakın bir bağ vardır, bu bağ zayıfladığında insanlar yalnızlığa düşerler. Çağımızda mekanları genişleyen, fakat kişisel sınırları daralan depresif kişilikler gittikçe çoğalıyor. Çünkü artık insanlar kimlikleri ile bütünleşen değerlerini tüketerek, dar kalıplar içine sıkışıyor ve kendilerine empoze edilen emanet bir kültürün hamileri olmak zorunda bırakılıyorlar.

Roland Roberson Khonderr globalleşmeyi şöyle tarif eder: ” Globalleşme, tüm dünyanın tek bir mekan olarak kristalleşmesi, global insan şartlarının açığa çıkışı ve dünya milliyetçiliğidir.” Burada kristalleşme kavramı ile anlatılmak istenen, tek tip insan modeli, tek tip kültürel hakimiyetinin ortaya çıkmasıdır. Bu da bireysel ve toplumsal kaosu ve yalnızlığı beraberinde getiriyor.

Peki dev plazaların, gökdelenlerin, olduğu, paranın, bilginin gücün hat safhaya ulaştığı ve onlarca insan kalabalığının bir arada yaşadığı toplumlarda nasıl oluyor da insanlar yalnızlık çekebiliyorlar Çünkü yalnızlıklarını paylaşacak ve kendilerini mutlu kılacak hiçbir şeyleri kalmadı. Bu insanlar maddi olarak yükseldikçe manevi olarak çöktüler. Komşuluk, dostluk, arkadaşlık, akrabalık ilişkileri zayıfladı. İnsanlar iletişim ağlarıyla kendilerine empoze edilen hayat tarzlarına adeta mecbur bırakıldılar. Özgürlüğü elinden alınmış bir kişi, kanatları olsa da uçmayı başaramıyor. İnsanlarımız her şeyi hazır buluyorlar. Artık onlar kendileri adına düşünen, kendileri adına karar veren bir sistemin kadim kurbanları. Küresel kültürün yıktığı aile ise dağılma noktasına geldi. Yakınlarını yanında hissetmeyen aile fertleri her birey gibi yalnızlaşıyor.