Seçim propaganda çalışmaları neredeyse bitmek üzere.

Bu hafta sonu genel başkanlar susacak ve bu kez millet konuşacak. Halk sandığa giderek yeni yönetimi belirlemek için oy kullanacak.

Seçimler sırasında genel başkanların “takım arkadaşları” her zaman çok önemlidir; meydanlarda halka nasıl sesleneceğinden, hangi temaları nasıl bir vurguyla ileteceğinden tutun da, giyimine, kuşamına hatta duruşuna kadar, hâl ve hareketlerine varıncaya dek akla gelen hemen her şeyi ile ilgilenmek durumundalar.

***

Benim böyle bir isimle tanışma fırsatım oldu; Erkal Zenger…

Erkal Zenger, önceki Başbakanlardan, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan tutun da 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, eski DYP Lideri Tansu Çiller, eski TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e kadar pek çok siyasetçiyle çalıştı.

Meydanlarda genel başkanları izlerken bir anda Erkal Zenger’in liderlerle yaşadıklarını hatırladım her nedense. Renkli anılarını öte dünyaya göçmeden kitaplaştırmıştı, Erkal Zenger. Okuyalım mı;

Özal’ın ve Ecevit’in konuştukları dinleniyordu: Yaşamı boyunca ‘‘gizli kulaklardan’’ uzak durduğunu belirten Zenger, Özal’ın Başbakanlık konutundaki toplantılarını, oval beyaz masanın bulunduğu salonda ‘‘konuşulanların dışarı gittiği’’ gerekçesiyle mizah dergilerinde çıkan karikatürlerini çerçeveleterek astığı salonda yaptığını ifade ediyor.

Konuttaki koridordan her geçişinde rahatsızlık duyduğunu aktaran Zenger, bir gün çerçevelerden birinin değiştirildiğini fark ettiğini ve neden değiştirildiğini sorduğunu kaydediyor.

Daha sonra dedektörle çerçeveyi kontrol ettiğini belirten Zenger, çerçeveyi yardığında içinden dinleme cihazının çıktığını ve Özal’ın konuşmalarının bu cihazla dinlendiğini anladıklarını aktarıyor.

Benzer bir olay da 1970’lerde Bülent Ecevit’le çalışırken başına gelmişti, Zenger’in…

Bir gün Ecevit, makam odasının dinlendiği şüphesiyle Zenger’i çağırmış. Odayı elden geçirmesini rica etmiş.

Zenger bütün makamı aradıktan sonra avizede bir sinyal tespit etmiş. Oraya doğru yöneldiğinde telefon gelmiş. Telefondaki ses, “odayı fazla kurcalamamasını” tavsiye etmiş.

Zenger korkmuş. Ecevit’e “sorun yok” deyip çıkmış…

Bu anıyı aktaran; gazeteci-yazar Can Dündar.

Akbulut’u otobüsten attı: Yıldırım Akbulut’u ANAP Erzincan İl Başkanı iken tanımadığı için seçim çalışmaları sırasında parti otobüsünden attığını anlatan Zenger, Özal’ın yorumunun ise, ‘‘Yapar, yapar Zenger o’’ şeklinde olduğunu belirtiyor. Zenger, DYP Lideri Tansu Çiller ile çalışmasını ise, ‘‘Önce çalıştım, sonra tanıştım’’ sözleriyle anlatıyor.

Özal, suikastı kimin yaptığını öğrendi: ‘‘Devlete güvenini yitiren Özal, suikast işi için çok yakın birkaç danışmanı ile MİT’ten o an ayrılmış olan Hiram Abas’ı görevlendirdi. Emekli Yargıtay Savcısı Uğur Tonik, daha önce de Emlakbank’ın dolandırılması işinde Horzum’un ilişkisi var mı, yok mu diye Özal tarafından görevlendirilmişti. Suikastla ilgili araştırma yaparken 3 MİT görevlisi tarafından tehdit edildiğini açıkladı. Uğur Tonik, bu süreçte ilginç bir soruyu da gündeme getirdi: (Kartal Demirağ’ın kurşunu, hedefi bulsaydı, Özal ölseydi yerine kim geçecekti O zaman en popüler isim kimdi ) Denilir ki, Özal,  suikastın neden yapıldığını ve arkasında kimlerin olduğunu öğrenmişti.’’

***

“Özal’ın en büyük yağcısı benim” diyen de o idi, liderlere kurulan “böcek” tuzağını keşfeden de…

Erkal Zenger liderlere yıllarca özellikle seçim dönemlerinde yaptığı danışmanlık hizmetleri ile hafızalara kazınmış bir isim.

7 Haziran 2015’e yaklaşırken, meydanlarda artık son konuşmalarını gerçekleştiren liderlerin yakın çalışma arkadaşları arasında böyle isimler var mı, acaba

Sizce!

Sonunda bana da “bir şey” geldi

Hemen her seçim öncesinde şu türden cümleler duyarım, duyarsınız;

* Biliyor musun, geçen daire kapımızın önüne çok enfes bir fincan takımı koymuşlar. Falan partiden… Hediye…

* Peki, sen biliyor musun, bize geçenlerde filan partiden geldiler, “doğan çocuğunuz için çeyrek altın bizden…” dediler. “Çocuğumuz olmadı henüz…” diyemedim ama çeyrek altını da aldım.

* Haberin var mı, geçenlerde nescafe getirdiler, şu belediyeden. Tabii oy istiyorlar…

* Valla bana da orta boy bir koli yaptırmışlar, diğer belediyeden. İçinde yok “yok”.

* Valla şekerim bana da bir teneke zeytinyağı getirdiler. Hem de kaliteli haaa! Feşmekân partidenmiş getirenler.

***

Ahan da itiraf ediyorum; bunca seçim yaşadım, bugüne kadar ne bir halkalı şeker, ne bir sakız, ne de bir çikolata görmedim.

Ahan da itiraf ediyorum; bunca seçim yaşadım, bugüne kadar tek bir koli almadım.

Ahan da itiraf ediyorum; bunca seçim yaşadım, bugüne kadar bir fincan takım bile vermediler.

Ahan da itiraf ediyorum; bunca seçim yaşadım, bugüne kadar bir çeyrek altını bile çok gördüler, bana.

Ahan da itiraf ediyorum; bunca seçim yaşadım, bugüne kadar “şu partiden, bu belediyeden geliyoruz, işte hediyeniz…” diyene rastlamadım.

***

Ama bir dakika;

Geçenlerde posta kutumdan bir mektup çıktı!

Gönderen, bir partinin genel başkanı…

Açtım, baktım.

Baştan aşağı seçim propagandası…

Bir fincan bile değil!

“Ama olsun! Bana da bir şey geldi ya!” diye kendi kendime söylenmeye başladım…

Sadece ‘ilginç!’

Geçen medya yemeğinde, Mustafa Destici hatırlattı.

Destici, 2007’deki 11. Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında yaşanan 367 krizinden hareketle, Muğla’da AKP 1. sıra adayı Hasan Özyer’le ilgili çarpıcı bir detayı hatırlattı;

Mustafa Bey, Genel Kurul’daki cumhurbaşkanı seçimlerinin ikinci turunda Abdullah Gül’e desteğini çeken Hasan Özyer’in 7 Haziran seçimlerinde Muğla birinci sıradan aday gösterildiğine dikkat çekti ve şunları anlattı;  “Bir taraftan darbecilikle suçlayacaksınız, darbelere karşı olduğunuzu söyleyeceksiniz, 2007’deki 367 krizine sığınacak ve ‘367’de bize darbe yapmaya kalktılar’ diyeceksiniz; diğer taraftan o 367’nin krizine sebep olan kişiyi de Muğla’dan birinci sıra milletvekili adayı yapacaksınız! Bu ne yaman çelişkidir böyle! Bunu nasıl izah edeceksiniz 367’yi her yerde kullanıyorlar. Partiyi terk eden, cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanmayan birini getirip Muğla’dan aday yapıyorsun, bunu izah et!”

***

Ne demek lazım

Benim aklıma gelen şu; “ilginç”.

Bugün, 03 Haziran 2015, Çarşamba. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!