AB ile Avrupa kapılarına dayanan mültecilerin Türkiye’ye geri kabulü konusunda imzalanan anlaşma topluma büyük bir başarı olarak sunulmuştu. Ortada atılmış bir imza vardı ama anlaşmanın AB tarafından tek taraflı olarak uygulamasına sınırlandırma getirilmişti. Sanıyorum anlaşmanın hemen ardından üç parti mülteci Türkiye’ye, buna karşı gelenlerden az sayıda mülteci de AB ülkelerine gönderildi. Olay böylece belirsizliğe terk edildi. Topluma söylenen AB’nin terör ve terörist tarifinin ceza kanunumuzda yeniden ve AB standartlarına göre yapılmasını ve bunun yasal düzenlemeye kavuşturulması istendiği için anlaşma uygulamaz olmuştu. AB’nin bu isteğine Türkiye terörle mücadele halindeyken terör konusunda ceza kanunumuzda istenen değişikliğin yapılmasının mümkün olmayacağı bunun teröristlerin ve terör örgütlerinin işine yarayacağı ama terörün kökü kazındığında takdirde söz konusu düzenlemenin de yapılabileceği karşılığını veriyordu.. Bu gayet makul bir yaklaşımdı. Ancak, AB Türkiye’nin anlaşma şartlarına uymadığını ileri sürerek anlaşmanın diğer maddelerini de ya askıya aldı ya da anlaşmanın özüne uygun olmayan yeni bir teklifle Türkiye’nin karşısına çıktı. Söz gelimi, anlaşmanın şartlarından birisi AB’ye uyum konusunda Meclis’te bekleyen 71 maddenin kabulü idi. Bu maddelerin terörle ilgili olanı hariç kabul edildi ve yasalaştı. Ama AB’den karşı hamle gelmedi. Söz gelimi Türkiye’ye mültecilere destek olarak verilmesi kararlaştırılan 3 milyar avrodan hiçbir haber çıkmadı. Yunanistan’a 7 milyar avroluk desteği anında serbest bırakan AB Türkiye söz konusu olduğunda çeşitli bahanelerle işi yokuşa sürmeye başladı.

AB Bakanı Ömer Çelik’in bir gazeteye yaptığı açıklamadan anladığımıza göre AB bu parayı kendi belirleyeceği STK’lar üzerinden ve proje karşılığında vermek istiyormuş. Böyle bir durumda ülkemizdeki Suriyelilerin hayatlarını iyileştirmek için verilmesi öngörülen desteğin terör örgütlerine akması uzak ihtimal değildir. Bir de verilecek her para için bir proje sunulması gerekiyormuş. Neyin projesi demeyin. Türkiye 3 milyona yaklaşan Suriyeliye kucak açmış, insanımız elindeki ekmeğin yarısını onlarla yıllardan beri paylaşırken proje falan düşünmedi. Önemli olan yardıma ihtiyacı olanların yardımına koşmaktı. Kaldı ki, bu konuda AFAD şimdiye kadar iç ve dış yardımları koordine etmiş, olayların içindeki bir kuruluştur. Dolayısıyla AB’den gelecek yardımın STK’lardan çok mültecilere yardım işini koordine eden AFAD’averlmesi en mantıklı yoldur. Buna rağmen AB bu yolu değil de bir takım STK’ları muhatap kabul etmek istiyorsa bunun ardında bir art niyet aranması yanlış olmaz. Kaldı ki, yine AB Bakanı Çelik’in açıklamasından anlıyoruz ki, Türkiye AFAD’a parayı verin gerisine karışmayın da demiyor. Yani paranın nereye harcandığını kontrol etme imkânları varmış. Tüm bunlara rağmen imzalanmış bir anlaşma bir türlü hayata geçirilmiyor. Bunun tek taraflı sorumlusu ise AB’dir. Böyle olunca artık bu AB’nin kapısında ki nöbeti terk etmek gerekmez mi? Attıkları imzaya sahip çıkmayan bir örgüt ile ciddi bir beraberlik mümkün olabilir mi?

Bu arada önümüzdeki günlerde AB’nin gündemine bir AB ordusunun kurulmasının geleceği haberleri medyada yer almaya başladı. Hatta haberlerde AB Dış İlişkiler Yüksek Komiseri Mogherini’nin sunacağı yeni strateji belgesinde NATO’ya karşı ‘Avrupa ortak ordusu’nun kurulması gerektiğinin vurgulanacağı belirtiliyor. Özellikle AB ordusunun kuruluş gerekçesinin NATO’ya karşı şeklinde ifade edilmesi insanın aklına İngiltere’nin AB’den çıkışı ile böyle bir yaklaşımın ilişkisi olabileceğini, İngiltere’nin AB ordusu yerine NATO’yu yani, ABD’nin yanını tercih ettiğini getiriyor. Çok geçmeden bu hususta tartışılmaya başlanacaktır.