Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)'a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Yeryüzü boş değildir. Yeryüzü, Hak ile Batılın mücadele alanıdır. Bu mücadele ile insanlık imtihan olmaktadır. İmtihan eden Allah’tır. Yeryüzünde kötülükleri örgütleyen ve tek bir merkezden idare edilen batıl bir güç vardır. Bu “küfür tek bir millettir” esasının bir yansımasıdır. Küfrü, ırkçılığı, nifakı, kaba kuvveti esas alan bu zalim gücün kod adı Irkçı Emperyalizmdir. Yani Siyonizm’dir. Bugün dünyaya hâkim “Yeni Dünya Düzeni” bunların kontrolündedir. “Vadedilmiş Topraklar” üzerinde “Büyük İsrail’i” kurmak ve Siyonizm’in dünya hâkimiyetini temin etmek bunların dini olmuştur ve bunun için savaşmaktadırlar. Bu gerçek bilinmeden “Müslüman Türkiye” dost ve düşman analizini doğru yapamaz ve kendisini koruyamaz. Türkiye, ABD’yi kendisi için stratejik ortak, dost ve müttefik ülke edinmiştir. Gerçekten ABD, Türkiye ve İslam dünyası için dost mudur düşman mıdır? ABD’nin Türkiye ve İslam coğrafyası için dost olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü ABD, “Büyük İsrail” için tahkim edilmiş emperyalist bir ülkedir. ABD’nin gerçek hedefi, Siyonizm’in dünya hâkimiyetini sağlamak ve “Büyük İsrail’i” kurmaktır. “Müslüman Türkiye” bu idealin önündeki tek engeldir. Obama’nın akıl hocalarından Brzezinski’nin Türkiye ile ilgili değerlendirmelerini dikkatlice okumakta fayda vardır: “Türkiye, Karadeniz bölgesinde istikrarı sağlamakta, Akdeniz’e geçişi kontrol etmekte, Rusya’yı Kafkaslarda dengelemekte, hâlâ İslami kökten dinciliğe (Şuurlu İslam’a) karşı bir panzehir oluşturmakta ve güneydeki dayanak noktası olarak NATO’ya hizmet etmektedir.” Bu değerlendirme ABD’nin Türkiye’yi ne için kullandığını ortaya koymaktadır. ABD Türkiye’yi BOP için bölmek ve böylelikle Büyük İsrail’e vilayet yapmak istemektedir. Bu niyetini hiçbir zaman da gizlememektedir. Çizilen haritalar, verilen beyanatlar bu niyeti açığa çıkaran belgelerdir.

IRKÇI EMPERYALİZMİN YENİ DÖNEMİ

Irkçı Emperyalizm takriben 100 sene evvel Teoder Hertzel tarafından planlanan, Emanuel Karasu tarafından uygulanan ve Hayım Nahum tarafından yıkım yoluyla sonuçlandırılması istenen “Büyük İsrail” planı, Milli Görüş’ün engelleyici çalışmaları sebebiyle belirlenen zamanda sonuçlanamaması üzerine revize edilmiş 1990 yılından itibaren yeni bir dönem başlatılmıştır. Bu yeni dönemde planlama görevini 100 sene önceki Teodor Hertz’e, yerine şimdi Brizinski, uygulama görevini 100 sene önceki Emanuel Karassu yerine, Makovsyki, yok etme görevini 100 sene önceki Hayım Nahum yerine, şimdi Obama yürütmektedir. 1990 yılında Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra tek güç haline gelen ABD, açıktan Irkçı Emperyalizmin jandarmalığına soyunmuştur. Margaret Tacher 1990 yılında İskoçya’da NATO toplantısında yaptığı konuşmasında; “Düşmansız ideoloji yaşayamaz, bizim yaşamamız için mutlaka düşman olmalı. Bugüne kadar Rusya idi. Şimdi çöktü. Bu durumda NATO’yu ne yapacağız. Lav mı edeceğiz? Hayır, Düşman olmasaydı yeni bir düşman ihdas etmemiz gerekecekti. Hâlbuki buna gerek yoktur. Düşmanımız vardır. Ve de İslam’dır”  demiştir. Bu açıklama sıradan bir açıklama değildir. Sistemli bir savaşla karşı karşıyayız. İşbirlikçiliği kabul eden siyasi, sivil ve bürokratik kadrolar kullanılarak bu planın yürütülüyor olması görmezden gelinmemelidir. 15 Temmuz kalkışmasının bu yeni dönem çalışmalarının bir parçası olarak ABD tarafından planlandığı ortadadır. Bu konuda basında ciddi analizler yer almaktadır.

ÇARE

Türkiye ciddi bir dost düşman analizi yapmak zorundadır. Siyonizm’e hizmet eden hiçbir oluşumdan Türkiye’ye hayır gelmez. ABD, AB ve İsrail hiçbir zaman Türkiye’nin dostu ve müttefiki olmamıştır. Olmadığı da ortadadır. Türkiye, ABD’nin arkasında durduğu, beslediği Paralel yapı, PKK/PYD ve İşbirlikçi Siyasetten çok çekmiştir, çekmeye de devam etmektedir. Bu yapılar ile ve bu yapıları destekleyen mihraklar ile mücadele etmeden Türkiye maruz kaldığı belalardan kurtulamaz. Türkiye, bu ve benzeri yapılarla ile ancak Milli Görüş ile mücadele edebilir. Atması gereken adımlar ise şunlardır:

1- AB ile yürütülen müzakereler askıya alınmalı ve çıkarılan ifsat yasalarının yürürlüğü durdurmalıdır, batı ahlakı yerine maneviyatçı ahlak esas alınmalıdır.

2- D-8’e işlerlik kazandırılmalı, ABD emperyalizmine karşı başka güçlü ittifaklar aranmalıdır.

3- Materyalist eğitim askıya alınmalı, maneviyatçı eğitime geçilmelidir. Bu kapsamda okul kitapları “maneviyatçılık” esas alınarak yeniden hazırlanmalıdır, böylelikle nesillere İslam doğru ve anlaşılır bir şekilde öğretilmelidir. Eğitimde bu köklü değişiklik yapılmadan, yaşanılan sıkıntılardan kurtulmak ilaç içmeden hastalıktan kurtulmaya benzer.

4- Bugün milletimizi ezen “Faizci Kapitalist Nizam” yerine “Adil Düzen’e” geçilmelidir, bugünkü bankacılık sistemi ıslah edilerek tüketimi değil, üretimi destekleyen faydalı kurumlar haline dönüştürülmelidir.

5- Türkiye yürürlükteki “köle düzeni vergi” sisteminden “adil vergi” sistemine geçmelidir. KDV, ÖTV gibi tüketim üzerinden alınan vergiler ile gelirden alınan vergiler, alım satım vergileri haklılığı ilmen ispat edilemeyen vergilerdir. Türkiye vergilendirmeyi adil temellere dayandırmalıdır. Adil olan vergi üretimden alınan vergidir.

6- Tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine geçilmelidir. Maddi ve manevi kalkınma birlikte yürütülmelidir. İsraf ortadan kaldırılmalıdır.

Bu ve benzeri tedbirler alındığında ülkemizi tehdit eden iç ve dış düşmanlar karşısında daha korunaklı hale gelebiliriz. İyiliklerin yaşandığı, kötülüklerin engellendiği bir Türkiye, bölgesinde lider olur. Tekraren ifade etmek gerekirse Türkiye ancak Milli Görüşün teklif ettiği Adil Düzen, Maneviyatçı Eğitim, İslam Birliği ile huzura kavuşabilir. Selam hidayete tabi olanlara…