Ülkemizin var olan öncelikli çözüm bekleyen sorunları nedense yıllardan beri iktidarlar tarafından birtakım suni tartışmalarla gündem dışına itiliyor. Hâlbuki bunun yerine hep birlikte el ele vererek ülkemizin sorunlarına yoğunlaşabilsek sanıyorum sorunsuz bir ülke oluşturulamaz belki ama en aza indirilecek, öncelikle çözülmesi gereken sorunlar öne çıkacaktır. Bunun için öncelikli olarak ayrıştırıcı, kamplaştırıcı söylem ve eylemlerden kurtulmak gerekiyor. Ancak ülkemizde sadece son yıllarda değil, uzun yıllardan beri siyasiler ile birtakım asker ve sivil bürokratlar hep kendi tekliflerini ve sorunlara çözümlerini ortaya koymak yerine sürekli olarak ülkede bir hainler bir de vatanseverler gibi bir ayrıştırıcılığı söylem ve eylemlerinde tercih ediyorlar.
Bunun sebebi belki kısa yoldan ve az zahmetle ülke yönetimini ele geçirme yaklaşımı olabileceği gibi, merkez partileri iktidar olmasalar bile ana muhalefet olarak siyasette etkili olageldiler. Böylece farklı seslerin topluma ulaşması engellenmiş oldu. Hâlbuki böyle bir tavrı kendilerine esas edinen siyasi kadrolar bir yandan demokrasiyi dillerinden düşürmezlerken aynı zamanda farklılıklara tahammülün demokrasinin ilk şartı olduğu gerçeğinin gündemimize girmesini engellediler. Böylece sağı ve solu ile belli noktalarda ortak bir anlayış sergileyerek kitlelerin farklı düşüncelerle gündeme gelmesini engellemiş oldular. Böylece bir yandan demokrasiyi kimselere bırakmayan çevreler ve kadrolar kendi anlayışlarına göre bir demokrasiyi millete dayattılar. Bu dayatmalara bir süre tahammül edildi ama zaman geçtikçe bu yolun yanlış olduğu, söylenen ile yapılanın çeliştiği gerçeğini görmeyen ve duymayan kalmadı.
Bu ayrıştırıcı söylem ve eylemler 1980’li yıllara kadar toplumda ciddi bir gerilim oluşturdu. Birtakım iç ve dış düşmanların da gelişmeleri provoke etmeleri sonucu ülke bir çatışma alanı haline geldi, getirildi. O dönemleri tam olarak yaşamış birisi olarak diyebilirim ki; ülkemiz, birtakım dış tehlikelerin açık alanı haline geldi. 1980 darbesinin ardından hemen her kesimden insanlar toplanıp cezaevlerine konulup yargılamalar başladığında ortaya çıkan gerçeklerden birisi ve beni en çok etkileyeni bir silah ile sabah bir sağcı katledilirken öğleden sonra da bir solcunun öldürüldüğü sadece kulaktan kulağa yayılmadı, aynı zamanda daha sonraki yıllarda yayınlanan bazı hatıralarda da dile getirildi.
Yani ayrımcı ve çatışmacı üslubun acılarını millet çekti, ülkemizde hep kaybetti. Çünkü bu ayrışmadan fayda sağlayanlar oldu ise de özellikle gençlerimizin hayatlarının önemli bir bölümü mahkemelerde ve cezaevlerinde geçti. Böylece zamanın gençlerinin uzan yılları telef oldu. Gençler ülkeyi kurtarmak adına bunca sıkıntıya katlanmalarına rağmen, cezaevlerinden çıktıklarında yaşları 30-35’e gelmiş, emsalleri, özellikle de gençleri meydanlara sürenlerin çocukları tahsillerini tamamlamış, yeni dönemde devlet kademelerinde yerlerini almışlardı. Kısacası idealist gençler çile çekerken, kendilerini bu ülkenin ve devletin gerçek sahibi olarak görenler köşeyi dönmüşlerdi.
Bu bakımdan geçmişin acılarını yaşamış birisi olarak, bu millete ve ülkeye gerçekten hizmet etmek isteyenlerin ayrıştırıcı ve düşmanlaştırıcı üslubu bırakmaları gerekiyor. Bırakın ülke gerçeklerini insanımız görsün, görebilsin. Sadece gösterilenlerle yetinmesin. Bunun yolu da gerçek gündemin birtakım suni meselelerle karanlığa itilmemesinden geçiyor.