Karşılaştığınız iki insandan biri can sıkıntısından

bahsediyor. Özellikle gençler, hayattan keyif alamamaktan ve nedenini

bilmedikleri bir can sıkıntısından şikâyet ediyorlar. Yaşamlarını hakikat

ölçüsünde devam ettiremeyen ve dünya zevklerini hızla tüketip boşluğa kapılan

bir nesil var artık. Onlar hem kendilerinden hem çevrelerinden kopuk

yaşıyorlar.

İslam toplumlarının geleneğinde, sohbet ve paylaşım

ağırlıktadır. İnsanlar bir araya gelir sohbet eder, hasbihalleşir ve

birbirlerinden haberdar olurlar. Günümüzde ise insanlar bir arada yaşıyor, aynı

ortamda çalışıyor, aynı güzergâhta yolculuk yapıyorlar fakat duygusal bağlamda

aralarında büyük mesafeler var. Teknoloji yaşamı anlamlı kılan duygusal

bağlarımızı koparmakla kalmadı, çocuklarımızı ruhsal çökkünlüğe ve anlam

boşluğuna sürükledi.

Teknoloji hayatımızı birçok noktada kolaylaştırıyor.

Bilgiye kısa yoldan ulaşmamızı ve dünyada olup biten olaylardan haberdar

olmamızı sağlıyor. Modern araçlar öyle bir dünya ki, burada sadece

parmaklarınız konuşuyor. Fakat diğer taraftan, sohbet geleneğimiz zayıflıyor,

paylaşım duygularımız köreliyor ve bizler cansız birer nesneye dönüşüyoruz.

Araştırmalar,    Bu

toplumlarda gençler daha hayatın başında yaşamın tüm zevklerini tüketiyor ve

bulundukları ortamdan zevk alamaz hale geliyorlar. Bir şeyi elde etmek için

çaba gösteren kişi istediğine ulaştığında mutlu olur. Günümüz gençleri ise ne

çaba gösteriyor ne de elde ettikleri şeyden hoşnut olabiliyorlar. Şükür hamd,

tevekkül ve teslimiyet gibi değerlerden uzak yaşayan bu çocuklar bir şeyden

mahrum kalmaya tahammül edemiyorlar. Bütün yaşamları anlık hazlar düzleminde

devam ediyor.

Nereden geldiğimizin ve nereye gittiğimizin bilincine

varmadan can sıkıntısı ve boşluk duygusundan kurtulmamız mümkün değil. O

nedenle öncelikle çocuklarımızı İslami bilgi ve bilinç konusunda

desteklemeliyiz. İyilik, erdem fedakârlık, sadakat, şefkat adalet gibi

değerleri çocuklarımızın kalbinde yeşertmeli ve onları bu değerler çerçevesine

çekmeliyiz. Aksi takdirde can sıkıntısı diye tanımlanan bu hastalıkla başa

çıkmak kolay olmayacaktır.

Rabbim beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasip

olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen karşılıksız armağan edensin.

Böylece rüzgârı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne

yumuşakça eserdi. O da demişti ki: Gerekten ben mal (veya at) sevgisini Rabbimi

zikretmekten dolayı tercih ettim (Sad süresi, 32,35,36)