Hayat çok hızlı ilerliyor. Özellikle gazetecilikte günler, haftalara karışıyor.

Bazen “1 ay önce” dediğiniz bir meselenin neredeyse bir yıl öncesinde vuku bulmuş olduğunu fark ediyorsunuz.

Takip edenler bilir, son on yılın en etkili gazetesi tartışmasız Millî Gazete’dir.

Gerektiğinde sorumluluk almaktan asla imtina etmeyen, kamuoyunun peşine takılmayan ve her zaman bir adım önünde giden arşivlik sayfa/manşetlere imza atan gazetemizin hakkı, meslektaşlarımızla sohbetlerimizde de fazlasıyla teslim ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde gazetemizin Ankara Bürosu’nda uzun yıllar muhabirlik ve sonrasında da yazarlık yapan Ahmet Yavuz kardeşimizle hasret giderdik. Sohbetin bir bölümü de Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile alakalıydı ve 2013 yılında gazetemizde yayımlanan çok önemli bir röportaja geldi dayandı.

2013 yılında Millî Eğitim Bakanlığı müsteşarı olan Yusuf Tekin, FETÖ’nün hedef listesinin başındaki isimdi. İmkân bulsalar Tekin’i bir kaşık suda boğacaklardı. Özellikle dershanelerin kapatılma sürecinin tüm faturasını Yusuf Tekin’e kesen örgüt, Millî Eğitim Bakanlığı personelinin fişlendiğini ve bu işlemin de Tekin eliyle yapıldığını dillendiriyordu.

Kendi gazete ve televizyonlarında sürekli bu yönde haberler yayımlıyorlardı.

Tam bu noktada devreye Millî Gazete girmişti. Ahmet Yavuz, Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin ile konu hakkında önemli bir röportaja imza atmıştı.

Tekin, o röportajda, “Fişlemedim, fişlendim!” derken, bakın başka neler söylemişti: “Ben 28 Şubat sürecini yaşayan ve bu süreçte “fişlenen” bir kişiyim. Dolayısıyla bundan dolayı mağdur olmuş birisiyim. Bakın, birilerinin ısrarla dershanelerin kapatılması olarak takdim ettiği bu süreç, bir kapatma süreci değil, bir dönüşme süreci. Ve bu süreç, yine birilerinin kasıtlı şekilde iddia ettikleri gibi, 2004 MGK kararlarıyla başlamış ya da başlatılmış bir süreç de değil. Eğitim sistemimizin kronik bir sorunu haline dönüşen dershanelerle ilgili olarak bu konu yalnızca hükümet partisinin değil, aynı zamanda CHP ve MHP’nin de gündemine girmiştir.”

Tam sayfalık bir röportaj, karanlık günlerde önemli bir adımdı. Bugün prof. olan ve Millî Eğitim Bakanlığı koltuğunda oturun Yusuf Tekin adına “hüküm ve destek veren” hatta risk alan bir adımdı. Herhangi bir beklenti içerisine girilmeden risk alındı ve hüküm verildi. Sonuç da alındı.

Bu da bizim muhasebemiz…

Muhalefete muhalefet etmek tarzımız değil. Mantıklı da değil. Herhangi bir muhalefet partisinin yapacağı her türlü yanlış, kendi kurumsal kimliğine zarar verir. Bir vatandaş olarak bizleri hiç mi hiç alakadar etmez. İstisna olarak, söz konusu partinin gönüldaşı değilsek.

Ama 783 bin kilometrekarelik bu topraklarda yaşayan her bireyin hayatını direkt etkileyen ise iktidardaki partinin yaptıkları ya da yapmadıklarıdır. Dolayısıyla istisnasız her birimizin iktidar partilerine dikkat kesilmemiz gerekiyor.

Peki, pehlivan tefrikası gibi böylesi bir girişi niçin yaptık?!

Şunun için yaptık; iktidar partisinin 21. kuruluş yıl dönümünü ve kendileri açısından geride bıraktıkları yılların muhasebesini yaparak övünç kaynakları arıyorlar. Kendi pencerelerinden bakınca haklılar.

Biz ise çok fazla detaya girmeden Gazze’de yaşadığımız ağır yıkım dolayısıyla ilkokula giden çocuklarımızın dahi anlayabileceği seviyede bir değerlendirme yapalım.

2002 yılında yani Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelmeden önce Irak, Libya, Suriye ve Mısır ne haldeydi, bu devasa İslam coğrafyası şimdi ne halde?

Bir aydır aralıksız kan ağlayan Filistinli kardeşlerimiz ne haldeydi, bugün İsrailliler ne halde?

Saddam Hüseyin ve Kaddafi hayatta olsaydı onlara da sorardık “ülkelerinizi kimler, kimlerle bu hale getirdi” diye ama biri Kurban Bayramı arifesi Amerikalılar tarafından idam edildi, diğeri de dövülerek öldürüldü. O sırada ülkemizdeki kansızlar da sevinç çığlığı attı, kulaklarımızla duyduk. Ahirette şahitlik edeceğiz inşallah. Mursi’nin akıbeti de malum! Esad ise Esed oldu, aramıza kan girdi.

Peki şu basit sorunun cevabını bilen var mı?

Sizin devr-i iktidarınızda İslam coğrafyasında taş taş üstünde kalmazken siz kiminleydiniz ve ne yapıyordunuz?

Soru çok basit.

Bizim cevabımız ise ya beceriksizsiniz ya da …!

Üçüncü bir ihtimal yok.

Yol, köprü mevzusunu açacaksak o konuda da birkaç kelam ederiz biiznillah.