Saadet Partili kardeşlerimizin Ankara’da uğradıkları saldırının haberini öğrenince ve fotoğraflarını görünce yüreğimden vuruldum, derin üzüntü duydum. “Vah bize, eyvah bize! Aman ha!” demekten kendimi alamadım. 4 Mayıs 2018 tarihli “Seçimin Manası Ne?” başlıklı yazımızın baş kısmında şöyle demiştim: “Aman dikkat! Kardeşliğimizi zedelemeyelim! İnancı zedeleyici sözler sarf etmeyelim! Oyunlara gelmeyelim!”

Şu mübarek Ramazan günü yapılanlara bakın. Saadet Partili kardeşlerimize hunharca saldırılıyor. Biri yoğun bakımda yatacak kadar ağır şekilde 7 kardeşimiz çeşitli yerlerinden yaralanıyor. Bu vahşete dur denileceğine, acilen hastaneye gitmesi gereken ambulansa dur deniliyor. Yani vahşetin üzerine tüy dikiliyor. Bütün bu elem verici hâdiselerden, bana göre çok daha elem verici olanı, idarecilerin şu yapılan saldırıyı kınamamaları ve bu vahşetin müsebbipleri hakkında hak ettikleri muamelenin yapılmaması… Bilakis, sanki hastanelik olan mazlumlar suçluymuş gibi açıklamalar yapılması…

Gerçi kınamalardan da artık gına geldi ya! İsrail, Filistinli kardeşlerimizi katleder; BM kınar, İİT kınar, AB kınar, o kınar, bu kınar, peki netice?!.. Netice yok! İsrail bildiğini okumaya devam eder…

Ankara’da vuku bulan hâdise karşısında başta Sayın Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı olmak üzere ilgililerden beklediğimiz “kınama”dan maksat, her cihetten “gereğini yapmak”tır. Bu yapılmadığı takdirde, derin mağduriyete derin muğberiyet eklenmiş olacaktır.

Uçuk kaçık açıklamalarda bulunan sayın ilgililer elini vicdanına koyup söylesin, bu yedi yaralı kardeşimiz ve diğer saldırıya maruz kalan kardeşlerimiz ne yaptı? Hazineden tek kuruş yardım almadıkları için, kendi imkânlarıyla temin ettikleri parti bayraklarını asmak istemişler. Bu gayretli, fedakâr insanları 50 yıldır tanırım. Tek istekleri; ülkenin ve bu ülkede yaşayanların iyiliği, refahı, huzuru, saadeti… Bu güzel istekleri öyle sözden ibaret değil. Kendilerini idare noktasından yetiştirmişler. Yani sözlerinin eri kişiler. “İdareye gelelim de biraz da biz nemalanalım” düşüncesinde değiller. Bunu da idareye geldiklerinde göstermişler. İstanbul’da Millî Görüş camiasından tanıdığım pek çok dostum var. Bunlardan biri “Berber Hasan Abi.” Ankara’da saldırıya uğrayan kardeşlerimiz gibi her seçim devresinde canla başla çalışır, ilerlemiş yaşına rağmen direklere çıkıp bayrak asar. Bu değerli dost, Refah Partisi İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandığında, yüksek okul mezunu oğlunun belediyenin bir kuruluşuna girmesi için aylarca uğraşmış, ancak netice alamamıştı. İşin ehli olan oğlu görev alamazken, başka siyasî görüşe mensup olanların işe alındıklarını esefle müşahede etmişti. Ama yine de davaya küsmemiş, o zamanki belediye başkanına küsmemiş, hatta Sayın Erdoğan hapse konulduğunda üzüntüsünden gözyaşı dökmüştü. İşte bu şekilde kendi menfaatlerinin değil, ideallerinin peşinde koşan bu fedakâr insanlara bu yapılır mı?

Arkadaş, bu yapılan vahşeti hazmedemiyorum. Bu vahşetin hesabı sorulmazsa, bu mübarek Ramazan ayında kardeş kanı dökülmesine tavır alınmazsa, ülkenin huzuru derin yara almış olur. Seçime gölge düşer.

Yeri gelmişken seçimle ilgili de bir çift laf edelim: Bu basit bir “seçim” değil, 80 milyonu, ülkenin istikbalini alâkadar eden mühim bir seçim. Böyle bir seçim “âdil” olmalı. Özel TV’lere diyeceğimiz yok da devletin, dolayısıyla milletin televizyonlarından cumhurbaşkanları adayları “eşit” faydalanmalı. Halk, herkesin görüşünü öğrenmeli, kimin ülkeyi idare edebilecek kapasiteye sahip olduğunu görmeli ve ona göre kararını verebilmeli. Gönül, gerçekten tarafsız ve bağımsız gazetecilerin önünde bütün adayların bir arada görüşlerini açıklamasını istiyor. Bu mümkün olmazsa, her aday için böyle programlar yapılmalı. Yoksa bir taraf devletin bütün imkânlarını kullanırken, diğer adaylar bundan mahrum olursa, öyle bir seçim ne derece âdil olur? Hele bir de Saadet Partili kardeşlerimizin saldırıya uğradığı gibi hâdiseler olursa… Saldırıya uğrayan bütün kardeşlerimize geçmiş olsun diyor ve yaralılara Rabbimden şifa diliyorum. İnşallah bir daha bu hâdisenin benzeri vuku bulmaz…