Büyük bir bekleyiş başlamıştı, 1071 rakımlı Çankaya Köşkü’nde…
Uzun bir gece olacağı açıktı…
Sancılı bir dönemden geçiyordu, Türkiye.
Gecenin sessizliğini Ankara Valisi Avni Doğan’dan gelen telefon bozdu;
Çankaya Köşkü’nü arayarak seçim sonuçları hakkında Milli Şef olarak anılan İsmet İnönü’ye bilgi verdi.
İsmet İnönü, Ankara Valisi Avni Doğan’a telefonda şöyle diyordu; “Güzel, demek iktidar onlara teveccüh etmiş bulunuyor. Şimdi derhal Celal Bey’i (Celal Bayar) telefonla arayınız ve kendisini tebrik ettiğimi söyleyiniz. İktidarı devralmak için hazırlıklarını yapsınlar…”
Bu cümleler esasen halkın tercihine yönelik büyük bir kırgınlığı, yılgınlığı, küskünlüğü de ifade etmekteydi.
Gecenin ilerleyen saatlerinde seçim sonuçları daha da netleşmişti.
İsmet İnönü özellikle Başkentlilere kırgındı. Zaman zaman, biraz da şaka yollu dilinden dökülen, “Çok istiyorum, şu Ankara beni seçmesin!” cümlesi hakikat olmuştu.
Bak şu işe; gerçekten de Milli Şef Ankara’dan milletvekili seçilemedi.
Memleketi Malatya’dan da aday gösterilmemiş olsaydı, 1923 yılından beri ülkeyi yöneten, hemen her karışına hükmeden İsmet İnönü vekil dahi seçilemeyecekti.
İnönü bir şekilde milletvekili seçilebilmişti ancak CHP hükümetinde başbakan hariç hiçbir bakan milletvekili olarak parlamentoya giremedi, seçilemedi, milletin teveccühünü alamadı.
Bazı CHP’liler bu sonuçları halkın nankörlüğüne bağladılar.
14 Mayıs 1950 akşamı Çankaya Köşkü’nde, illerden gelen seçim sonuçlarıyla ilgili değerlendirmelere başlanmıştı bile.
Gelen sonuçlar hiç de iç açıcı değildi, yüzler bir türlü gülmüyordu...
Mesela, Kocaeli ve Rize’de CHP seçimleri kaybetmişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde yenilginin büyüklüğü daha da beliriyordu. CHP, Türkiye çapında illeri tek tek kaybediyordu.
Anlaşılması kolay ama bir o kadar anlatılması zor, derin bir hayal kırıklığı yaşanmaya başlamıştı.
Milli Şef, 1950 seçim sonuçlarını şu tek kelime ile niteledi; ‘fena!’
Seçim sonuçlarıyla ilgili İnönü’nün ilk değerlendirmesi şu şekilde oldu;
“Bu sonuç, iç politikanın bizi suçlamasıdır, dış politikanın bizi suçlamasıdır. Kitlelerin suçu yoktur, aydın denilen zümre bize karşı neler aşılamamıştır. Son zamanlarda onları yendiğimizi sanıyorduk, yanılmışız. İç politikanın suçlamasıdır, çünkü bu parti, karşımızdaki parti fırsatı kullanıyor, devrimler henüz kökleşmemiştir. Dış politikanın suçlamasıdır, çünkü Rusların geniş ölçüde propaganda yaptıkları kuşkusuzdur.”
Milli Şef, seçim sonuçlarının ‘halkın kandırılmasına ve devrimlerin yerleşmemesine’ bağlıyordu. Bir de şu ‘Ruslar’ olmasaydı iyiydi!..
***
Şurası önemliydi; yıllardır iktidar gücünü elinde bulunduran İsmet Paşa, buna karşın iktidarı devretmek konusunda en küçük bir tereddüt içinde bulunmadı.
1950 seçim hezimetinden sonra İnönü’nün şu cümlelerine dikkatinizi çekmek istiyorum;
“Meclis’i çağırmalıyız. Onlara hükümeti kurmayı önermeliyiz. Ben iktidarı bırakmağa giden onurlu bir yolu tutmakla arkadaşlarıma karşı ve belki de tarihe karşı bir durumda görülebilirim. Fakat başka türlü hareket, rejimi bir ayaklanmayla sona erdirmek olurdu. Gezgin İstiklal Mahkemeleri’yle bir ülke yönetilemez.”
Ülkeyi baskı idaresiyle ‘Şef’ olarak yöneten İsmet İnönü, dünyadaki değişimin farkında olarak “şeflik” döneminin artık geride kaldığını bu cümlelerle ifade etmişti.
***
Yukarıdaki fotoğraf 1950 seçimleri gecesi yaşandı.
Günümüzde halen konuşulan, unutulmayan, şaibeli 1946 seçimlerinde yaşanan “Açık oy, gizli tasnif” skandalının ardından, 14 Mayıs 1950’de Cumhuriyet tarihindeki ilk serbest seçimler yapıldı.
1950 Mayıs ayının 18’inde seçimin resmi sonuçları şu şekilde açıklandı: Demokrat Parti (DP) % 53,3 oy oranı ile 408 milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) % 39,9 oy ile 69 milletvekili, MP ise % 3,1 oy oranı ile 1 milletvekili kazandı.
KOLAY OLMAYAN SEÇENEK!
Düşünün;
* Yıllardır süren baskıcı bir ‘tek parti’ hâkimiyeti…
* Yıllardan bu yana belli bir çizgiyle ve anlayışla örülen bir memleket…
* Bir ucundan diğer ucuna kadar bu anlayışın uzantıları olan bürokratik bir yapıya bürünmüş bir ülke…
Bu şartlarda tek partili yönetimden çok partili bir yönetime geçmek –seçimle bile olsa- o kadar da kolay değildi!
Ancak buna rağmen Milli Şef, demokratik usulleri işletmeyi –isteyerek ya da istemeyerek- bir şekilde uygulamıştı…
Şunu ifade etmek istiyorum; bazen uygulaması zor olsa da halkın tercihlerine saygı duymak ve milli iradeye bağlı kalmak önemlidir…
DEMOKRATİK TAHAMMÜL!
* Milliyetçi Cephe (MC) hükümetleri; yani Milli Selamet Partisi’nin (MSP) Adalet Partisi (AP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile kurduğu hükümetler… Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın, başbakan yardımcısı olarak Kıbrıs Barış Harekâtı başta olmak üzere fabrika temellerinin atılmasına kadar çok ehemmiyetli hizmetlere ve icraatlara imza attığı dönemler…
* Şemsettin Günaltay’ın başbakanlık görevlerine getirilmesi ve bu dönemde ilk ilahiyat fakültesinin, ilk imam-hatip okullarının açılması…
* Refah Partisi’nin (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ile seçim ittifakı…
* Bülent Ecevit’in Devlet Bahçeli ile kurduğu koalisyon…
***
Yukarıdaki bazı örnekler, bence kısa demokrasi tarihimizin olumlu sayfaları…
Son söz; halkın tercihlerine bağlı olarak iktidarı paylaşmak, bizim gibi düşünmeyenlere tahammül etmek zor ama gereklidir…