İşgalci, soykırımcı, Siyonist İsrail nefes almadan hiç denenmemiş silahları, mühimmatları Gazze’nin üzerine boşaltmaya devam ediyor!

Bugün, 17 Eylül 2025, Çarşamba...

* Gazze'de 712 gündür soykırım devam ediyor!

* Gazze'de şehit sayısı resmen 65 bini geçti. Yaralı sayısı 250 bini geçti...

* Gerçek rakamlar bu rakamların elbette çok çok üzerinde...

* 712 gündür Gazze’de bebekler şehit edilmeye devam ediyor.

* 712 gündür Gazze’de çocuklar şehit edilmeye devam ediyor.

* 712 gündür Gazze’de gençler şehit edilmeye devam ediyor.

* 712 gündür Gazze’de yaşlılar şehit edilmeye devam ediyor.

* 712 gündür Gazze’de kadınlar şehit edilmeye devam ediyor.

***

* 8 milyarlık dünya âlemi Gazze soykırımına sessiz, kör ve sağır!

* 8 milyarlık dünya âlemi içinde 2 milyarlık İslam dünyası da Gazze soykırımına kör ve sağır! Maalesef ve de ne yazık ki!..

* Üzerinde sorumluluk olanlar bu sorumluluklarını yerine getirmiyor/getiremiyor! Bknz; İslam ülkeleri yöneticileri, yetkili ve ilgilileri...

* Üzerinde sorumluluk olmayanlar alakasız cümlelerle güya Gazze soykırımını protesto ediyor ama perdenin arkasından da kıs kıs gülüyor! Bknz; sarı kovboy Trump vd.

***

* Gazze ablukasını ortadan kaldırmak için yola çıkan Özgürlük Filosu'nun yolu açık, menzili Gazze olsun. Mübarek olsun. Âmin.

VAY YALANCI VAY!

ABD Başkanı Donald Trump, Katar topraklarında HAMAS'a yönelik işgalci İsrail saldırısına ilişkin bilgi alır almaz bir şey yapmış!

Trump Bey, Özel Temsilcisi Steve Witkoff'a Katarlıları "yaklaşan saldırı" hakkında bilgilendirmesini istemiş...

Trump'ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan’ının talimatını yerine getirmiş! Katarlıları enforme etmiş saldırı hakkında, bilgilendirmiş!

Ama o arada şöyle bir şey olmuş;

Başkan Trump'a kulak verelim;

* "O da (Steve Witkoff) bunu yaptı ancak ne yazık ki saldırıyı durdurmak için çok geç kalınmıştı."

Trump, Katar'a saldırmaması için bürokratına talimat veriyor ama nasıl oluyorsa geç kalınıyor!

***

İnandınız mı? İnandık mı?

Bu iletişim çağında her türlü bilgi saniyesinde hatta salisesinde muhatabına anında, ışık hızı ile 'şak' diye ulaşırken, Trump'ın talimatı anında yerine ulaşmayacak, öyle mi?

Üstelik devlet başkanlarının masasında kırmızı telefonlar var; hiçbir aracıya gerek kalmadan istediği ülke yöneticilerini direkt arayabildikleri mekanizma... Neden bir tuşa basmadı Sarı Kovboy acaba?

Trump'ın bu güya 'mazeret' cümlesini okuyunca dudaklarımdan şu kelimeler döküldü;

- Vay yalancı vay!

- Vay palavracı vay!

- Vay düzenbaz vay!

HAMDİ KILIÇ'IN ARDINDAN...

27 Kasım 2017 tarihli Milli Gazete’de bu köşede, "O fotoğrafın hatırlattıkları…" başlıklı şu yazıyı kaleme aldım;

"Yıl, 1986… Üniversiteye yeni başladığım yıllar…

Yer, Ankara Basın Yayın Yüksek Okulu (BYYO) kantini…

Şimdi hâlâ aynı yerde midir; o dönem okul kantini bodrum kattaydı.

Loş ve soğuk/boğuk bir ortamı vardı… Ankara BYYO’nun uzun yıllar en önemli vasıflarından biri hiç kuşku yok ki sol geleneğin çok güçlü olduğu okullardan biri olmasıydı…

“Sol kale”lerden “Mülkiye” ile iç içe olması, Cebeci Öğrenci Yurdu’nun ve Ankara Hukuk’un da hemen yanı başında yer alması sol geleneği burada güçlendiren etkenlerdendi, belki…

Silindir gibi geçen 12 Eylül askeri darbesine ve ANAP iktidarına rağmen okulda sol örgütlerin hâkimiyeti ve baskınlığı tartışılmazdı. Böyle bir ortamda biz BYYO’yu yeni kazanan 3-5 imam hatipli bir kenarda çay içip sohbet ediyorduk…

O sırada bizden daha kıdemli olan birkaç arkadaş daha geldi, yanımıza…

Çevreden gelen garip bakışlar ve fısıltılar hemen dikkatimizi çekti.

Hani öyle ki, neredeyse “Allah” kelimesini telaffuz etmek dahi yasaktı… Çay içmeye, sohbet etmeye başladık...

Günlerden Cuma idi ve Cuma namazına gitmek için hazırlık yapmalıydık…

O sırada kimsenin beklemediği bir gelişme yaşandı…

Bizim masada oturan kıdemli öğrencilerden biri, (bir üst sınıfta) bir anda kalktı, gömleğinin kollarını sığadı, kantinin köşesinde bulunan lavaboya gitti, abdest alıp geldi.

Hâlâ gömlek kolları sığalıydı ve kollarından sular damlıyordu...

Herkesin şaşkın bakışları arasında bir meydan okumaydı, bu…

“Ben… Biz buradayız!..” dercesine… Kantini tıklım tıklım dolduran solcu öğrencilerden çıt çıkmadı…

Hiçbiri tek kelime edemedi…

Yalan yok; bu hareket biz tıfıllara da bir özgüven sağladı, o baskıcı ortamda…

***

Biliyorum, şimdi hepiniz merak ediyorsunuz, “Bu kimdi?” diye…

Bu öğrencinin adı Hamdi Kılıç…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ABD Başkanı Tump ile yaptığı son telefon görüşmesinde, basına yansıyan o fotoğraf karesinde yer alan isimlerden biri…

Fotoğrafta, ayaktaki isimlerden biri Erdoğan’ın Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, diğeri -elinde kalem not tutan- ise Hamdi Kılıç…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik eden öteki isimler, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın…

O fotoğraf karesinde Hamdi Kılıç’ı görünce bunları hatırladım…"

***

Şimdi...

O fotoğraftakilerden biri olan Hamdi Kılıç 3 yıl süren ağır bir hastalık süreci sonunda önceki gün rahmet-i Rahman’a kavuştu.

Hamdi Kılıç, “Başdanışman” sıfatıyla Külliye’de önemli isimlerden biriydi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşma metinlerinin yazarıydı… 4-5 kişilik ekiple çalışıyordu…

Hamdi Kılıç, AK Parti'nin iktidara geldiği 2002’den bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakın çalışan ekiptendi.

Önce Başbakanlık, ardından Beştepe…

Ama bir özelliğini hemen ifade edeyim; çok fazla ortalıklarda gözükmeyen, işinde gücünde bir bürokrattı.

Fikir insanı idi. Dobra dobra bir adamdı.

Çevresinde, işine odaklı, üzerinde çalıştığı konuyu, hususu sonuçlandırana kadar çaba ve gayret gösteren motivasyona sahip biri olarak biliniyordu.

Sosyal medyayı da çok fazla kullanmıyordu…

***

Hamdi Kılıç'a Rabbim rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Ailesinin, sevenlerinin başı sağ olsun. Âmin.