Gençlik çalışmaları diye bir şey var. Gençlik üzerine çalışmak, gençleri kazanmak, yeni bir nesil inşa etmek diye açıklanıp giden şeyler. Gençlik çalışmalarının merkezindeki gençleri sadece muhatap olduğumuz gençler gibi zannederek devam edip giden kısır, tıkanmış, çözüm önerileri yetersiz, zamanın ruhuna aykırı, inandığımız değerlerin hikmet yönüne ters çalışmalar. Çalışma deyince yeterli olacağını zannediyoruz ama maalesef yeterli olmuyor. Yeterli olmuyor demek bile az kalır aslında çünkü olmuyor. İşte zurnanın zırt dediği yer burası.

Bir problemi çözmek için öncelikle o şeyin problem olduğunu kabul etmek gerekir. Eğer siz bir vakıf, dernek ya da başka bir kurum olarak kendinizi yeterli, diğerlerini yetersiz görüyorsanız ya da anlaşılmadığınızı düşünüyorsanız ve hatta diğerlerinin sizi anlamadığını düşünüyorsanız konu çoktan kapanmış demektir. Bu bakış açışı ile hiçbir şey değişmez. Yerinizde sayar durursunuz. Yerinde saymak ise her geçen gün geriye gitmek demektir. Çünkü etrafınızdakiler ilerlemeye devam ettiğinde siz geriye gidiyorsunuz demektir. Konuyu biraz daha izah etmeye çalışayım.

On binlerce hatta yüz binlerce gencin yaşadığı bir şehirde elli yüz gençle bazı çalışmalar yapıp kendini yeterli görmek hatadır. Bir vesile ile binlerce gence kısa bir süreliğine ulaşıp işimizi hakkıyla yapıyoruz demek hatadır. Araziyi tanıyalım demek ve bir türlü araziye hâkim olamamak, yeni neslin özelliklerini konuşup bu özelliklere uygun yöntem ve metotlar geliştirememek hatadır. Çağın yeniliklerini takip edememek, zamanın ruhunu okuyamamak, teknolojik gelişmelerin gerisinde kalmak büyük bir eksikliktir. Kırk yıl öncesinin yöntem ve metotlarını birer tabu haline getirmek, biz bu işin kitabını yazdık vehmine kapılmak, aynı şeyleri tekrar tekrar deneyerek farklı sonuçlar beklemek nedir, buna siz karar verin.

Yeni bir iletişim kültürüne ihtiyacımız var. Yeni bir anlayışa, çağımıza uygun, yeni nesle ulaşabileceğimiz geliştirilmiş yöntem ve metotlara ihtiyacımız var. Pekiyi neler yapabiliriz? İnanın yapılacak o kadar çok şey var ki, anlatmakla bitmez ama bunları konuşamıyoruz. Çünkü bunları konuşabileceğimiz ortamlar oluşmuyor. Oluşsa sonuç raporları tozlu raflara kaldırılıyor. O raporlar okunsa harekete geçilemiyor. Birkaç parça projede harekete geçilse devamlılığı sağlanamıyor. Yani içinden çıkılmaz bir döngünün içinde dolap beygiri gibi dönüp duruyoruz.

Bütün bunlardan önce bahsettiğim konunun şöyle bir yönü var ki; o çok daha sıkıntılı. Gençlik çalışması yaptığını zanneden kurum, kuruluş ve yetkililerin bu sorunlardan haberi bile yok. Haberi olanlar ise bir şekilde ya dikkate almıyorlar ya da bu hareketliliği yönetecek enerjileri yok ama diğer taraftan kabullendikleri herhangi bir sorun da yok. Bazı demode savunmalarla sivil toplumculuk oynamaktan başka yaptıkları bir iş kalmamış durumda.

Her şeye rağmen bu işler düzelir mi? Elbette düzelir ama bugün için bizim de dua etmekten başka çaremiz yok. Zor zamanlardan geçiyoruz diye savsaklayanlar şunu iyi bilmeli ki; zor zamanlar bitmez ve hatta zaman ilerledikçe bazen zor zamanlar daha da zorlaşır. Onun için olması gereken bugün yapılacakları planlayıp harekete geçmekten başka bir şey değildir. Bol dua ile beklemeye devam ediyoruz.