Günümüzde spor müsabakaları ve bunlar arasında bilhassa futbol; spordan çok, çetrefilli ve esrarengiz maksatlar için araç yapılmaktadır. Yakın tarihte futbol, bazı diktatörlerin “halkı uyutma ve uyuşturma aracı” olarak kullanılmıştı. Portekiz Diktatörü Slazar ile İspanya Diktatörü Franco bunlar arasındaydı. Franko’nun, “Ben ülkeyi üç F ile yönetiyorum” demesi meşhurdur. Bu üç F’nin açılımı; Futbol, Fado (bir nevi halk müziği) ve Fiesta (dans). İnsanlar, futbol, müzik, dans, yani bilumum eğlence ve nefsanî arzuların gıdıklanması ile uyuşturulacak. Diktatör efendi de keyfine bakacak…
Yaklaşık üç yüzyıldan beri bütün dünyayı yönetimi altına almaya kalkışan bir komite var. Bunlar şeytanın ortakları gibi. Bütün İlâhî değerlerlerle mücadele etmekte ve kendi sistemlerini ihdas etmeye çalışmaktalar. Tıpkı Firavun’un sihirbazları gibi, türlü vasıtalarla insanların gözünü boyamakta, onların nefsanî arzularını tahrik etmekte, insan olmalarını sağlayan duyularını ve havaslarını dejenere etmektedir. Spor da onlar için bunu sağlayan bir vasıtadır. Bütün spor müsabakalarında giyilen kıyafetler, Allah-u Teâlâ’nın kadın ve erkek için koymuş olduğu “Setr-i Avret” emrine zıttır. Her iki cins için de bütün uzuvları belli edecek tarzdadır.
Bu spor branşlarından bilhassa futbolun yeri başkadır. Futbol; âdeta o komitenin dini gibi kabul edilmiştir. İnsanlar en mukaddes değerlerden daha çok futbolla ilgilenmeye başlamıştır. Futbol aynı zamanda kumarın her çeşidi ile entegre hale getirilmiştir. Futbolda muazzam paralar dönmektedir. Bir futbolcuya bir yılda 200 milyon dolar (avro) ödendiği vakidir. (Ronaldo’ya verilen miktar.) Ancak futbolu araç olarak kullananlar o paralardan çok daha fazlasını kazanmaktadırlar.
İnsanlar futbola o kadar ehemmiyet vermeye başlamıştır ki, tuttuğu takımların sevgisini çok şeyin, hatta mukaddes değerlerinin de önüne geçirebilmektedir. Futbol müsabakası uğruna, namazı, ailesini unutabilmekte, bir müsabaka için akıl almaz fedakârlıklarda bulunmaktadır. Trabzonlu bir komşumuz, 1996’da oynanan Trabzonspor- Fenerbahçe şampiyonluk maçını seyretmeye gitti. Dönüşte bize şunları anlattı: Yaklaşık sekiz saat statta kalmışlar. Yer bulmak için önceden stada girmişler. “O kadar kalabalıktı ki, ayakta birbirimize kenetlenmiş gibi duruyorduk” diyor. Peki, “Affedersiniz tuvalet ihtiyacınız olduğunda ne yapıyordunuz?” dediğimizde şöyle dedi: “Kımıldamanın imkânı yok. İhtiyacımızı bir poşete giderip, poşeti stada atıyorduk.” Düşünebiliyor musunuz? Bazen beklerken kardan adama dönenler olmuştur. Bu durumda olanlara, “Namazı nasıl ve nerede kılıyorsunuz?” sorusunu sormak abes.
Siyasî parti taraftarlığı, bir cemaate ve tarikata bağlanmak; futbol fanatikliği yanında çocuk oyuncağı gibi kalır. Sıkı bir taraftar, takımı için her türlü fedakârlığı yapar. Kaç para olursa olsun, takımının formasını alır. Takımının maçlarına gider. Hatta deplasman maçlarını da kaçırmaz. Aklı, fikri hep takımındadır. Çoluk çocuğuna, ailesine zamanını ayırmaz. Maçlara gitmek uğruna mutfak masraflarından kısar. Hele bir de futbolla ilgili bahis oyunlarına meraklıysa bütçesi iyice alarm verir.
Asırlar önce Firavun’un sihirbazları, iplere cıva sürerek güneş ışığında onların hareketlenmesini sağlamış ve insanların gözüne yılan gibi göstermişlerdi. Böylece insanların havf damarını canlandırmış, böylelikle Firavun’a bağlanmaları için çalışmışlardı. Roma İmparatorluğu’nun diktatörleri arenalarda gladyatörleri dövüştürmüş, bu ölümüne dövüş müsabakaları ile halkın gözünü boyamışlardı. İşte günümüzde bu “göz boyama ve uyutma taktiklerinin” en âlâsı, futbol müsabakalarıdır. Takımlarda oynayan futbolcular eski gladyatörlerin yerini almıştır. Futbolcular âdeta bir robot ve bir gladyatör gibidir. Bütün hayatları planlı ve disiplinlidir. Belli yaşa kadar (ortalama 35-40 yaş) bütün enerjisini sarf etmektedir. Onların sarf ettiği bu efor neticesinde ortaya çıkan oyun, gerçekte sahnelenen “oyunlardan” sadece biridir. İnsanların zihni uyuşmakta, mukaddes değerlerini ya unutmakta, ya bütün bütün kaybetmekte, bazen en ağır küfürleri ederek kendini kaybetmekte, bazen de rakip takımın taraftarıyla kavga etmekte, hatta bazen öyle olmaktadır ki tuttuğu takımın yöneticilerine, futbolcularına en ağır sözleri söylemekte, kendi statlarına zarar verebilmektedir.
İnsanlar, futbolun ve spor müsabakalarının hangi gayeler için kullanıldığını sorgulamalıdır. Bu işlerin sırf spor için yapılmadığı açıktır.