Kale Grubunun davetlisi olarak geldiğim Fethiye de, gerek yol boyunca ve gerekse geldiğim bu mekânda, gözlemlerim, izlenimlerim ve düşüncelerimin yoğunluğundaki çağrışımlarda içimden akan şeyleri sizlerle paylaşmak niyetiyle bu yazının başına oturdum.

Fiilen kış ayının girişinde bulunuyoruz. Güneş doğaya ve insana gülümsese de, o nazlı duruşun ardında insanı çarpan bir yanı var. Kar doğaya ilk dokunuşunu gerçekleştirmiş. Meşe yaprakları dökülmese de iyice sararmış. Farklı bir güzellik. Güçlü bir el fırçasını vurmuş doğaya farklı bir güzellik vermiş. Doğanın ilâhi güç tarafından gömlek değiştirmesidir bu. Yol boyunca dağların zirvesine bir gelininin gelinlik tacı gibi konmuş olan kar yeni mevsimi iyice belleğe oturtuyor.

Fethiye ye 98 km. mesafedeki Söğütlü de bir benzin istasyonu, küçük bir dinlenme merkezinde öğle namazını eda için durduğumuzda "burada çay molası bile verilmez" deyiverdim. Birileri bunu duydu ve gülümsedi. Abdest alıp küçük mescide yöneldiğimizde kuruluşun sahibi bir yandan çay hazırlığı ve servis telâşındaydı. Seferiyiz, namazımızı, bize verilmiş ruhsat gereği eda ederken, bizimle cemaat namazına duran Trabzonlu bir arkadaş içi rahat etmemiş olmalı ki, sünnet namazların tamamını yeniden eda etti. Namazdan çıktığımızda istasyon sahibi çay servisi yapıyor bir telâşla koşturuyordu. Yüzünden nur akan bu insana, ayrılırken borcumuzu sorduğumuzda: "Burada parayla çay satılmaz. Bu benim size ikramımdır" deyince kendi kendime mahcup oldum.

Fethiye yakınlarındaki yerleşim merkezlerinde bir canlılık var. Bu mevsimde sera hazırlıkları iyice yoğun.

Fethiye girişinden itibaren bir yabancılığın yoğunluğunda insan kendini buluyor. Bütün işyerlerinin adı yabancı. Bu, bir komplekse dönüşmüş. Hasbelkader Türkçe bir isme rastlasak tuhaf bir sevinç duygusu yaşanır. Sanki yabancı bir yere gelmişsiniz izlenimi uyanır. Camiler olmasa bu beldeler iyice yabancılaşacak.

Birkaç yıl evvel Duisburg a gitmiştim, oradaki Türkçe iş yeri adı buradakinden daha çoktu. Bu karşılaştırma bana da tuhaf gelmiyor değil.

Kale Pazarlama dan Sina bey, 1980 öncesinde buralar ıpıssızdı. Buraya gelmiştim. Buraların sahibi zavallı bir adamdı ve ayaklarını sürüyordu. Buraları kim bilir yok pahasına satmıştır" bulunduğumuz otel çok geniş bir alana kurulmuş. Turgut Özal zamanından Ölü Deniz bölümünün tamamı birine verilmek istenmiş, çevre halkı ve köylüler ayaklanmış. "Tamamını verirseniz, hem bu binaları, hem de ormanı ateşe veririz" deyince bir bölümü verilmiş.

Ölü Deniz den bakarken bulunduğumuz otelden olan görüntüler bu yabancılıktan hiç de farklı değil. Bu kadar büyük ve geniş otelin bir mescidi bile yok. Kale Grubu gelince, bayilerden namaz kılanlar için bir yer mescide dönüştürülmüş.

Osmanlı ve İslâm medeniyeti bir kara medeniyetidir de. Burada bu konu üzerinde zihin yorarken, Anadolu dan Balkanlara ve İstanbul a uzanan damardaki büyük merkezlerin tamamı karadadır. Bağdat vadisi, ekolü ne yazık ki bu yazı yazılırken, Bağdat haçlılar tarafından istila edilmiş ve Bağdat uygarlığı ortadan kaldırılmıştır- Anadolu yu ortadan ikiye bölerek ilerler. Urfa, Mardin, Diyarbakır, kısmen Erzurum, Konya, Aydın, Manisa, Kütahya, Sivas, Kastamonu, Bursa, Edirne, İstanbul ve balkanlara uzanan istikamette, İslâm medeniyetinin önemli izleri ve eserleri durmaktadır. Osmanlı Manisa ya kadar gider de, bir dağı aşıp ötesine gitmez. İzmir e yabancı kalır.

Bulunduğumuz yerde Fethiye de Osmanlı İslâm medeniyetinin hiçbir izine rastlanmaz. İslâm öncesi antik Roma ve Yunan ın izleri bulunur. Osmanlı denizi neden sevmemiştir, denizle bağı niçin kesiktir, üzerinde düşünülmesi gerekir.

Koca medeniyet en küçük yerleşim birimlerine bile iz bırakırken, buralarda en ufak bir ize bile rastlanmaz.

Ahmediye ile Muhammediye kardeşlerden biri göçüp batıya gelince, denizle komşu olan kardeşine yazdığı bir mektupta "Acaba " diye sorar. Onun da karşılığı "Ebeda"dır. Okurlarımın hoşgörü ve bağışına sığınarak bu iki kardeşten sanıyorum Ege yöresinde ikamet eden Muhammediye olmalıdır. Onun meşhur  Muhammediye eserinin başarısı  Ahmediye yi kaygılandırmıştır. Bunun üzerine kardeşinin deniz nimetlerini yiyip yemediğini soruyor. Çünkü deniz nimetlerinin insan zekâsı üzerinde kaygıları var. Muhammediye verdiği karşılıkta asla deniz nimetlerini yemediğini "Ebeda" diyerek karşılık verir.

Müslümanların denize uzak durmalarının nedeni bu olabilir mi