Memleketimizin o her zamankinden daha da fazlalaşan belalarına yanacağımız yerde, ne yazık ki hâlâ birbirimizle uğraşmaktayız.

Bindiğimiz gemi su almakta, okyanusun ortasındaymışçasına yapayalnızız ama o tehlikeli sularda  bile hala birbirimizin yakasına sarılmış sarsmakla meşgulüz.

Hep birlikte mahvolmaktayız.

Üzerimize gelen ateş, sağcıyı solcuyu ayırt etmeden laik, Müslüman demeden hepsini önüne katarak götürmekte yakıp kül etmekte. Ama kavgalarımızdan bir türlü vazgeçememekteyiz. 

“İzmir’de neden patlama olmuyor” diyen cahilin unuttuğu şey, yeryüzünün her tarafı mescidimiz, mabedimiz, mukaddesimiz iken nasıl gözümüzün bebeği, içinde canlarımızın olduğu İzmir’ in huzurundan rahatsız oluruz.

Bize düşmanlık eden ülkelerde terör, bombalar, can kaybı olması bizi ancak mutsuz eder, sonuçta giden insandır, kaosa sevinmek mümkün mü?

Cahili kamplaşmanın diğer kanadı içinse,”laikliğin son kalesidir, İzmir”.

Fakat tüm bu onmaz kamplaşmalara manifesto gibi Elazığ Baskil’in köyünden çıkıp gelmiş öz Anadolu çocuğu Fethi; küçük çocuklarını, gencecik eşini aklına getirmeden İzmir’e sıkılan kurşuna kendi bedenini siper ediyor.

Kimsenin cesaret edemeyeceği yüce gönüllülükle teröristlerle çatışmaya giriyor; aklına ailesi, sevdikleri, yâri, yavruları, yuvası gelmeden sadece yurdu aşkına tek başına o kanlı katillerle vuruşuyor.

Şehit Fethi’nin eşinin başı örtülüdür, ”laik şehir İzmir” için can vermiştir.

İşte biz bu kadar et kemik gibiyizdir, kardeşlerimizle. Komşularımız, arkadaşlarımız, akrabalarımız, her çeşit düşünceden insanlar yan yana kardeşçe yaşar, gün gelir birbirimiz için ölürüz de.

Ağır ameliyatında Alevi komşumuza kan vermek için koşarız, Asadur’un kilisedeki cenaze törenine katılırız, Lazlarla Kürtlerle dünür olur, çocuklarımızın yuvasını kurarız. Araştırın DNA’larımızı, kökenlerimize cömertçe serpilmiştir, Moğol ya da Rum neneler, Arap ya da Kürt dedeler.

Fakat suni kavgalar üretim merkezleri, iç savaş çıkarma karargâhları kimimizi laik diye bölmeler atar tekstil kartonlarına, kimimizi sağcı diye ambalajlar, Alevi pensleri tutturmaya çalışır ayrımları derinleştirmek adına, Kürt-Türk ayraçlar yerleştirmeye uğraşır. Ya tutarsa diye göle yoğurt çalma girişimleridir aslında.

15 Temmuz Darbesi’nde nasıl bir Anadolu çocuğu, Niğde Bor’dan Ömer Halisdemir, darbenin seyrini, akan kanı ile değiştirdiyse, Elazığ’ın tertemiz Kürt çocuğu Fethi de, bütün o akbabaların inadına kardeşlik türküsünü söyleyerek şehid oldu.

Binlerce kişinin katıldığı, İzmir’in çok nadir gördüğü soğuk bir kış günü açığı kapalısı, laik ve Müslümanı Fethi’yi uğurlarken gözyaşlarını tutamadı.

Teröristlerin katlettiği, İzmir Adliye mübaşiri Musa Can, Tokat Turhal’ın köyünden! Hayatı mücadelelerle geçmiş, Tekel direnişinde uğradığı haksızlıkları dile getirmiş, helal rızkının derdinde idi. Musa, yakınlarının gözyaşları arasında Cem evinden uğurlandı. Hep acılı hikâyelerin yoksul halk çocukları onlar, bu vatan için Alevisi Sünnisi tek yürek olmuş çarparken, birlikte can verirken, oturup acılarımıza yanacağımıza hâlâ kavgalarla kendimizi yıpratmamız akla mantığa sığmamakta.

Gün birlik, beraberlik zamanı!

Bu kıymetli mefhumu koruyalım, kardeşlik hukukumuzu güçlendirelim.