2 Mart Perşembe günü öğle namazını camide kılıp gelmiştim. İkindiye kadar çalışayım diye masama oturdum. Kısa bir müddet sonra deprem başladı. Duvarda asılı İstanbul tablosu sallanmaya, bina öne arkaya gidip gelmeye başladı. Hani böyle kritik durumlarda, “hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti” denir ya, ben de o anda bir yandan Kelime-i Şehâdet ve Tekbir getirirken, bir yandan da Âlem-i İslâm’ın halini ve Müslümanların durumunu düşündüm. ZâriyatSûresi’ndekiâyet-i kerimeler bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti ve sıra “Fefirrûilellal…” [“Allah’a koşunuz!” yani, “Allah’ın kitabına, dinine dönünüz!” demektir.] “âyet-i kerimesine gelince, “İşte bizim halimiz!” dedim. Bediüzzaman Hazretleri bizim yaşadığımız bu gibi “ikaz-ı İlâhî” için; “Gâfil kafaya bir tokmak” veya “Şefkat tokadı” ifadelerini kullanır. Geliniz, bir müddettir Batı’dan Doğu’ya yaşadığımız bu sarsıntılardan dersimizi çıkaralım: 

Yerin, göğün, bütün bu kâinatın Yaratıcısı ve Sâhibi olan AllahuAzimüşşân, çok değer verdiği biz Müslümanların derin gaflet uykusundan uyanmamızı istiyor. Yaklaşık yüz elli yıldır, ümmetçe uyuyoruz, uyutuluyoruz. Kırk sahabe, Kur’ân’a dayanarak kırk senede kırk devleti mağlup etmişken, Selçuklu ve Osmanlı Devleti gibi İslâm devletleri Kur’ân’a sımsıkı sarıldıkları zamanlarda onlarca devleti mağlup etmişken bu izzet ve şevket kaynağını unutmuşuz, gaflete dalmışız. Bu gafletimizi fırsat bilen küffâr da üzerimize çullanıvermiş.

Son bir buçuk asır, İslâm dünyası için âdeta bir işgâl ve istila devresidir. Son yüz yılda sözde işgâllerden kurtulma başlamış. Ancak, işgâlciler, bu defa silahlı işgâlden çok daha korkunç bir taktik uygulamışlar, Müslümanların temel değerlerini elinden alma yoluna gitmişler. Müslümanlar Kur’ân’dan, Hadis’ten, İslâm’ın aslî kaynaklarından ve değerlerinden uzaklaşmış. Cihadı unutmuş. Allah’ın haram ettikleri ne kadar münkerât varsa, İslâm diyarlarında alenen işlenir olmuş. İbadetler terke uğramış. Müslümanlar gerçek İslâm’dan ve Sevgili Peygamberimizin (asm) yaşadığı güzel ahlaktan uzaklaşmaya başlamış. Bu tefessühte, nefisler kadar Allah’ın ve Müslümanların düşmanlarının da payı büyük elbette. Müslümanları İslâm inancından ve ahlakından uzaklaştırmak için trilyonlarca dolar harcamışlar. Filmler ve dizi filmleri çevirmişler, tiyatro ve müzik yoluyla zihinleri ve kalbleriifsad etmişler. Korkutmak, nefisleri okşamak, para vermek suretiyle yığınla satılmış vatan hâinleri elde etmişler. 

Lütfen, durup düşünelim, şu İslâm diyarlarının haline bir bakalım. Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Şu Suriye’nin haline bir bakın, Allah aşkına… Bir de bin yıllık İslâm diyarı olan Anadolu’muzun haline bakın! İ’la-yıKelimetullah için kanını selsebil eden o kahraman ecdâd kalkıp gelse bize ne

der? Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehid ve gâzileri halimizi görse bize ne der? Allah’ın bütün haram kıldıkları alenen işleniyor. Allah’ın “yapın!” dedikleri bütün ibadetler terke uğramış vaziyette… 

Zâriyat Suresini okuyorum. Rabbimiz bu Sûre-i Celilede, Tevhid hakikatini ders veriyor. Peygamberlerin mâceralarını bildirerek o hâdiselerden ders ve ibret almamızı istiyor. Bu sûrede; Lût Kavminin helâki (24-37. Âyet-i kerimeler), Firavun ve ona tâbi olanların başlarına gelenler (38-40), ÂdKavmi’nin (41-45) ve Semûd Kavminin (43-45) helâki anlatılıyor, Nuh Kavminin ve yeryüzünde yaşayan bütün müşriklerin tûfanla yeryüzünden silinişi hikâye ediliyor (46. Âyet)… Neticede 50. Âyet-i Kerimede akıl sahiplerine, bütün Müslümanlara Peygamber Efendimizin (asm) lisanıyla çağrı yapılıyor: “Fefirrûilellal…”, yani “Allah’a koşun! Allan’ın kitabına ve dinine dönün!”

Ey Müslümanlar! Geliniz, bu gibi îkâz-ı İlâhiden dersimizi alalım: Allah’a koşalım. Yani, Allah’a dönelim. Allah’ın dinine, Kur’an’a ve Hadise sarılalım. Müslümanların idarecileri Allah’ın dinine sarılmalı. İslâm diyarı münkerâttan temizlenmeli. İbadetlerimizi ihmal etmemeliyiz. Cihadı öğrenmeli ve yaşamalıyız. Şayet Allah’ın mülkünün pislik içerisinde bırakılmasına göz yumarsak, “Mülkün Sahibi” bizi affetmez. 5.5’le kurtulamayız.