Ey iman etmiş olan kimseler ifadesi, Tevbe Sûresi nde altı defa geçmektedir.

BİR: Ey iman eymiş olan kimseler; âbâ ve ebnanız (ebeveyn ve evlatlarınız) küfrü istihbab (seviyorlarsa) ediyorlarsa onları evliya ittihaz etmeyiniz... İKİ: Ey iman etmiş olan kimseler; müşrikler necistir, mescide yaklaşmasınlar... ÜÇ: Ey iman etmiş olan kimseler; ahbar ve ruhbandan ekserisi nâsın emvalini ekl ediyorlar (halkın mallarını yiyorlar). DÖRT: Ey iman etmiş olan kimseler; neden size nüfur edin dendiğinde istiskal ediyorsunuz BEŞ: Ey eman etmiş olan kimseler; Allah a ittika edin ve sadıklarla beraber olunuz... ALTI: Ey iman etmiş olan kimseler; küffardan size yakın olanlarla kıtal ediniz...

Birincisinde; dayanışma ortaklıklarına kimlerin alınmayacaklarını ele almaktadır. Savunmaya katılmayan kimseler yani cizye vermeyen kimselerin dayanışma ortaklıklarına alınmayacağını bildirmektedir. İkincisinde; hakem kararlarını kabul etmeyenlerin merkezlerde yer alamayacaklarını bildirmektedir. Üçüncüsünde; yöneticilerin halkın mallarını gasp etmemelerini anlatmaktadır. Dördüncüsünde; güveni sağlamanın müminlerin görevi olduğunu anlatmaktadır. Beşincisinde; müminlerin de kurallara uyması gerektiğini ve askerlerin sivillere hükmetme hakları olmadığını anlatmaktadır. Altıncısında; müslim olmayanların kamu görevleri yapma yetkileri yoktur. Bunlar yönetmeye kalkıştığında onlara karşı çıkmanın savunma hukukuna tâbi olduğunu anlatmaktadır...

Demek ki sûre (Tevbe Sûresi) baştan sonuna kadar, yöneticilerin gerek kendi halkları ile gerek diğer bütün insanlarla nasıl ilişkiler kuracaklarını anlatmaktadır. Bugünkü anayasalardaki insan hakları bölümünü ele almaktadır. Bu hakların nasıl korunacağını anlatmaktadır. Kur an bu hakları kamu görevlilerine verilen yetkiler olarak anlatmaktadır. Sûrenin sonlarına gelmekteyiz. Bu bölümde savunma hakkı anlatılmaktadır. İnsanlar bir arada yaşarlar. Hayvanlardan farklı olarak birbirlerine saldırırlar. Hukuk düzeninde hukuk kuralları içinde karşılıklı hakları elde ederler. Bunu elde etmek için yargıya giderler. Yargı kararları ile haklarını tesbit eder, sonra dayanışma ortaklıkları sayesinde haklarını elde ederler. Bunlar hukuk kuralları içinde cereyan eder. Hukuk kuralları içinde haklar elde edilemiyorsa, o zaman askeri yönetime başvurulur. Bu savaştır. Savaşın meşruiyeti hakem kararlarının yerine getirilmesidir. Hakemlerin ortaya koyduğu hükümlerin infazı yönetimi oluşturur. Savaş ve zorlama burada başlar.

Bunun için takip edilecek yol şudur. 1) Bucak başkanına başvurursunuz, bucak başkanı karar verir ve işin akışını sağlar. Bucak başkanı hakkı tesbit edememiş olur. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi; kendisi kendi bilgisi ve anlayışı içinde karar vermektedir. İkincisi ise; işin akışını sağlamak için bazen kişilere haksızlık yapılmış olabilir yani hukuku ortaya koymak için yeter zaman olmaz. 2) Bucak başkanının verdiği kararda hak ortaya konmamış olur. Haksızlıklar olabilir. Bu sebepledir ki tarafların hakemlere gitme hakları vardır. Hakemlerden birini bir taraf, hakemlerden diğerini diğer taraf seçer. İkisi başhakemi seçerler. Hakemler soruşturmacıları dinlerler ve olayı onların tesbitleri ile bilirler. Kendi içtihatları ile karar verirler. Hakemlerin verdiği kararlar kesindir, ne kendileri ne de başkaları bu kararları bozamaz. Hakem kararlarında haksızlığa uğrayan hasmına karşı artık dava açamaz ama hakemlere karşı dava açabilir. Hakemler ilk hakemleri mahkûm edebilirler, tazminat onların dayanışmalarınca ödenir. Mahkûm olan hakemler de mahkûm eden hakemlere karşı dava açabilirler. 3) Hakem kararlarına taraflar kendi arzuları ile uyarlar. İdama mahkûm edilmiş iseler, kendileri idam sehpasına gelir ve idam sandalyesini kendileri iterler. Böylece bunlar cezalarını dünyada çekmiş olur, âhirette ise o konuda artık cezalandırılmazlar. İdam edilenin bu dünyadaki saygınlığı da korunur. Cenazesi kılınır, İslâm mezarlığında gömülür, nüfusta kayıtları kalır, mallarına mirasçıları vâris olurlar. Hakem kararlarına uymayanlar ise öldürülürler ve kâfir olarak ölmüş olurlar. Dünyada da cenazesi kılınmaz, İslâm mezarlığında gömülmez, nüfusta kayıtları silinir, mirası devletçe müsadere edilir, mirasçılara kalmaz. 4) Hakem kararlarını zorla infaz da iki şekilde olur. Kişinin kanının heder olduğuna karar alınır. Kim öldürürse öldürebilir. Müsadere edilen mallar öldürene verilir. Fazla ödül de konur. Bu işi gerçekleştiren silahlı güç oluşturulur. Bu güç illerde oluşur. (s.3-4; KUR AN VE İLİM 775. hafta TEFSİR -Tevbe Sûresi, 53. hafta- seminerimizden aktarı-YORUM )