Son zamanlarda bulunduğum bazı ortamlarda can sıkıcı değerlendirmelere şahit oluyorum. Konuştuğum kimi insanlar dindarların yapıp ettikleri üzerinden din sorgulamasına başlamış durumda. Bu gidişe dur denilemediği takdirde toplumsal barışımız büyük tehdit altında demektir. Neden böyle bir kanıya varıyorum? Çünkü dinin bu toplumdaki rolü daima birleştirici olduğu halde şimdi maalesef bu özelliğinin zedelenmeye başladığını görüyoruz. Dindar olan olmayan, hayat tarzı ne olursa insanlar din denildiğinde bu alanın hassas olduğunu bilir ve farklı düşünüyorsa bile eleştirirken dikkatli bir dil kullanmaya özen gösterirdi. Her ne kadar siyasi arenada geçmişte dindarların varlığı irtica, mürteci gibi kökü dışarıda yorumlara muhatap olduysa da, genel hatları itibariyle dindar denildiği zaman o insanlara güven telkin eden bir insan anlayışıyla bakılırdı. Ancak şimdi öyle mi? Üzülerek bunda mesafe kaybedildiğini, zemin kayması yaşandığını düşünüyorum.
Derdimi bir ağabeyimin yaşadığı örnek üzerinden anlatmaya çalışayım.
Eşi tesettürlü, kendisi sakallı mühendis bir ağabeyim Kadıköy’de oturuyor. Eski ikamet ettiği yerde kapı komşusu olan emekli bürokrat bir kişinin zaman zaman farklı bakışlarına ve tavırlarına şahit oluyormuş. Hatta çocukların site içinde oynamasından rahatsız olan bu beyefendi, aileye kızgınlığından olsa gerek topu eline geçirdiğinde bıçakla patlatacak kadar ileri gidiyormuş. Ancak bu ağabeyim daima kendisine güler yüzle, anlayışla ve saygı çerçevesinde mukabelede bulunmaya devam etmiş. Gün gelmiş bir sabah çok erken saatlerde ağabeyimin kapısı çalınmış. Bir de bakmış ki, her hareketiyle tehditkâr yaklaşım gösteren emekli bürokrat komşusu karşısında duruyor. Şaşkınlık içinde ‘hayrola bir sıkıntınız mı var’ diyerek soru yöneltince, o yaşlı ve çatık kaşlarıyla meşhur komşu; “Ben Amerika’ya oğlumun yanına gidiyorum. Bir ay kadar buralarda olmayacağım. İşte bu evimin anahtarı. Ev sana emanet” demiş ve ayrılmış. Düşünceler, bakışlar, ideolojik yaklaşımlar farklı olsa da dindar bir insanın emanet sahibi olduğunu gösteren çok önemli bir örnek değil mi bu? Şimdi bizlere ne kadar uzak bir tavır olarak gelmiyor mu?
Peki, dindar kişi aslında nasıl bir insandır? Dindar ‘nefret ettiren değil, müjdeleyen’dir, ayrıştıran değil, birleştirendir. Dindar insan ‘ne zulme uğrayan, ne de zulmedendir.’
Dindar, kul hakkı denildiğinde akan suları durduran kişidir. Tüyü bitmemiş yetim hakkı söz konusu olduğunda kendinden geçen insan demektir.
Dindar kişi yaptığı ‘zerre kadar iyilik ve kötülüğün’ karşılığını mutlaka göreceğine iman eden ve büyüdükçe küçülen tevazu sahibi insandır.
Dindar insan hesap vermekten korkmaz, şeffaftır. Yanlış yapabilir ama hatasını anladığında bir an önce düzeltmesini bilir.
Dindar insan kin ve nefret yüklü olmaktan öte, şayet bir kişi doğru mesaj kendisine ulaşmadan vefat ederse, ben bu kişiye neden ulaşamadım diye içi içini yiyen sorumluluk sahibi insandır.
Ey dindarlar; Bu sözlerim ne şahsınızı, ne partilerinizi, ne üyesi bulunduğunuz STK’yı, ne de müntesibi olduğunuz cemaati, tarikatı hedef alma niyetiyle söylenen sözler değildir. Herkes başını iki elinin arasına almalı ve çok iyi düşünmelidir. 20 yıl önceki dindarlıkla bugünün dindarlığı arasındaki farklar nedir diye kendini sorguya çekmelidir. Bilinmelidir ki özellikle gençler bu ifade ettiğim tartışmalardan çok daha fazla etkileniyor.
Dindarlar bu gidişe dur diyemediği takdirde vebalin büyüğünü yüklenmeye devam ediyorlar demektir.