Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, dünya ve ahiret saadetimiz için İslam’ı
bir nizam olarak gönderen, hesap gününün sahibi Allah (c.c)’a hamd,
muallimimiz, liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya salât ve
selam olsun.
Erbakan hocamız. Milli Görüş lideri. Toplumu İslam ile
yeninden inşa eden müceddit, mücahid, muhlis, muhsin Erbakan. Malıyla canıyla
cihad eden bir kimse olarak fani dünyadan, ebedi âleme göç etti. Göç edeli iki
yıl oldu. O, zihinlerimizde, hal ve hareketlerimizde, dünya algımızda, hak ile batılı tanımamızda, maddi ve manevi
kalkınmada İslam’ca bir büyük devrim yaparak aramızdan ayrıldı. “Allah’tan
geldik, Allah’a gidiyoruz” esası gereği yolculuğun mübarek olsun hocam. Biz
seni hep hayırla andık, hayırla anmaya devam edeceğiz.
Batının batıl kavramları arasında boğulmadan dünya
olaylarını kavramanın yolunu biz hocamızdan öğrendik. İslam Allah’tandır. Bir
hayat nizamı olan İslam, adil bir yaşam için tek istikamettir. Bu nizam;
insanın dünya ve ahiret saadeti için gerekli bütün esasları mükemmel bir
şekilde ortaya koymuştur. İnsanlığın tamamı bir araya gelseler ve İslam’ın
ortaya koyduğu yaşam esasları gibi mükemmel başka bir esası ortaya koymaları
imkânsızdır. Bunu deneyenler olmuş, ancak başaramamışlardır. Bundan sonra da
başaramayacaklardır. Çağdaşlık, ilericilik, modernlik, küreselleşmek, dinler
arası diyalog, hoşgörü, demokrasi ve benzeri mefhumlarla bizlere dayatılmaya
çalışılan İslam dışı yaşam anlayışları, bizi şeytan ve şeytanlaşmış
toplulukların kölesi yapmak için kurulmuş tuzaklardan başka bir şey değildir.
1909 yılında Sultan Abdulhamid Siyonist Emanuel
Karasu’nun ifsat ekibi ittihatçılar tarafından tahttan indirilir. Bu tarihten
sonra Büyük İsrail’in kurulması için Osmanlı Devletinin tasfiye edilmesi süreci
başlatılmıştır. Osmanlı tasfiye edilmiştir. Anadolu toprakları batılı devletler
tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal karşısında milletimiz, kurtuluş savaşını
başlatmış ve kazanmıştır. 1923 yılında Anadolu toprakları üzerinde Osmanlının
devamı olarak yeni bir devlet kurulmuştur. Siyasi tecrübesizlik yüzünden kurucu
irade iktidarı ittihatçılara kaptırmıştır. İttihatçılar Osmanlıyı tasfiye
ettikten sonra, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde Müslüman
kadroları tasfiye etmişler ve Lozan anlaşmasıyla da ülke yönetimini İslam’dan
kopararak batıya bağlamışlardır. Kur’an ahlakı yerine batı ahlakını,
maneviyatçı eğitim yerine materyalist eğitimi, adil düzen yerine faize dayalı
kapitalist düzeni, İslam hukuku yerine batı hukukunu benimsemişlerdir. Bütün İslam
mektepleri kapatılmıştır. İslam dininin öğrenilmesi ve öğretilmesi
yasaklanmıştır. 1937 yılından 1950 yılına kadar ülkede şeflik yönetimi
müddetince tam bir dinsizlik dönemi yaşanmıştır. İttihatçı zihniyet, İslam’a
karşı tam bir savaş açmıştır. Bu ülkenin gerçek sahipleri İslam varlığını devam
ettirebilmek için zor koşullar altında verdikleri mücadeleyi 1969 yılında
Konya’dan başlattıkları Milli Görüş harekâtıyla kurumsallaştırmışlardır. Bu
harekâtın liderliğini Prof Dr. Necmettin ERBAKAN yapmaktadır. İçki içmeyen,
zina etmeyen, kumar oynamayan mütedeyyin insanların muhtar bile seçilemediği
bir dönemin sonunda inanan insanlar “Önce Ahlak ve Maneviyat” bayrağı altında
kaybedilen mevzileri geri almak için zahmetli bir mücadeleyi başlatmışlardır.
Muhaliflerin “Bir çiçekle bahar olmaz” boşuna yoruluyorsunuz hamlesine karşılık
Milli Görüş: “Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar.” karşı
hamlesiyle ciddi bir duruş sergilemiştir. Erbakan devrimi başlamıştır. Bu
devrim; kamu yönetiminden dışlanmış inanan insanların uzun bir nekahet
döneminden sonra ayağa kalkarak hakkın hakimiyeti için yeniden şahlanış
devrimidir. Erbakan hocamız, Sultan Abdulhamid’ın başlattığı, ancak
tamamlayamaya imkân bulamadığı “yeniden öze dönüş” hamlesini hedefine ulaştırmak
için, O’nun halefi olarak işbaşı yapmıştır.
DEVRİM YAPMAK KOLAY DEĞİLDİR
Tanıdıklardan birisi Erbakan hocamızla konutunda sohbet
ederken kendisine göre yanlış gördüğü hususlardan söz eder. Erbakan hocamız bu
tanıdığa “Sen devrim yapmanın kolay mı olduğunu zannediyorsun ” dediği rivayet
edilir. Evet devrim yapmak gerçekten zordur. Kirletilmiş zihinleri
temizleyeceksin, temizlediğin beyinlere sağlam ve hak olan fikirleri
yerleştireceksin, onları bir ateş çukurunun kenarından alacaksın, emin bir yere
ulaştıracaksın, cahiliye ve kölelik zihniyetinden medenilik ve tevhid
zihniyetine taşıyacaksın, onlara yeni bir medeniyet ruhu aşılayacaksın,
yürüdüğün yolda seninle birlikte yürüyenlerin burnunun kanamasına bile fırsat
vermeyeceksin! Bunla kolay işler değildir.
Zor işlerdir ancak, Allah’ın inayetiyle imkânsız işler de değildir.
Erbakan hocamız; sağcı, solcu, milliyetçi, komünist,
batıcı, doğucu, ateist diye milletin kamplara bölündüğü bir dönemde “Milli
Görüş” çığırını açmış, ne sağcıyız ne solcu, ne batıcıyız ne doğucu, biz hakkı
üstün tutan Milli Görüşçüyüz, bütün bir millet olarak birbirimizin kardeşiyiz,
Sultan Fatih ne sağcıydı ne de solcuydu, O bir Milli Görüşçüydü diyerek İslam
ve esaslarına bağlanmanın tek kurtuluş yolu olduğunu bütün dünyaya ilan ediyordu.
Erbakan hocamız: “Bu ülke bize şehitlerin emanetidir” derken, ülkenin gerçek
sahiplerinin Milli Görüş zihniyetine mensup Anadolu’nun inanmış insanları
olduğunu tespit ediyordu. Yönetimi elinde bulunduran iktidarın gizli ve açık
mensuplarına da: “Sizler bu ülkenin gerçek sahipleri değilsiniz, işgalcisiniz,
işbirlikçisiniz, zalimsiniz, bizi köleleştiriyorsunuz, yozlaştırıyorsunuz,
İslam’dan uzaklaştırıyorsunuz, bölüyorsunuz, yumuşak lokma yapıyorsunuz”
şeklinde sesleniyor, onları uyarıyor ve bozuk niyetlerini açığa çıkartıyordu.
Dünya Siyonizm’i; Erbakan hocamızın bütün dünyaya
tanıttığı bir oluşum. Bu oluşumla ilgili
olarak Erbakan hocamız: “İslam ümmetinin dışında kalan batıl görüşe sahip
insanların zihniyetleri, soyları, sopları, inançları ve mezhepleri her ne kadar
çok çeşitleri ihtiva ediyorsa da, şuurlu bir teşhis yapıldığında görülür ki,
bunlar ırkçı emperyalizm; diğer bir ifade ile Siyonizm tarafından kontrol
edilip yönlendirilen tek bir millettir. Bunun böyle olması küfür tek bir
millettir esasındandır.” demiştir. Erbakan; bu oluşumun temel özelliğinin İFSAT
olduğunu bütün dünyaya anlatmayı başarmıştır. Bu konuda büyük bir zihinsel
dönüşümün öncüsü olmuştur. Erbakan hocamızın Siyonizm ile ilgili olarak şu
çarpıcı tespiti de önemlidir: “Şeytan, Allahın mevcudiyetini ve kudretini
bildiği gibi, Siyonist Yahudi de İslam’ın canının cihat olduğunu bildiği için,
bütün gücüyle Müslümanların cihat ruhunu söndürmeye çalışmaktadır.”
Erbakan’ın gerçekleştirdiği Milli Görüş devrimi kalıcı
hizmetlere imza atmıştır. Bu hizmetler şunlardır: 1- Milletin aslını, özünü,
ruh kökünü, inancını, tarihini temsil, 2- Milletimizin kurtuluş tohumu ve ilacı
olan Adil Düzeni temsil, 3- Milli görüş
varlığı ile işbirlikçi yönetimlerin daha fazla yıkım yapmasına engel olmuş, uygulamadaki
gayri milli tahribatı engellemiştir, 4- Hayım Nahom´un Türkiye´nin işsiz
bırakılması, aç bırakılması, borca esir edilmesi, dininden uzaklaştırılması,
bölünmesi, yumuşak lokma yapılması, bu lokmaların büyük İsrail´e vilayet
yapılması doktrini ve planını engelleyen kalkan olmuştur, 5- Bir römorkör gibi
Türkiye’yi aslına çekmiştir. Milli görüşün çalışmalarıyla millet aslına
dönüyor.
ERBAKAN’IN YÖN VEREN SÖZLERİ
Vefatının ikinci yılında Onu anarken bize istikamet
kazandıran bazı sözlerinin birlikte hatırlayalım. “Namaz dinin direği cihad ise
zirvesidir. Biz siyaset değil cihad yapıyoruz. CİHAD: Kur’an nizamını kurmak ve
yürütmek için var gücümüzle çalışmaktır. Cihat, huzur ve hürriyet içinde
yaşanacak, temel insan haklarına saygı duyulacak bir ortamı hazırlama
gayretidir. Ülke içerisinde yapılan ilmi-ahlaki ve siyasi hizmetlerdir… Cihad
izzet ve aydınlık, gevşeklik ise zillet ve karanlıktır. İman varsa imkân da vardır…
Kelime-i Şahadet getirip iman etmekle her işimiz bitmiyor, tam aksine, kulluk
imtihanımız yeni başlıyor. Yani Kelime-i Şahadet, bir nevi, Kur’an programıyla
yapılan kulluk imtihanına, giriş belgesidir. İslam beş temel üzerine bina
edilmiş bir hakikat sarayıdır ve hayat programıdır. Yoksa sadece bu beş şeyden
ibaret zannedilmesi hatadır. Zira sadece bir kısmına inanmak ve yaşamak İslam
değildir. Dünyadan Ay’a gönderilen bir füze nasıl ki hedef açısından bir
milimlik bir sapma bile gösterirse, bu açı giderek büyüyecek ve neticede o füze
Ay’a değil başka bir gezegene çarpıp parçalanacaktır. Aynen bunun gibi, imani
ve itikadi konularda başlayacak çok az bir şüphe ve sapma bile, insanı giderek
İslam’dan uzaklaştıracak ve bu sapıklık, sonunda sahibini cennete değil;
cehenneme taşıyacaktır… İslam bize ve zamana uymaya mecbur değildir, ama herkes
ve her zaman, İslâm’a uymak mecburiyetindedir. Şu dünyaya gönderiliş gayemiz
olan kulluk imtihanını başarabilmek için, üç tane temel ve birbirini tamamlayan
esas vardır: 1- Her şeyden önce İslamı öğrenmek, İslam’ın her konudaki emrini
bilmek, 2- Öğrendiğimiz İslami esaslara göre yaşamak, Kuranın hükmünü
hayatımıza tatbik etmek, 3- Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka
İslam’a göre, yani İslam’ca düşünmek. Yani, itikat ve ilmihal konularını
öğrendiği ve bildiği bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, ticaret,
siyaset ve devlet hayatında müşrikler gibi düşünen, olayları batılı ve cahili
ölçülerle değerlendiren bir kimse, hakikat nazarında mümin sayılamaz. Örneğin,
beş vakit namazı imamın arkasında ve tadili erkânıyla kılan bir insan, içinden:
“Camiden çıktıktan sonra, sattığım tarlanın parasını acaba hangi bankaya
yatırsam ” diye geçiriyor ve rahatlıkla faiz yiyorsa, bu kişi İslam’ca
düşünmüyor demektir. Müslüman’ca düşünmenin üç temel esası vardır: 1- Dünya
hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve
imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar
Allah yolunda harcanmalıdır. Çünkü ölüm bize, çok yakındır. 2- İslam Dini,
Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tastamamdır. Hâşâ, zerre kadar
noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır. 3- İslam Dini, bir bütündür. Ona
bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak’tır, hayırdır
ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslam, dünya ve ahiret
saadetinin tek ilacıdır… İslam en yücedir ve ondan yüce hiçbir şey yoktur. Bu
gerçek peygamber hadisiyle ve Allahın kitabıyla hükümleşmiştir…” vesselam.