Sivil toplum, “insanı yaşat ki devlet yaşasın”
anlayışının adıdır. Sivil ötesi toplum ise, yapılan bir işin insana mı, devlete
mi, sisteme mi fayda sağladığını algılamanın adıdır. Bu açıdan sivil toplum
anlayışı gönüllü kuruluşlarla, sivil ötesi toplum algısı ise gönüllü insanlarla
inşa edilebilir.
Bugüne kadar kurulan sivil toplum kuruluşları,
kuruldukları yerlerde öncelikli ihtiyaçları göz önünde bulundurmayı hedeflemiş,
ancak bölge için önem arz eden hizmet sahalarında rol üstlenmeyi ise algılayamamışlardır.
Bu durum STK’ları, yeterince hizmet üretememeye, beraberinde bir hantallığa,
sonrasında ise içinin doldurulmasının zor olduğu bir açmaza sürüklemiştir.
Günümüz STK’larını şimdi bu üç açıdan önemli sorumluluklar beklemektedir.
Yeterince hizmet üretilmesi, her şeyden önce, sivil
toplum kuruluşlarının iyi yönetimi ile alakalıdır. Bunun yanında verimli
çalışama da süreci etkilemektedir. Yönetim ve verimli çalışmadaki aksamaların
sonucunda oluşan hantallık, isabetli ve verimli projeler üretememelerini
tetiklemekte ve yaşanan olumsuzluklar yeni projeler için kaynak
geliştirememeleri sonucunu doğurmaktadır. STK’ların hem yönetim hem de etkinlik
açısından bu çıkmazdan kurtulamaması ise; toplumdaki insan potansiyelinden
yeterince istifade edilemeyişine bağlanmalıdır.
Misyonu itibariyle STK’lar, önem arz eden hizmet
sahalarını tespit etmekte hız kazanmalıdır. Aksi taktirde misyonlarının içini
doldurmaları da güçleşecektir. Bu sorun, bir sivil toplum kuruluşunun
üstesinden geleceği bir durum değildir. Bu açıdan rehberlik, sivil ötesi toplum
algısına düşmektedir.
Sivil ötesi toplum algısı, donanımlı insan
potansiyelinden hareketle, STK’ların ortak bir hedef/proje kapsamında birlikte
hareket etmesini başarmakla rüştünü ispat edecektir. Sivil ötesi toplum,
STK’ları daha etkin hale getirerek toplumsal gelişmeye, bölge düzeyindeki
beşeri ve ekonomik kalkınmaya katkı sağlamak temelinde de bir ihtisaslaşmayı
hedeflemektedir.
Bu ihtisaslaşmanın sağlanması da sivil toplum
kuruluşlarının amatör ruhla ancak daha profesyonel bir biçimde yönetilmesine ve
daha verimli çalışmasına katkı sunacaktır.
Bölgelerin insan kaynakları envanterini çıkararak
istifade/değerlendirme alan ve düzeylerinin belirlenmesi, bölgelerde sivil
toplum bilincini geliştirmek için elzemdir. Hatta bu konu, bölgelerin ihtiyaç
duyduğu hizmet kurumlarının oluşumundan da önce gelmektedir. Çünkü, bilimde
yaşanan multi-disipliner yaklaşım kendisini toplumda da hissettirmeye
başlamıştır. Siyasi çözümsüzlük de politika uygulamaktan çok politika belirlemenin
önemini yeniden düşünmeye insanımızı zorlamaktadır.
Sistemin sürekli ve bilinçli olarak hem insan hem de
devlet aleyhine sorun oluşturduğunu bir dönemde devleti yaşatmanın sadece
insanı yaşatmaktan geçmediği anlaşılmalıdır. Bu gerçek, sivil toplum kuruluşları
yöneticilerinin sivil ötesi toplum algısına sahip olması ve bu bilinçle halka
hizmet üretmesiyle insanımıza aktarılabilir. Büyük bir israfın sonucunda büyük
bir sefaletin kapısını aralamak istemiyorsak, başka kapı aramaya gerek yok.
Sivil ötesine geçiş başlasın!