Kamu Çalışanları Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Furkan Ali Çiftçioğlu

Ülkemizde bir yönetici daha yoktur ki, geldiği makama yakıştığını düşünmeyen. Çok daha iyi yerlere gelmeyi hak ettiğini düşünen tüm idareciler bir yana dursun, bazı sorular vardır ki ilk bakışta insanı iki seçenekten birini tercih etmeye zorlar.

Oysa mücadelenin ve insan ilişkilerinin olduğu her yerde hakikati çoğu zaman bu kadar keskin ayrımlara sığdıramayız. “Önce liyakat mi, sadakat mi?” sorusu da tam olarak böyle bir sorudur. İlk duyulduğunda bir tercih sorusu gibi görünür. Sanki sadece biri seçilebilirmiş gibi. Halbuki sağlıklı bir yönetim kültüründe bu iki kavram birbirinin karşısında değil, sıkı sıkıya yanında durur. Doğru zeminde buluştuklarında yönetime hem akıl hem ruh kazandırır.

Bugün kamu yönetiminin, sivil toplumun ve tüm yönetimsel faaliyetlerin en fazla ihtiyaç duyduğu şey; yalnızca sadık olmak ya da yalnızca çalışkan olmak değil, ehliyetle aidiyetin, bilgiyle vefanın, sorumlulukla güvenin aynı zeminde buluşabilmesidir. Liyakat olmadığında mücadelenin gücü, sadakat olmadığında mücadelenin istikameti şaşar.

Liyakat, bir görevi hakkıyla yapabilme kabiliyetidir. Bilgidir, tecrübedir, temsil gücüdür, kriz yönetimidir, adalet duygusudur, sorumluluk bilincidir. Liyakat; makamın kişiye değil, kişinin makama kattığı değerle ölçülebilir. Bir insanın bulunduğu konumu taşıyabilmesi, aldığı sorumluluğun hakkını verebilmesi sorumlu olduğu camiaya verdiği güvenle anlaşılır. Kurumların hafızası, itibarı ve geleceği yöneticiler arasındaki duygusal yakınlıkla değil; emeğin, donanımın ve hakkaniyetle belirlenir.

Sadakat, yönetsel süreçler adına çoğu zaman yanlış anlaşılan, hatta oldukça daraltılan bir kavramdır. Sadakat, yanlışta ısrar etmek değildir. Sadakat, susmak, görmezden gelmek veya sorgulamadan onaylamak ise hiç değildir. Gerçek sadakat; davaya, ilkeye, emeğe, kurumsal ahlaka ve ortak hedefe bağlılıktır. Sadakat sistemle özdeşleşmektir. Sistemle kazanmayı, ama yeri geldiğinde şahsi hırsları bir kenara bırakıp sistemle kaybetmeyi tereddütsüz bir biçimde göze almaktır. Sisteme meyve veremeyenlerin bile, meyve veren ağaçlar taşlanırken kuru dallarıyla siper olabilmesidir sadakat. Siz yanmıyorken, ben neden yanayım diye soran birinin sadakati olamaz. Liderinin itibarını kişisel hesapların üzerinde tutabilmektir sadakat.

Bu nedenle liyakat ile sadakati karşı karşıya getirmek, aslında her iki kavramı da biraz eksiltir. Liyakat sadakatsiz kaldığında teknik bir beceriye dönüşür; soğur, kopar, aidiyet üretmez. Sadakat liyakatsiz kaldığında ise iyi niyetli fakat yetersiz bir bağlılığa dönüşür; kurumu ileri taşımak yerine yerinde saydırır. Yönetimsel süreçler bu dengenin en fazla önem kazandığı alanlardan biridir.

Bir yapının büyümesi, zaman zaman farklı görüşlerin, farklı beklentilerin ve farklı değerlendirmelerin ortaya çıkmasını da beraberinde getirir. Bu, hayatın doğal akışıdır. Her kurumda dönemler, tercihler, yollar ve yöntemler değişebilir. Bazen insanlar aynı hedefe farklı yollardan gitmek isteyebilir. Bazen aynı çatı altında yürüyenler, bir noktadan sonra farklı kulvarlarda devam etmeyi tercih edebilir. Önemli olan, bu süreçleri kırgınlıkların, ithamların ve kişisel hesaplaşmaların diliyle değil; vefa, nezaket ve kurumsal vakar içinde okuyabilmektir. Bazen ayrılıklar daha sağlam bir yapılanmanın, daha güçlü bir kurumsal disiplinin başlangıcıdır. Burada belirleyici olan, ayrılıkların ardından konuşulanlardan ziyade geride kalanların nasıl bir duruş ortaya koyduğudur. Bir yapı, zor zamanlarda üslubunu koruyabiliyorsa; savaşmadan yoluna devam edebiliyorsa; orada sadakat ile liyakatin buluştuğu bir zemin vardır.

Liyakat, göreve ehil olmayı sağlar. Sadakat, o görevin hangi ahlakla yapılacağını belirler. Liyakat, kuruma kapasite kazandırır. Sadakat, o kapasitenin kurumsal hedefe hizmet etmesini sağlar. Liyakat, “bu işi yapabilir” dedirtir. Sadakat, “bu işi doğru niyetle yapar” güvenini verir. Liyakat, masaya bilgi koyar. Sadakat, o bilginin kişisel çıkara değil ortak faydaya yönelmesini sağlar. Bu yüzden mesele başta sorduğum “liyakat mi, sadakat mi?” meselesi değildir. Asıl mesele, liyakati sadakatle; sadakati de liyakatle taçlandırabilmektir. Bir kurumda yalnızca sadık insanların olması yetmez; o insanların sorumluluk aldıkları alanlarda yeterli olmaları gerekir. Aynı şekilde yalnızca liyakatli insanların olması da yetmez; o insanların kurumsal hafızaya, ortak mücadeleye ve temsil ettikleri camiaya karşı sorumluluk duymaları gerekir. Çünkü büyük yapılar, yalnızca yetenekli kadrolarla değil; o yeteneği ortak hedefe adayan kadrolarla inşa edilir.

Liderlik; yanında olanı değerli görmek, ayrılanı düşmanlaştırmamak, eleştiriyi tehdit saymamak, sadakati kör bağlılığa indirgememek ve liyakati yalnızca akademik ya da teknik bir yeterlilik olarak okumamaktır. Liderlik, bütün bu kavramları adalet terazisinde tartabilmektir. Liderin belirlediği yola sadakat ile tutulunur. Biri diğerinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.

Kurumsal yönetimin en büyük yanılgılarından biri kadrolarını“bizden” veya “değil” diye ayırmaktır. Bu nedenle kurum içi ayrılıklara, değişimlere ve yeniden yapılanmalara karşı yorumlar ‘’bizden’’ ya da ‘’değil’’ bakış açılarıyla farklılık gösterir.

Oysa mesele önce ilkeleri güçlendirmektir. Liyakat ve sadakat arasındaki denge, aslında bir yönetim meselesi olduğu kadar bir ahlak meselesidir. Liyakat bize “işi ehline ver” der. Sadakat ise “emaneti koru” der. Liyakat “doğru insanı bul” der. Sadakat “doğru insanla doğru yolda yürü” der. Liyakat “güçlü kadro kur” der. Sadakat “o kadronun ortak hedefe bağlı kalmasını sağla” der. Bu iki ses aynı anda çıktığında kurumlar yalnızca büyümez; aynı zamanda kökleşir.

Eskiyle savaşmadan yeniyi inşa edecek olanlar; liyakati sadakate, sadakati liyakate tercih edenlerin değil; ikisini de aynı ilke terazisinde buluşturabilenler olacaktır. Çünkü gerçek başarı, yalnızca doğru insanlarla yola çıkmak değil, doğru insanlarla, doğru yöntemlerle, doğru istikamette yürüyebilmektir.

Bize düşen; kırmadan, ayrıştırmadan, kimseyi hedef göstermeden, kurumsal vakar ve sorumlulukla yolumuza devam etmektir. Çünkü makamlar geçici, unvanlar dönemsel, tartışmalar gelip geçicidir. Kalıcı olan; emeğe saygı, göreve ehliyet, lidere sadakat ve insana güvendir.

Liyakatin esaslarını sadakatle yazanlardan olacağız.