Bismillahirrahmanirrahim;

Erbakan Hoca, diğer liderlerden farklı ve güçlü özelliklere sahipti. Sistematik düşünür; usule uyardı. Prensipleri vardı. Hem proje üretir; hem de uygulamasını göstererek öğretirdi. Söylem ve eylem ahengini Erbakan Hoca ölçüsünde bütünleştirmiş çok az insan vardır. O, tam anlamıyla bir “proje adamı”ydı.

Erbakan Hocanın mizaç, ilgi ve yetenekleri; okuma, inceleme, araştırma, proje üretme gibi akademik çalışmanın gerektirdiği sonuçlara dönüşmüştü. Teknik Üniversite yıllarında sınıf arkadaşları da bunun farkındadır. “Öğrenci Yıllığı”nda Hocayı şöyle tanıttılar: “Dindardır, çalışkandır. Hayatının yarısını namaz, yarısını da projeleri işgal eder. Proje ve raporları Saatli Maarif Takvimi gibi geniş ve izahlıdır. Herkesin bir sayfada bitirdiği bir mevzuu, o 40 sayfada hülasa eder. Kendine “civata” nedir, diye sorsanız, size demir filizlerinin naklinden başlar ve o kadar uzun anlatır ki; nihayet namaz vakti gelir, sonunu dinleyemezsiniz.”

Erbakan Hoca girdiği sınav sonucu İTÜ’ye 2. sınıftan başladı; son sınıfa geldiğinde, yeni gelen arkadaşlarına ders verecek düzeye ulaştı. 1948’de İTÜ’yü bitirince, mezun olduğu okulda “asistan”lığa başladı. O yıllar, üniversitede ders vermek yalnız öğretim üyelerinin yetkisindeydi. Fakat Erbakan Hoca kendisine tanınan özel izinle Motor Kürsüsü’nde aktif ders vermeye başladı.

1951’de üniversite tarafından bilimsel araştırma yapmak üzere Almanya’nın Aachen Üniversitesi’ne gönderildi. Kısa sürede Almancayı öğrenerek biri master, ikisi doktora düzeyinde 3 tez hazırladı.

MANEVİYATSIZ OLMAZ

Erbakan Hoca, “Ununuz, suyunuz, tuzunuz var; ekmek yapabileceğinizi sanırsınız. Hayır, ekmek yapabilmeniz için “maya” da lazım” der; bununla, maddi şartların yeterli olmasının yanında, maneviyatın da vazgeçilmez şart olduğunu anlatmaya çalışırdı. Maneviyatı, maddenin önüne alırdı. “Önce ahlak ve maneviyat” değişmez prensibiydi.

Almanya’da hazırladığı, “Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın tutuşma şeklini matematiksel olarak ispat ettiği” tezden sonra girdiği sınavda, 27 yaşında “en genç” doçent olma unvanını kazandı.

Erbakan Hoca, bilim dünyasını heyecanlandıran projelere imza atmasına rağmen, İTÜ’de çöreklenmiş bir grup onun profesörlük unvanını bir süre geciktirdi. Fakat Erbakan Hocanın Almanya’da hazırladığı projeler ve Deutz Motor Fabrikaları’ndaki başarılarının dünya ilim çevrelerinde yankılanması karşısında daha fazla direnemediler. 1965’te 39 yaşında profesör oldu.

Erbakan Hoca, Türkiye’de ilk olan Devrim Otomobili’ni yaptı. Gümüş Motor’u faaliyete geçirdi. Türkiye Odalar Birliği’nde Anadolu sermayesini yerli üretime dönüştürme mücadelesi verdi. Yalnız bu çalışmalarla, Türkiye’nin kalkınmasının önündeki engelleri aşamayacağını gördü. Dış baskıların da etkisiyle sömürü önlenemiyor; haksızlık ve zulümler durmak bilmiyordu. Bunun için, yönetimde söz sahibi olmak gerekiyordu. Siyasi alanda hizmete başlaması bu sebeptendi.

Hocanın en önemli meziyeti dava adamlığı, ciddiyeti ve samimiyetiydi. Azimli ve kararlıydı. Yorulmak bilmeyen bir enerjiye sahipti. Milletimizi uyarmak ve ufkunu açmak için destanlık mücadeleye girişti.

SİSTEMATİK DÜŞÜNÜRDÜ

Erbakan Hoca, zaman ve şartlara göre değişmeyen “kadim değerler”i benimsedi. Kural ve ölçüleri vardı. Prensip sahibiydi. Formüle edilmiş sistematik düşünmeyi benimserdi. Meselâ; Türkiye’yi yönetecek kişide 7 özellik bulunmalıdır, der; bunları tek tek açıklardı: 1. Bilgi, birikim, 2. Tecrübe, 3. Hidayet, 4. Feraset, 5. Dirayet, 6. Şuur, 7. Vizyon. Yöneticilere, “taklitçilik” yerine, “özgün düşünme”yi öğretti. Çünkü “taklitçilik” bir hastalıktı. İdeal örneği de “maymun”da temsil ediliyordu. Taklitçi, taklit ettiğini geçemezdi. Hep “uydu” olmaya, arkadan gitmeye mahkûmdu.

Erbakan Hoca, “özgün düşünce”yle çığır açan hizmetler yaptı. Türkiye pek çok şeyi ondan öğrendi: Medeniyet değerlerimizin üstünlüğünü; kendi güç ve imkânlarımızla kalkınmayı.

O, Batı’nın değerleriyle hesaplaştı. Milli Görüş zihniyetinin üstünlüğünü ortaya koydu. Hakkı üstün tuttu. “Hakkı üstün tutmak her zaman saadet getirir” derdi. Erbakan deyince, ilk olarak “proje adamı” oluşu akla gelirdi. O yüzden, usule uymayı prensip edinmiş; ciddi çalışmaların bu yöntemle yapılacağına inanmıştı.

Biyoloji dalındaki çalışmalarıyla tanınan PAÜ Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Alaattin Şen bir ziyaretimizde anlatmıştı: “Elimde imkânım olsa, Erbakan Hocayı ders konusu olarak okutur; hayatını didik didik ettirirdim. Çünkü o, büyük bir proje adamıydı.”

Türkiye ve dünyada ciddi bir düşünce kısırlığı yaşanmakta; kaliteli insan eksikliği çekilmektedir. Böyle bir ortamda, çözüme ulaşmak için ilim sevdalılarının Erbakan Hocadan öğreneceği çok şeyler var.