Mazlumların özellikle de Müslümanların emperyalizmin
oyuncağı hâlinde olmaları üzücü. Bu, biraz da kendilerinden kaynaklanıyor
diyeceğiz. Mazlumlar hamisiz durumda. Koruyucu bir güç olmadığı için daha çok
eziliyor ve sömürülüyorlar.
Güç kazanmaya yeltenenlerin yolu kesiliyor, onlar etkisiz
kılınıyorlar.
Türkiye, geleneği olan bir devlet. Ancak bunu bütünüyle
hayata geçiremiyor. Nedeni, kalkınma sürecine doğru bir hamlede bulundukça
mutlaka ya bir darbe ya da bir başka yol ile etkisiz kılınıyor.
Osmanlı Devleti nin çöküşü mazlumları koruyucusuz
bıraktı.
Emperyalizm ise hiçbir zaman insana insan değerli bir
varlık olarak bakmaz. Bir insanı nasıl kendisine köle kılar, topraklarını nasıl
sömürür ona bakar. Bunu yaparken de acımazlaşır. O insanları ne öldürür, ne de
oldurur. Ölüsü işine yaramaz. Zincirlerini kıracak biri hâline gelmesi de işine
gelmez. Bunu son zamanlarda Ortadoğu coğrafyamızdaki Müslümanlarda görüyoruz.
Her ülkede veya bölgede kuklaları bulunur. Onlar o toplulukları onlar adına
yönetirler. Halkı kandırmak için büyük bir çaba içinde olurlar. İki
kişiliklidirler. Emperyalistler şimdi hem o kuklalarını hem de yöntemlerini
değiştiriyorlar. Demokrasi kılıfı altında kendilerine kölelik yapacakları
iktidarda tutarlar. Bunun en somut örneği Afganistan da Karzai dir. Ülkemizde
de yıllar yılı benzer tutum içinde hem mason, hem elinde Kur an ve bayrak,
arada bir camiye giden, nur sıfatı yakıştırılanlar gibi.
1974 ten sonra sanayileşme hamlesi başlayınca hem olaylar
tırmandı, hem de karmaşa oluşturuldu. Sonuçta bu büyük çaba akamete uğratıldı.
Bunun en son uygulaması dünya Müslümanlarının bir araya gelmesini, ekonomik
hamle, kalkınma ve birlik hamlesi olan D-8 ler girişimi engellendi.
Bir ülkenin sanayileşmesi veya kalkınması engellenirken
onlara öngörülen sıradan işler bırakılıyor. Irak işgal edilirken, birçok
imkândan yararlanmaları beklenirken inşaat alanında sınırlı bir pay ile
yetinildi. Biraz da ticaret. Bunun da sınırları aşmaması öngörüldü.
Yakın zamanda, ortaya dökülen verilere göre Arap
ülkelerine olan silâh satışlarında çok büyük bir artış var. Bütün kaynakları
silâha aktarılıyor, bununla da Müslümanların birbirlerini vurmaları ve
kırmaları sağlanıyor.
Suriye gözlerimizin önünde. Orada insanlar sadece
ölmüyor. Gelecekleri de köreltiliyor. Gelecek ufku daraltılıyor. Enerjileri
tüketiliyor. Mezheplerden, kavimlere ve kabilelere kadar bütün kesimler
birbirine hasım ediliyor. Suriye de güç azalırken yanı başında İsrail
rahatlatılıyor ve güç kazandırılıyor. Muhaliflerin hemen her kesimi patlamaya
hazır birer bombadırlar. Irak Kürtleri, Arapları, Şiileri ile Sünnileri
birbirlerini öldürmeye devam ediyorlar. Pakistan gene bu anlamda büyük bir
karmaşa yaşıyor. Libya durulmuş değil. Egemenler kendileriyle en uyumlu
olanlarla yollarına devam ediyorlar.
Müslümanlar tek millettir. Bu tek millet, aralarına
konulmuş olan basit olguları ve durumları derinleştirdiler. Bir araya gelinemeyecek
denli bir uçurumda bulunuyorlar.
Yüzyılı aşkın bir zaman Araplar ile Türkler arasında
büyük bir gerilim oluşturuldu. Birbirlerine düşman edildiler. Yakın zamanda bu
biraz toparlanır gibi oldu. Türkiye burada hami ve genel bakışlı konumunu bir
yana bıraktı. Emperyalizmin bir oyuncağı hâline geldi. Onlar nereyi işaret
ediyorlarsa, ne yapılmasını istiyorlarsa yaptırıyorlar. Türkiye âdil bir hakem
konumda olmalıyken taraflı bir hakem rolünü üstlendi. Bunda da bir tarafı
memnun ederken diğerlerine düşman oldu. Bu, hem kendisini zorda bıraktı, hem de
güvenirlik duygusunu yitirmesine neden oldu. Emperyalizmin bastırmasıyla yarın
İran konusunda nasıl bir tutum takınacağı merak konusu. Çünkü yarın ne yapacağı
belli olmaz. Doğrusu bizim de güven duygumuz kalmadı.