Milyonlarca insanın sabırsızlıkla beklediği emeklilikte yaşa takılanlar ( EYT) düzenlemesinin hayata geçirileceği ve herhangi bir yaş şartı aranmaksızın bunun olacağı açıklandı. Ocak ayı içinde Meclis’e geleceği ve yasalaştıktan sonra da çiçeği burnunda emeklilerin ilk emekli aylıklarına kavuşacakları belirtildi. EYT’ye muhatap kişi sayısının yaklaşık 2 milyon 250 bin olduğu söylenmekte.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, EYT düzenlemesinin bütçeye maliyetiyle ilgili olarak, “Kolay bir maliyet değil. 100 milyarın üzerinde bir maliyeti var. Ama bizim bütçe imkanlarımızın içerisinde karşılanabilecek bir maliyet” açıklamasında bulundu.

Akıllara ister istemez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 16 Kasım 2019’da Sosyal Güvenlik Kurumu Topkapı kampüsünde düzenlenen Fatih, Silivri, Topkapı ve Zeytinburnu sosyal güvenlik merkezleri toplu açılış töreninde sarf ettiği sözler geldi tabi. Erdoğan 3 sene önce, “Tutturmuş erken emeklilik, İskandinav ülkelerinin çoğu bu yöntemle battı. Niye erken emeklilik, ne zaman emekli olacaksa o zaman olsun. Hak ettiği parayı alsın. Biz bunu politik hesaplarla yapmayız ve yapmayacağız da. Arkadaşlarıma söylüyorum, beni bu yola asla teşvik etmeyin. Seçim kaybetsek de yokum. Bu hesap yanlış hesaptır, seçim kaybetsek de ben bu işte yokum” ifadelerini kullanmıştı. 3 senede demek ki çok şeyler değişti ve taban tabana zıt bir noktaya gelindi.

Bu duruma şaşırmalı mı, yoksa “klasik Türk siyaseti” deyip geçmeli mi? Belki de yaklaşan seçimlerle bu durumu ilişkilendirmeli ve düşen oyların zorlamasıyla “tüm tuşlara basılması” olarak mı yorumlamalı? Elbette ki, düşünceler ve tutumlar zaman içinde değişir ve gelişebilir. Ancak her ne gerekçeyle olursa olsun, bu kadar keskin bir dönüş ve bu denli 180 derece aksi yönde bir tavır değişikliği pek de tutarlı olmasa gerek. Toplum olarak siyasetin popülist tavrından arada sırada rahatsızlık duysak ve tutarlı olunmasını beklesek fena mı olur mesela?

2021 yılında sosyal koruma harcamaları önceki yıla göre yüzde 19,9 artarak 785 milyar 662 milyon liraya ulaşmış. Emekli/yaşlı, dul/yetim ve engelli/malul maaşı alan kişi sayısı da 14 milyon 624 bin kişiye yükselmiş, toplam nüfusun yüzde 17,3’ü yani. 775,4 milyar TL’lik sosyal koruma yardımlarının 353,6 milyar TL’si emekli/yaşlılara yapılan harcamalar olmuş.

Elbette ki bu harcamalar karşılıksız harcamalardır ve sosyal devlet hatta sadece devlet olmanın gereği olarak bile bu harcamalar yapılmak zorundadır. Ancak nüfusun yaşlanması realitesinin de göz önünde bulundurunca ve ileride çalışan ve emekli olmuş olan insanların mağdur olmaması adına sosyal güvenlik sistemine gereksiz yükler bindirilmemelidir. Elbette koşulları sağlayıp da emekli olmuş insanlar hakkını almalıdır, ancak yapılması gereken şey herkes için adil ve sürdürülebilir bir emeklilik sistemini ortaya koymaktır. Birkaç sene sonra yeni EYT’liler çıkması muhtemeldir yoksa.

İnsanların günü gelince emekli olması demek, bir daha çalışmak zorunda kalmamalarıdır. Aldıkları emekli aylığıyla kendilerini geçindirebilmeleridir. Ancak bugün asgari ücretin zamlanmadan önce, 550 lira olduğu yerde 3500 lira, 4000 lira emekli aylığı alan insanların olması açıkça bir zulümdür. Asgari ücret 8500 lira olduktan sonra aradaki farkın açılması da mukadderdir. Ki asgari ücretin bir sefalet ücreti olduğunu da unutmamak gerek.

Kariyer sitesi Eleman.net’e göre EYT’lilerin yüzde 70’inin çalışmaya devam etmek istemesi aslında hayli önemli bir şeyler söylüyor. İnsanların ne duruma düşürüldüğünü gösteren çok önemli bir veri bu. ‘90’lı yılları kötülemeyi alışkanlık edinen siyasi iktidarın getirdiği nokta tam da burası. Önceden emekli ikramiyesiyle başlarını sokacak bir ev, ikinci el de olsa bile bir araba alabilen insanların, bugün artık çalışmaya devam etmek zorunda bırakılması işlerin kötüye gittiğini gösteriyor.

EYT müjdesi gibi seçime ayarlı yüzeysel şeyler değil de herkesi için doğru düzgün ve adaletli bir emeklilik sisteminin getirilmesi elzemdir. Emeklilerin çalışmaya devam etmesi hem onlar için hem de işgücü piyasasına girmek için bekleyen gençler için büyük bir kötülüktür esasen.

“Seçime ayarlı” bir anlayışla alınan kararlar geniş çaplı ve toplumsal menfaati maksimize eden, verimli sonuçlar vermez, veremez.