Bazı müfessirler, bu ayet-i kerimenin özellikle ümera (yöneticiler) hakkında olduğu ve emanetten de amme hizmetlerinin kasd edildiğini söylemişlerdir. Binaenaleyh her işin başına ehlini, erbabını getirmek icab eder. Çünkü ayet-i kerimenin iniş sebebi: Ayet-i kerîme Mekke-i Mükerreme nin fethinde inmiştir. Kabe-i Muazzama nın bakım ve temizliği ve diğer işleriyle Osman b. Talha görevliydi. Bu bakımdan Kabe nin anahtarı bu ailenin elinde bulunuyordu. Resulullah (SAV) Efendimiz, Mekke-i Mükerreme yi fethettiğinde, bir rivayete göre henüz Müslüman olmamış olan Osman b. Talha Kabe yi kilitleyip Kabe nin damına çıktı. Resulullah (SAV) ondan anahtarı istediyse de vermekten kaçındı ve bunda ısrar etti. Bunun üzerine Hz. Ali (RA), Osman ın kolunu bükerek anahtarı elinden aldı ve Kabe yi açtı. Peygamberimiz (SAV) içeri girdi, iki rek at namaz kılıp dışarı çıkınca Hz. Abbas (RA) anahtarın kendisine verilmesini ve hacılara su dağıtma hizmeti ile birlikte bu görevi de yürütmek istediğini söyledi. Nihayet bu ayet-i kerime indi. Peygamberimiz (SAV), Hz. Ali yi çağırıp anahtarı yine Osman b. Talha ya vermesini ve kendisinden özür dilemesini emretti. Hz. Ali de öyle yaptı, Osman ona:

- Ya Ali! Önce zor kullanarak beni incittin. Sonra da gelip özür diledin, neden dedi. Hz. Ali (RA) de:

- Çünkü, Cenab-ı Hakk senin durumunla ilgili şu ayeti indirdi de ondan sonra da ayet-i celileyi okudu. Osman da duygulandı ve:

- Ben artık Muhammed (SAV) in Allah-u Teala nın Resulü olduğuna şehadet ediyorum dedi ve kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu. (248) Görülüyor ki, Resulullah (SAV) Kabe nin anahtarını akrabasına değil, babadan atadan bu işin sahip ve erbabı olan zata vermiştir. Millet yapısında en büyük emanet milleti idare edenleri seçerken işi ehline vermektir. Bu, devlet başkanından mahalle bekçisine varıncaya kadar idari sistemin her kademesinde yasama, yürütme ve yargı organlarında geçerli ve tazeliğini hiçbir devirde kaybetmeyen ilahi emirdir. Aslında devletin devamlılığı, milletin millet olarak varlığı ve temel hakların korunması da bu esasa bağlıdır. Kendine sahip olmayan, ruhuyla bedeni, dünyasıyla ahireti. işiyle ibadeti arasında denge kuramayan, hayatı sadece yeme, içme, eğlenme ve para kazanma çerçevesinde düşünen kişilerin başa geçmesine, idari işlerin ağırlığını yüklenmesine cevaz vermez. Çünkü bu ölçüde olan, iş başına getirildiği takdirde önce o memleketin kıyameti kopar. Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre: "Kıyamet ne zamandır " diye soran bir Arabiye Peygamberimiz (SAV):

- Emanet zayi edildi mi, kıyametin kopmasını bekle, pek yakındır, buyurdular. Arabi:

- Emaneti zayi etmek nasıl olur diye sordu. Peygamberimiz (SAV): "iş, ehli olmayana verildi mi, kıyameti bekle, pek yakındır, buyurdu.  Hadis-i şerifin son cümlesinden de: "Emanet ten maksadın: Devlet ve her çeşit idare işleri, diğer bir ifadeyle amme velayeti olduğu anlaşılmaktadır.

Gerçek şu ki: Ehli olmayan kaptan gemisini, ehil olmayan şoför arabasını, ehil olmayan pilot uçağını mahvettiği gibi kendisini ve içindekileri de yok eder. Devlet idaresini, amme velayetini bile bile ehliyetsiz ellere teslim edenler, bütün memleketi batırmak veya onu asırlar boyu geri bırakmak bahtsızlığı ve günahı altında ezilip giderler. Ayrıca bir cemiyette işler iyi gidiyorsa, o cemiyette işler ehline ve erbabına verilmiş demektir. Şayet iyi gitmiyor, o cemiyetin fertleri sıkıntılar, ıstıraplar ve anarşi içinde kıvranıyorsa, o cemiyette işler, ehil olmayan beceriksiz kişilere teslim edilmiş demektir.