Kurban bayramı bitti, kurbanla ilgili bayram günlerinde medyaya yansıtılan görüntüler hiç de iç açıcı değildi. Hele aralık ayı başlarından itibaren kuş gribi haberleri yaygınlık kazanıp, hindi kesimlerinin yoğunluk kazandığı yılbaşına doğru susması/susturulması ve ardından Kurban Bayramı arefesinde tekrar ayyuka çıkarılması ve bunun da kurbanla ilişkilendirilmeye kalkışılması, "kurban"a bir de bu taraftan saldırılmaya kalkışılması alışık olduğumuz tavırlardan biriydi.
"Ulemâ" düşmanı "medya ombudsmanları/medyatik ombudsmanlar" kurbanla ilgili ahkâm kesmeye devam ettiler bayram müddetince Belli ki kurban hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiller. Fakat bilmeseler de, kendilerinde söz söyleme yetkisi gördükleri için ellerinden geleni yanlarına koymadılar.
Bunlar feodal toplumun "köy ağası" edası içinde, kurban kesmeyi yasaklamayı savundular. Çözümleri "yasak"tı. Kurban kesilmesin, kurban şehir ortamına taşınmasın. O zaman sorun kendiliğinden hallolur. Ne kolay değil mi Sorun hem de kendiliğinden halloluverdi. Nasıl oldu Yasakladık oldu işte! "Radikal çözüm." Bir insan kafasında yasakçılığı barındırıyorsa, o kafa çalışmıyor demektir. İşte "bizim köyün ombudsmanları" böyle zekiler!
İslâm ve İslâm merkezli kavramlara düşmanlık besleyenler, kurban ibadetinin ekonomik boyutunu dahi düşünemiyorlar. Oysa kurban ibadetinin ekonomik boyutunu hesap etseler ve bunun için akıllarını yürürlüğe koyarak çözüm üretseler, belki sadra şifa bir şeyler söyleyebilirler. Deri kavgası, "post kavgası" yapacağınıza, Kurban Bayramı günlerinde yaşanan müthiş ekonomik hareketliliği "verim"e, verimliliğe dönüştürmek için kafa yorsalar, hiç olmazsa ekmeğini yedikleri ülkeye bir nebze faydaları olur İşleri güçleri kavga, kavga, kavga Ülke batsa bile onların inatları yine aynı inat İslâm a ve İslâm ın değerlerine düşmanlık
Kurban bayramı sayesinde bütün Türkiye, hatta Türkiye bağlantılı dünyanın birçok ülkesinde küçük ve büyük baş hayvancılık alanında müthiş bir hareketlilik yaşanmaktadır. Köyündeki, beldesindeki insan, kurban sayesinde Türk ekonomisine katkı sağlamaktadır. Üreticinin cebine bu sayede sıcak para girmekte, yetiştirdiği hayvanların durumuyla orantılı olarak para kazanmaktadır. Bu insanlara destek verilmesi gerekirken, köstek olmaya çalışmak yurtseverlikle de bağdaşmaz.
Türkiye birçok maddî alanda mesafeler almaya başladı. Sebze, meyve hallerinin durumu eskiden ne kadar kötüydü. Kimse yasaklamayı düşünmedi o zaman. Konuşa konuşa, araya araya çözüm üretildi. Bugün, eskiye oranla daha iyi duruma geldi sebze ve meyve halleri, hatta daha da iyileşmesi gerekiyor.
Kurban Bayramı günlerinde "kurban derisi" kavgası yapılacağına, yine kurbanı, kurbanın imkânlarıyla çözümlemek mümkündür. Önemli olan iyi niyettir.
Kurban derilerini hangi kurumun toplayacağı ile ilgili olarak her yıl kavgası yapılır. Hatta bazı dönemlerde vatandaşın elindeki deriler zorla toplanır, el konur. Uzaktan yakından kurbanla alâkası olmayan bizim köyün ombudsmanları, kurban derilerinin tarikatlar tarafından toplandığını, onların da hangi amaçlara hizmet ettiğinin bilinmediğini söyleyerek/yazarak karanlıkta cimcort oynuyorlar.
Oysa kurban derilerini tek elde toplayıp, sağlıklı "kurban kesim yerleri" yapmak suretiyle, sorunun çözümüne katkıda bulunmaları daha erdemlice bir tavır değil midir Bunu kim yapacak Bu konulardan birinci derecede sorumlu olanlar belediyeler ve onlarla iş birliği yapabilecek durumda olan sivil toplum kuruluşlarıdır.
Vatandaşların kısa bayram günlerinde süratli bir şekilde motive edilmesi gerekmektedir. Günümüzde Türk toplumu, eskisine oranla dinamik bir yapıya kavuşmuş durumdadır. İstendiğinde, kısa zaman içinde, çok güzel organizasyonları yapabilecek bilgi ve beceriye sahiptir.
Büyük şehirlerde birçok organizasyon gerçekleştiren kurumlar kurbanın derisini, bağırsağını, işkembesini, hatta kellesini almanın yanında, bir de kesim ve parçalama parası adı altında para topluyorlar. Vatandaş da kurbanının temiz bir şekilde kesilmesi karşılığında bunların hepsine razı oluyor. Bu kadar işinin yapılmasına yardımcı olan bir halk varken bunların kıymetini bilmemek insafla bağdaşmaz.
Kurbanı, "ibadet şuuru"nun yanında, bir de Türk ekonomisine katkısını hesap ederek ne yaptığımızı, ne söylediğimizi iyi bilmemiz gerekir. Bir hafta gibi kısa zaman dilimi içinde ekonominin nasıl ciddi bir hareket kazandığı, insanlar arasında nasıl bir para sirkülasyonu olduğunu da düşünmek lâzımdır. Ülkenin maddî ve mânevî kalkınmasına katkı sağlamak, kurban kesen kesmeyen, Müslüman olan olmayan herkesin yararınadır. Bu konuları saptırmak, ibadete fitne ve fesat karıştırmak, kurbanı "kavurma şöleni"ne çevirmek ne insanca ne de müslümanca bir tavırdır.
Büyük şehirlerdeki kurban kesim biçimlerine, mutlaka "medenî" bir ivme kazandırılması gerekmektedir. Belediyelerin aslî görevini yapması, vatandaşlara bu anlamda hizmet etmesi ve kesimlerin mutlaka kapalı mekânlara taşınması lâzımdır.
Gelecek bayramda açık hava mezbahalarından naklen yayın yapan medya (!), dünyaya göstermek için kurbanın zarafetine halel getirecek herhangi bir olumsuzluk bulamamalıdır.
İster ironi ister gerçek kabul ediniz, fakat halk arasında yaygın kanaat olarak kurban kesim biçimimizi de, Avrupa Birliği nin düzenleyeceği şeklinde bir anlayış ve beklenti vardır.
Diyanet İşleri Başkanlığı nın bir kenarda durmak yerine, kurban kesim biçimine müdahil olması gerekir. Başkanlığın çözüm olarak, "bizim köyün ombudsmanları"na benzeyen bir yaklaşım sergilemesine üzüldüğümü söylemeliyim.
Ne diyordu bayramın üçüncü gününde sayın başkan vekili: "Kurban farz değildir..." Bunun anlamı nedir Kesilmese de olur. İnsan bindiği dalı keser mi sayın başkan vekili Su var ve akıyorsa, öncelikle nimete teşekkür etmek sonra da suyu meşru bir şekilde kanalize etmek gerekmez mi sayın başkan vekili