Bir gündemi iki gün üst üste konuşamıyoruz. Her an, her dakika bir şey oluyor ve bizler biri bitmeden diğerinin etki alanına giriveriyoruz. Fırat Kalkanı’nda, Beşiktaş’ta ve Kayseri’deki şehitlerimiz hepimizi derin üzüntülere boğmuşken, Rus Büyükelçi Karlov’un bir polis memuru tarafından öldürülmesi ile sarsıldık. Peki, böylesine dikkat çekici bir terör eyleminin tetikçisi belli de, tetiği çektirenler kimler olabilir? Rusya - İran ve Türkiye’nin, Suriye’yi görüşmek üzere planladıkları toplantıdan bir gün önce gerçekleştirilen bu suikast bir mesaj mıydı? Şayet öyleyse bu mesaj kimeydi? Şimdi alternatifler üzerinden olayı anlamaya ve cevabını bulmaya çalışalım. Mahir Kaynak’ın literatürümüze kazandırdığı “Kime yarıyor?” sorusunu da unutmadan bir kenarda tutalım..

İlk akla gelenler Siyonizm bağlantılı Batılı istihbarat örgütleri. Neden? Çünkü bu eylemle Siyonizm ABD’ye yüklediği küresel misyonu 20 Ocak’ta koltuğa oturacak olan Trump’a hatırlatmak istemiş olabilir. Bu suikastın bölge ülkelerinin ABD’yi dolayısıyla Siyonizm’i Suriye’de işin dışında tutacak şekilde hareket etmelerinin ardından gelmesi de düşündürücüdür. Polis memurunun FETÖ bağlantısı olabileceğine dair yorumlar, örgütün taşeron olma ihtimalini de akıllara getiriyor. 

Diğer taraftan Suriye meselesinde Türkiye’nin geldiği nokta sorunun ilk başladığı andan günümüze yüz seksen derece farklı. Türkiye, ABD ile birlikte “Eğit-Donat” stratejisiyle Suriyeli muhalifleri silahlandırdı. Bu çok yanlış bir adımdı. Yangına benzin taşındı. Sonunda o ateş bize de sıçradı. Tam ortada bırakıldık derken Türkiye, Astana toplantısında Rusya ve İran’ın peşine sessizce takılıverdi. Gelinen nokta itibariyle doğrusunu yaptı ancak bunca kayıptan ve olanlardan sonra bu noktaya gelmiş olunması açıkçası insana çok acı veriyor. 

Bu arada Suriye konusunda yeni oluşan birliktelikten midir bilinmez, Türkiye’nin Nusra gibi terör örgütlerine destek verdiği iddiaları, özellikle yabancı basında sıkça yazılmaya başlandı. Bu suikastı Nusra’nın belki de reklam amacıyla üstlenmiş olması, Türkiye üzerine kurgulanan oyunların olduğunu gösteriyor. Bunun yanında geçen hafta CIA tarafından önce açıklanan, sonra yalanlanan “Türkiye DAEŞ’ten petrol almamış. Özür dileriz” açıklaması da bence Nusra iddiaları sürecinden bağımsız değil. 

Son olarak bir de Mahir Kaynak gibi düşünelim. Bu işten kim istifade etti sorusuna cevap bulmaya çalışalım. Suikast sonrasına bakıldığında bu sorunun cevabı Rusya gibi duruyor. Neden? Çünkü Türkiye büyük oranda Rusya’nın etki ve kontrol alanına girdi. Bu işi Rusya’nın kendisinin yapma ihtimali var mı? Bu seçenek şu an elimizdeki bilgilerle olasılıkların dışında. Rusya suikast sonrası yaptığı teenni dolu açıklamalarla felaket senaryolarını boşa çıkarmış görünüyor. Yani rahmetli Kaynak da yaşasaydı bu olayı istisna olarak kabul ederdi galiba. Bence bu suikastın arkasında Suriye’nin toprak bütünlüğü kimlerin işine gelmiyorsa onlar vardır. Ancak şunu da ifade edelim. Hadi biz, bize emanet edilmiş bir diplomatı koruyamadık, hatalıyız. Peki, Rusya Ankara gibi bir başkentteki diplomatının korumasız bir şekilde dolaşmasına nasıl müsaade etti? Bunun cevabı da mutlaka makul bir şekilde verilebilmelidir.

Şimdi biz Türkiye olarak yanıtlamamız gereken sorulara gelelim. Bütün bu senaryoların içinde, ülke olarak biz ne yapıyoruz, nerede duruyoruz? Kem gözlerin üzerimizde olduğu bir coğrafyada yaşayan bizler, nasıl olacak da sağ-salim güçlü bir şekilde ve dirayetle ayakta kalabileceğiz? Ülkemiz kimileri için doğal operasyon alanına dönüşmüşse, istihbarat örgütlerinin cirit attığı bir yer olduysa bunları nasıl engelleyeceğiz, nasıl dur diyeceğiz? 

Güçlü olacağız. Kurumlarımızın yeniden itibar kazanmalarını sağlayacağız. Hukukun sağlıklı bir şekilde işlemesini temin edeceğiz. Güven duygusunu destekleyen açıklamalar yapacağız. Herkesin işini doğru yapmasından başka çıkış olmadığını bileceğiz.

Eğer bunları yapmazsak maalesef her şeye, her tehdide açık hale geliriz.

Sonuç olarak, herkes sütünün gereğini yapar. Ateşe yakma, akrebe sokma denmez. Güçlü ol, rahat et. Adil ol, güven ver. İşte ayakta kalmanın formülü budur.