Pazar sabahı TV’de zap yaparken ekrandaki adam dikkatimi çekti...

Dobra dobra bir adam...

Lafı dolandırmadan, sündürmeden, eğmeden, bükmeden cevap veriyordu…

Bu kişi başkent Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tuna’ydı...

İlginç şeyler söylüyordu...

Melih Gökçek’in uzun belediye başkanlığı döneminin ardından esasen “farklı” şeyler de telaffuz ediyordu... Bakar mısınız;

* “Ankara’nın Çukurambar semti bitti. Olması gerekenden yüksek binalar yapıldı. Otopark ciddi sorun burada. Ofisin var ama misafir gelemiyor. Ne olacak? Göreceksiniz bir süre sonra Çukurambar boşalmaya başlayacak. Bu bölgeden yeni ruhsat vermiyorum. Ama yapılacak bir şey yok, Allah rahmet eylesin...”

* “Metro da 24 saat olacak...”

* “Havaalanı metrosu... Uzun mesafe olmasını istedim. Zaman veremem.”

* “Ankara’da hangi binanın sığınağı çalışıyor. Deprem toplama alanları nerede?”

* “Anpark -İspark benzeri- için adım atıyoruz. Özel otoparkları teşvik edeceğiz.”

* “AVM’ler plansız.”

* “Sokak köpekleri... Petshoplardaki köpek yavrusu satışlarının yasaklanması lazım. Köpeklerin hayvan barınaklarından alınması lazım. Yeni hayvan barınakları açarız. Ama bu konu çok taraflı bir konu...”

* “Çok tartışılan Ankapark... İyi bir işletmeci gelirse el sıkışırız.”

* “Ankara Kanal Projesi’ni tek kalemde halledeceğiz.”

* “Ankara Büyükşehir’de halen kendini gizlemiş FETÖ’cüler olabilir. Diğer kurumlarda olduğu gibi... Bu konunun üzerinde ciddi duruyoruz...”

* “Kimseye farklı muamele edemeyiz, kimseye zulmedemeyiz.”

* “Sporla ilgili koskoca bakanlığımız var. Biz de destek olacağız.”

* “Gelecek dönem belediye başkanlığı hesabım yok. Partim ne görev verirse onu yaparım. Afiş asmaya gönderirse afiş asarım. Bir hesabım yok…”

***

Yalan yok!

Melih bey duymasın ama Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Mustafa Tuna’nın konulara yaklaşımı, eğilimi, izah tarzı hoşuma gitti, nedense...

TARİFSİZ ACILARA GARK OLDUM!

İçim nasıl acıdı tarif edemem…

Afganistan uyruklu 25 yaşındaki Muhammed İslam…

Afganistan uyruklu 20 yaşındaki Tosif… Pakistan uyruklu 19 yaşındaki Asad… İstanbul Beylikdüzü, Yakuplu, Kavaklı Mahallesi’nde bulunan bir konteynerde kalıyorlardı.

Saatler sabahın 06.00’ını gösterdiğinde konteynerde yangın çıktı.

Yangın kısa sürede, konteynerin tamamını sardı.

Ve üç kâğıt toplayıcı feci bir şekilde yanarak can verdi.

Cenazeleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait cenaze aracıyla Adli Tıp Kurumu’na götürüldü.

Küle dönen konteyner… Ve içerisinde bulunan bir elektrikli soba…

Kâğıt toplayıcı işçilerden geriye ise yalnızca el arabaları kaldı...

***

* Onları bazen bir cadde başında görürsünüz…

* Onlara bazen bir sokak ortasında rastlarsınız…

* Onlar bazen bir market, bir bakkal önünde üs kurarlar…

* Onlar bazen yolda giderken yanı başımızdan geçer, sessiz sedasız…

Onlar kâğıt toplayıcıları…

Üç beş kuruş için; kar demeden, kış demeden, soğuk demeden, yağmur çamur demeden, gece-gündüz demeden, düz-yokuş demeden o demir çerçeveli kocaman çuvallarla kağıt topluyorlar da topluyorlar…

Afganistanlı Muhammed İslam ve Tosif ile Pakistanlı Asad’ın bu uğurda, konteynırda sabahlarken yanarak can vermeleri içimi fena acıttı…

Bu acının tarifi de yok, telafisi de…

VEFAT EDEN EMEKLİLERİN YETİM ÇOCUKLARI NE OLACAK?

İşçi ve memur emeklileri, dul, yetimleri maaş alıyor. Ülkemize sığınanlar ve çocukları her türlü ayni ve nakdi yardımlar alıyor. Şehit aileleri, gaziler, kocasından boşananlar aylık alıyor. Sakatlar, deliler, valiliklere müracaat eden yoksullar yardım alıyor.

Mal varlığını türlü hilelerle gizleyenler aylık alıyor.

Bu güne kadar hakları aranmayan, sesleri duyulmayan, kaderlerine terk edilen bir kesim var; Bunlar, vefat eden emeklilerin yetim kalan, iş bulamayan, 18 yaşını veya 25 yaşını geçmiş okuyan erkek çocukları…

Bir istatistik yapınız, babası ya da annesi emekli iken vefat eden hangi erkek çocuğunun yüzde kaçı hemen iş bulabiliyor? Bu memur ve işçi yetimlerine kim arka çıkacak? Bu insanlarımıza da bir iş buluncaya kadar hiç değilse asgari ücret oranında bir aylık verilmeli ki, yanlış yollara sapmasınlar! Belki de yoksulluktan kötü örnek olanların çoğu memur ve işçi emeklilerin erkek çocuklarıdır.

Diğer taraftan emekli olan bir memurun maaşı belirli oranda aşağıya çekilirken, bu meyanda geliri olamayan ev kadınına ait aile yardımı da kesiliyor. Keza emekli olan memurun 18 yaşından küçük çocukları için ödenen çocuk yardımları da kesilmektedir.

Haklarımızı savunan sendikalarımız var. Bu sendikalar, ilk önce bu güne kadar emekli olan insanlara verilmeyen aile ve çocuk yardımlarının verilmesi için mücadele etmelidir. Vefat eden emeklilerin erkek oğullarına bir aylık bağlanması için mücadele etmeli, haklarını savunmalıdır. Bu alanda gerçek anlamda bir adım atılmalıdır. (MUSTAFA CEYHUN)

EFSANE ROMAN YİNE YAYINDA

Merhum Ali Nar’ın Arılar Ülkesi’nden söz ediyorum.

Cahit Zarifoğlu, “Arılar Ülkesi’nden bahsederken şunları dile getirmişti;

“Çocuklar da dâhil herkesin rahatlıkla, zevkle ve ibretle okuyacağı bir romandan söz açalım bugün. Yazarını gazetelerdeki yazılarından da tanıyorsunuz. Bu defa bir romanıyla karşımıza çıkıyor. Zannederim Ali Nar’ın bu ilk romanı. Çok yönlü bir kitap: İsterseniz çocuklar için bir masal kitabı, dilerseniz bir edebiyat eseri, dilerseniz bir siyaset analizi deyin. Hepsini de karşılayabilecek birçok yönlülüğe sahip. Konusu üç cümle ile şöyle: Çalışkan ve dürüst bir arı cemaatinin yaşadığı bir küçük ülkeyi, civar ülkelerden birinde yaşan yılanlar istila ediyor. Nice ızdıraplardan ve maceralardan sonra arılar akıllarını başlarına topluyor ve ülkelerini kurtarıyorlar.”

İşte bu roman Yenidevir Yayınları’ndan yeni çıktı.

Hararetle tavsiye ediyorum…

İsteme adresi: www.yenidevirkitap.com