Geçtiğimiz hafta “Fatihleri Yetiştirenler ve Kaybolan Nesilleri Yetiştirenler” isimli bir yazı kaleme almıştım. Bunun üzerine çözüm önerilerinin, tedavi yöntemlerinin yer aldığı devam niteliğinde bir yazı talep edildi okurlarımızdan. Fakat bu istenilen bir çırpıda verilecek bir reçete değil. Zira sorun kökleşmiş durumda ve tedavisi de haliyle zor bir konu.

Aslına bakılırsa böyle bir yazı kaleme almayı düşünmüyordum. Zira amacım reçete sunmak değil, aksine dikkatleri çekmekti. Çünkü çözüm önerisi sunmak işin kolay yanı. Kime sorarsanız sorun, eğitimin içinde bulunduğu bu girdaptan çıkmak için doğru ya da yanlış bir reçetesi vardır. Bakınız sadece eğitimci veya anne baba demiyorum çünkü toplum içindeki tüm fertler öyle ya da böyle bir eğitim sürecinden geçmekteler. Haliyle herkesin bu konuda bir fikri muhakkak var.

Herkesin bu konuda fikri var olmasına var da sorunu gerçekten anlayabilmiş değiliz. Bir sokak röportajı yapsak eğitimdeki sorunlar hakkında ne düşünüyorsunuz, çözümünüz nedir desek alacağımız cevaplar aşağı yukarı şöyledir: sınav sistemi değişmeli, ezberci zihniyetten kurtulmak gerek, eğitimdeki eşitsizlikler…

Evet, bunların hepsi de önemli sorunlar fakat yeterli değil. Mesela sınav sistemi değişse ölçme ve değerlendirmeyi nasıl yapabileceğimize yönelik nitelikli bir çözümümüz yok. Hele ezberci zihniyetten kurtulmamız gerektiği konusu tamamıyla yanlış anlaşılıyor. Sorun ezber yapmakta değil, bilgilerin ezber düzeyinde kalması. Öğrenmenin analiz boyutunda gerçekleşebilmesi için birinci adım bilgiye sahip olmaktır. Bunun yolu da ezberdir. Bilginin işlenmesi yoluyla analiz yeteneği gelişir. Ezberci zihniyet dediğimiz bilgiyi işlemeden çocuğun zihnine doldurup bırakan zihniyettir. Fakat görüyoruz ki ezberci zihniyetten kurtulalım diye çocuklara bilgi öğretilmekten korkulur hale geldi. Okul kitaplarının içeriği her geçen yıl daha da boşaltılıyor. Sonra ne diyoruz? Eskiden ilkokul mezunu olan insanlar şimdiki üniversite mezunlarından daha nitelikliydi. Niye? Çünkü müfredat daha doluydu da ondan.

Amacımız çözüm önerisi sunmak değil, dikkatleri çekmek demiştik. Niye? Çünkü bakmak başka, görmek başka şeyler. Bakmak “gözleri bir şey üzerine çevirmek” demektir. Görmek ise “bir nesne veya kimsenin varlığını algılamak, hissetmek” demektir. Biz bakıyoruz. Eğitimdeki sorunlara kafamızı çevirmiş boş boş bakıyoruz. Fakat eğitimdeki sorunları algılayanımız yok. Evet bir sorun var da bu sorun nerede acaba? O yüzden dikkatleri çekmek, sorunun fark edilmesini, görülmesini sağlamak lazım. Ondan sonra reçete sunmak kolay olanı.

İlla da reçete istiyorsak çocuklara ve eğitime olan bakış açımızı değiştirerek başlayabiliriz işe. Öncelikle eğitimi meslek sahibi olmak için bir zorunluluk, para kazanmak için bir araç olarak görmekten vazgeçerek işe başlamak lazım. Eğitim her şeyden önce bir değerdir. Eğitimi bir meta olarak gören sistemle eğitimi insanlığın faydasına hizmet etmek için kullanan sistem arasında ve bu sistemlerde yetişen insanlar arasında elbette bir fark olacak. Hem de büyük bir fark.

Diğer önemli bir konu da geçen haftada vurguladığımız gibi gençlere ergen, z kuşağı, pandemi nesli diye etiketler takmamız. Ergenlik çağına gelmiş bir çocuğa yavrum evladım, sen artık sorumluluk sahibi bir insansın diyerek ef’âl-i mükellefîn’in görevlerini öğretin bakın bakalım o genç yaşıtlarından nasıl ayrışmaya ve kendini fark ettirmeye başlıyor. Mükellef olan bir insan artık çocuk değil, kendine, ailesine ve inancına karşı sorumluluk sahibi bir insandır. Sen ergensin bir işe yaramazsın diye bakılan genç ile sen sorumluluk sahibi bir gençsin diye bakılan, bir ülkü, bir hedef verilen genç aynı olabilir mi? Olamaz. O halde önce gençlere, çocuklara bakış açımızı değiştirecek, sorumluluk sahibi insanlar olması için çalışacağız.

Önce bu farkındalıkları kazansak eğitim sistemindeki diğer sorunları çözme konusunda adım atmamız daha kolay olacak. Biliyorum bir öğretmenin, bir annenin, bir babanın bakış açısının değişmesi ile tüm sistem düzelmez. Fakat bir kişinin farkındalığı diğer insanların da farkındalık kazanmasını sağlayabilir. Çünkü bir hastalığın tedavisi için reçeteden önce kişinin hasta olduğunu kabul etmesi ve doğru bir teşhis gerekmektedir.