Millî Görüş hareketi, siyasette aktif olarak yer almaya başladığında, ülkemiz Batı’ya göbekten bağlı olan vesayet sisteminin kontrolü altındaydı. Merhum Erbakan Hoca’mız, Millî Görüş hareketi ile bu köleleşmiş sistemin karşısında yer aldı ve maddi-manevi kalkınmayı önceleyen bir vizyon ortaya koydu. Bu alışıldık bütün ritüelleri, bütün kalıpları ve bütün tabuları yıkmak anlamına geliyordu ve bedeli ağırdı. Dışarıdan desteklenen ve halkı inanç ve değerleriyle karşı karşıya getiren bu sistem dini değerleri tehlike olarak görüyordu. O yüzden Prof. Dr. Necmettin Erbakan, mücadelesini sürdürürken dışlandı ve yalnızlığa terk edildi… Askeri statükocular Millî Görüş’ün savunduğu ilkeleri bir tehdit olarak algıladılar ve alanını daraltmak için çeşitli yollara başvurdular.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’mız, siyasi hayatında ağır baskılara ve yıllarca süren siyaset yasaklarına maruz kaldı. Fakat buna rağmen mücadeleden hiç vazgeçmedi ve seçimlerde Refah Partisi, 1995 tarihinde birinci parti olarak çıktı.  Koalisyon hükümeti kuruldu ancak Hoca’nın Batı’ya bağımlı olmaktan kurtulmak için ürettiği çözümler vesayetçi zihniyeti fazlasıyla rahatsız etti ve önüne çeşitli engeller çıkarıldı.

Refah Partisi, maddi ve manevi kalkınmanın gerçekleştirilmesi için sistemin kimliğine dönmesi gerektiğini savunuyordu. Bu durum vesayetçi sistemde ciddi anlamda rahatsızlık uyandırdı ve engel koyabilmek için 28 Şubat sürecini başlattılar, akabinde de “Laik cumhuriyete aykırı hareket ettiği” gerekçe göstererek partiyi kapattılar. Erbakan Hoca’mıza ve parti yöneticilerine siyasi yasak getirildi. Mücadele devam etti ve Millî Görüş hareketinin dördüncü partisi olan Fazilet Partisi kuruldu… Fakat yaşanan çatışmalar ve bölünmelerle birlikte ülke Batı eksenli siyasi bir görüşün kulvarına çekildi.

Ülkenin içindeki işbirlikçiler Haim Nahum doktrinine bağlıydılar ve emperyalist Batı’nın bu topraklardaki temsilcileri gibi hareket ettiler. Nahum doktrini, siyasetten eğitime, sağlıktan sosyal yapılanmaya kadar hayatın her alanına ulaşmış ve aktive edilmişti.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Nahum planına anlamadan maddi ve manevi birikimlerimiz üzerine kurulan tuzakların farkına varamayacağımızı ifade eder ve bu ilkelerin öldürücü bombalar kadar tehlikeli olduğuna dikkat çekerdi. Müslümanları inancından uzaklaştıracaksınız, borca esir edeceksiniz, aç ve işsiz bırakacaksınız, etnik ve mezhepsel ayrılıklar oluşturup böleceksiniz, böldüğünüz parçaları kendi aralarında çatıştıracaksınız ve parçaları yumuşak lokma haline getirip kontrol altında tutacaksın ifadeleri ile yandaşlara sunulan doktrin, toplumu ayakta tutan temel dinamikleri hedef alıyordu ve bu ilkeler suyun altından geçerek yavaş yavaş yayılıyordu. 

Bilindiği üzere Nahum, Osmanlı’nın başına musallat edilmişti ve İslam’ın temel dinamiklerini yıkma planının başında yer alıyordu. Ne yazık ki hazırlanan entrikalar sonucunda Osmanlı bölündü ve parçalandı. Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Nahum planının neyi hedeflediğine ve kime hizmet etiğine dikkat çeker ve bu konuda bilgi sahibi olmadan tehlikenin farkına varamayacağımızı ifade ederdi.

Hocam, bizi Batı’ya bağımlı kılan, sömüren ve köleleştiren zihniyetlerin hangi kollardan çalıştıklarını anlamamızın önemine değinir ve güçlü bir Türkiye için maddi ve manevi kalkınmanın şart olduğunu vurgulardı. Fakat ne yazık ki onun onurlu duruşunu, mücadelesini ve ürettiği çözümleri pek az kişi anlayabildi. Eğer zihinleri kontrol altında tutulan kitleler bilinçlerini uyandırıp onun sözüne kulak vermiş olsalardı bugün eminim ki ülkemiz çok daha farklı bir noktada olacaktı…