“Yıkılmak binaya mahsus bir şey değil ki Züleyha! Bir insanın bir cümle ile yıkıldığını gördüm ben” der merhum Cahit Zarifoğlu… Acımasızca esen fırtınaların yıkamadığı insanı bir söz yıkar bazen… Söz bıçak gibidir siz onu kullanarak katliam da yapabilirsiniz, büyük fetihlere kapı da açabilirsiniz… Söz dağların doruklarından kopmuş bir taş parçası gibidir siz o taşla muhatabınızı yaralayabilirsiniz de onun güvenliğini sağlayabilmek için duvar da örebilirsiniz… Söz göğsünüzdeki iman, söz sevgi, söz güç, söz dua ve söz ihanettir… Sözlerden dizilmiş inciler taşırız yüreklerimizde ve her gün bir inci parçası düşer toprağa… Böyle durumlarda içimizde derin bir acı hisseder ve kopan parçanın peşine düşeriz.

İnsanı hastalık düşürür, yoksulluk düşürür, içinde besleyip büyüttüğü öfkesi, hataları günahları, yalanları, kibri, hasedi düşürür… Ve düşmek kaybetmektir ve kaybedilen her şey geride keskin yaslar bırakıp gider… Yas tecrübedir ve sahip olduklarınızın farkına varmanızı öğretir… Yas bir irkilmedir… Nasıl olsa güneş başımın üzerinde doğuyor, nasıl olsa Allah’ın bahşettiği oksijeni soluyarak hayatta kalıyorum deyip hayatınızdan nelerin akıp gittiğini göremez hale geldiğiniz anda yas sizi yakanızdan hızla çeker ve kurumuş bir dal parçası olmadığınızı hatırlatır…

Ekmeği kaybettiğinde de düşer insan onurunu kaybettiğinde de… Ama birinde adı yoksul olur ve sabırla zenginleşir diğerinde adı haysiyetsiz olur ve dibe doğru çekilir… Keskin bir kayanın üzerine düşmek gibidir insanın onurunu kaybetmesi… Ve asıl düşmek budur… İzzetini, onurunu, duruşunu, haysiyetini kaybedip kurumuş bir yaprağa dönmektir gerçek manada düşmek. Böyle durumlarda kalkmak için uzandığınız dallar bir bir kırılır ve sevgisizliğe itilerek cezalandırılırsınız. Onurunuzu kaybettiğiniz gün sevginizi de kaybedersiniz.

Düşmek tercih edilen bir şey değildir… Korkarsınız düşmekten… İstemezsiniz bunu… Düşmemek için köprüler kurar, yollar yaparsınız… Ama eğer düşmüşseniz ilk hamleniz hız olur ve kalkabilmek için daha fazla güce ihtiyaç duyarsınız.

Bazen sözle vururlar sizi… Söz ağır bir kurşuna dönüşür ve kalbinizi en derin yerinden  delip geçer… Elmanın içindeki kurda dönüşür söz ve ne içinize alabilirsiniz ne de dışarı atabilirsiniz. Doğrulmak istersiniz ayaklarınız titrer ve sözün yaraladığı yeri yine sözle onarmaya çalışırsınız.

Düşersiniz… Ve düşmek eksilmek, yoksullaşmaktır… Ne iç dünyanızdaki zenginlikleri kaybetmek istersiniz ne de elinizdekileri… Ekmeği kaybetmemek için gösterdiğiniz çabayı gözden ve gönülden düşmemek için de gösterir ve ruhunuzun bedeninizden bedeninizin ruhunuzdan bağımsız olmadığını kabul edersiniz…