AB’nin kapısında niçin ısrarla durduğumuz sorusunu sıkça dile getiriyor, artık bu kapının terk edilmesi gerektiğine vurgu yapıyorum. Ne var ki, iktidar sahipleri başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin sergilediği bunca düşmanlığa rağmen yaptıkları açıklamalarda bu düşmanları dost olarak nitelendiriyor, yaptıklarını bir dostun yapmayacağını tekrarlayıp duruyorlar. Almanya ve diğer AB ülkelerinin Türkiye’ye karşı sergilediği tavrı bir dost ülkenin yapmayacağına gerçekten inanıyor isek o zaman bu ülkelerden her fırsatta dost olarak bahsetmekten vazgeçmek gerekmez mi? Bunun son örneğini Merkel’in AB’nin Türkiye ile Gümrük Birliği’ni genişletmeyeceğine ilişkin açıklamasının ardından yapılan açıklamalarda da yaşadık. Buraya gelene kadar teröristlere kucak açmaları, 15 Temmuz darbecilerinin pek çoğuna ülkelerinde barınma imkânı vermelerine ciddi bir hukuki gerekçe bile göstermeden tavırlarını sürdürüyor olmaları aslında insanımızın sabrını çoktan taşırmış olmasına rağmen yöneticiler nedense tek yanlı olarak dostluk gösteri ve söylemini sürdürüyorlar. Denebilir ki onların düşmanlığına rağmen Türkiye’nin dostluk elini uzatması düşmanların düşmanlığını törpüleyebilir. Ama böyle olmuyor, biz her seferinden dostluktan söz ederken onlar tavırlarında hiçbir değişiklik yapmıyorlar. Bakanlarımızın toplantısını yasaklarken teröristlerin polis korumasında gösteri yapmasına imkân sağlıyorlar. Kısacası başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri Türkiye’ye karşı bırakın dostça davranmalarını, usulen bile dostluk sergilemiyorlar. Ancak, her seferinde bizler bu düşmanlardan dost diye söz ediyoruz. Dost olarak kabul ettiğimiz içinde attıkları kazıklar ağırımıza gidiyor. Hâlbuki düşmanı düşman olarak görmek ve bilmek karşı tedbir almayı gündeme getirecek, en azından onlardan gelecek düşmanlığa karşı tedbirli olacağız. Ama düşmanı dost bilip, dost ilan edince korunmasız kalınıyor ve sergilenen düşmanlıklar karşısında hayal kırıklığımız büyük oluyor. Korunma olarak tek yapılan ise bir takım açıklamalardan ibaret kalıyor. Bu noktada AB Bakanı Çelik’in Merkel’in son açıklamasının ardından yaptığı değerlendirmeye dikkat çekmek istiyorum. Çelik, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ’nün ileri gelenlerinin Almanya’da saklandığının açık olduğunu belirterek, “Biz Almanya ile dost bir ülkeyiz, müttefikiz. Tarihsel bir derinliğe sahip ilişkilerimiz var. Tarihsel derinliğe ve bugünkü iş birliğimizin kapasitesine uygun bir tavır bekliyoruz. Hiç bir dostumuz bir katili barındıramaz” diyor.

Elbette hiçbir dost ülke bu ülkenin düşmanları teröristleri, darbecileri barındırmaz, barındırmamalı. Ama biz düşmanlarımızı başta Almanya olmak üzere AB ülkelerini dost ilan etmiş isek muhataplarımıza kızmanın bir anlamı kalmaz. O zaman bizim genelde AB ile özelde ise ülkemize yönelik düşmanlıklarında ısrar eden AB ülkeleri ilişkimizi yeniden gözden geçirmek mecburiyetimiz vardır. Aksi halde biz düşmanları dost belleyerek kendi kendimizi kandırıyoruz demektir.

Kaldı ki, AB ülkelerinin Türkiye’yi aralarında görmek istemediklerini artık bilmeyen kalmadı. Eğer Türkiye’yi aralarına almak istemiyorlarsa bunun dostlukla izahı mümkün olabilir mi? Bizi istemediklerini başka tülü nasıl ilan etmelerini bekliyoruz. ABD’nin Suriye’de YPG’yi bize tercih etmesi ile AB ülkelerinin teröristler ve darbecilere kucak açması arasında ne fark var. İkisi de Türkiye’nin değil teröristlerin yanında olmayı tercih ediyorlar. Böyle olunca da uğradığımız her hayal kırklığının ardından, ‘Dostlar böyle yapmaz’ demekten vazgeçmek durumundayız: Doğrudur… Dost dostuna kazık atmaz, düşmandan da dostça bir tavır beklenemez. Bunun için öncelikli olarak dost ve düşmanımızı sağlıklı bir şekilde belirlememiz ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor.