Şu gök kubbenin altında her şey söylendi. Her şey yaşandı. Yaşayanlar ise kendi payına düşeni yaşıyor, kendi payına düşeni yerine getiriyor. Bir bakıma kendi ifadesini buluyor, kendi şahsi tecrübesini diğer birikimin içerisine aktarıyor. Yani yeniden biçimlendiriyor. İşte bu bakımdan insanın aldığı yol ne kadar uzun olursa olsun vardığı yer, yeniden başlayacaklar için bir başlangıç eşiği teşkil ediyor. Öyle ya ilk insandan bugüne kadar kötüler hep aynı kaynaklardan beslenirken bozulma da aynı yollardan geçerek gerçekleşiyor. İyiler içinse durum bundan pek farksız değil çünkü onlar için de iyinin kaynağı ve yolu hep aynı olmuştur. Erdemlerin de, erdemsizliklerin de ilk insandan son insana hep aynı kaynaktan neşet ederken ortaya çıkardığı duygular hep benzer şekilde olacağı bir kehanet değildir.

Kötüler için yollar, fıtratı bozacak adımlarla başlar. Kötülüğe götürecek temel saik, nefsin egemen olması ve insanı dörtnala kibir, hırs, tamah vb. duraklara doğru koşturmasıdır. Ortaya çıkan hazın kör ettiği insan, bu durumda kirlendiğinin de ve bir süre sonra değiştiğinin de farkına varmaz ve bu duraklarda kendine yeni edindiği davranışlar karakter haline gelir. İnsan için her şey o ilk aldanma anında gizlidir. Çünkü bir kez meylettiği şey onu sardığında hoşnut olmuşsa artık onun dönüşü pek mümkün olamıyor. İyilikler ise hep bıçak sırtıdır. İyilerin kendini koruması gereken birçok tehlike vardır. Onun için iyiler hizasında kalmak hep büyük bedellere gebedir. Bu bedeller ile insan içini dışını düzeltir, güzelleştirir. Bu güzelliği bir kıvama getirdiğin zaman iyilikte bir karakter olur.

Kabil’i bürüyen kıskançlık onu “insani öz”den uzaklaştırarak kötüler hanesinin ilk sırasına adının yazılmasına sebep olmuştur. Yani kötü için şunu söyleyebiliriz; tamah ettiği şey için kendinden vazgeçmiştir. Bu da kötülüklerin takipçileri için hep aynı göz boyayıcılığa neden olmuştur. O boyalı, aldatıcı alan hep cazip renklerle donatılmıştır. Onun için de takipçileri hep çok olmuştur. Karunlar, Firavunlar ve bütün zalimlerin zulümlerinin ardında yatan işte bu gözleri alan şaşa, büyüklenme gizlidir. İşte kötülüklerin oluşturduğu dünya yanılgısı ebedi kalmak için bir cilalama meselesine dönmüştür, ancak dünya hiçbirine kalmamıştır.  İyilikler için, iyiler için bu durum daha karmaşık bir hal arz eder. Bunu kıssalardan ve davetçilerin/hakikat taliplerinin yaşantılarından görüyoruz.  Onlar için dünya bir zahmetten, geçicilikten başka bir şey değildir. Aldanma, oyalanma vesilesidir. İmtihandır, denenme arenasıdır. Sınırlı ve sorumlu bir zaman dilimidir. Onun için talibi de, takipçisi de hep az olmuştur. Bunları iyilerin hayatlarına bakarak da teyit edebiliriz.

Birkaç zamandır hep (Nisa: 85) gelip duruyor karşımda: “Kim güzel bir (işte) aracılık ederse ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter.” Payıma neresi düşüyor, diye düşünüyorum. Bu kadar kötülüğün ne kadarı hesabıma düşüyor, diye zihnim zonkluyor.  Bu bir lahza aralanan perdenin, dünya hayatının aldatıcılığına kapılma korkusu içinde görüş mesafesini artırmak için birkaç adım geri çekilmenin faydasını mülahaza ediyorum. Her aklına geleni, her ağzını dolduranı boşaltma mecralarını da bir bir terk ederek. Biraz mesafe koymak lazım her şeye, mesafesini koruyup bu zamanın aldatıcı etkisine kapılmayanlara ne mutlu! Ne mutlu insan kalabilenlere! Yoksa korkarım dünyayı sonsuz bir körlük kaplayacak da çıkışı göremeyeceğiz. Belki de çıkışa doğru yol alan insan için, ‘durMA!’ zamanı. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMi

“Yıktığım, atladığım, söndürdüğüm

bir yangın yerindeyim 

içimde sadece, dediğim gibi 

her gidenden biriktirdiğim melekler 

kalbimin üstünde bir daha hançer.” (Birhan Keskin)

Not: Bazen sadece dinlersin, dinlediğin ile çıkıp gidersin. Gitmek iyidir hele bu içten bir gitme ise hele bir de coğrafyalar aşıp, zamanları bir bir arkada bırakıp… Bırak müzik seni götürsün, direnme! Bilmediğin limanlarda belki tanıdık birer ruha denk gelirsin, yeni bir iklim bulur seni, içten dışa tazelenirsin. Bu hafta bendensin. Kapıyı ben açıyorum yürümek sana düşüyor. Hadi bırak ritme kendini ve “Bonga - mona ki ngi xica” dinle.

Bize kadar

Dücane Cündioğlu, “Önemli olanı boşver, değerli olanda ısrar et.” diyor. 

Can Yücel, “Bir tek insanın bize ‘iyi ki varsın’ demesi, var olduğumuz için mutlu olmamızı sağlar.” der.

William Blake, “Hakikatin haddi vardır da yanılgının yoktur.” der.

Ahmed Amiş Efendi, ne güzel tasvir etmiş, “Gökten düşenin parçası bulunur, gönülden düşenin parçası bulunmaz.” 

“Ten deniziyle gönül denizi birbirine bitişiktir. Fakat aralarında bir berzah var, birbirlerine karışmazlar.” der, Hazreti Mevlâna.

Bu hafta Frithjof Schuon’un insan yayınlarından çıkan kitabı “Dinlerde Biçim ve Öz” kitabını okuyalım derim.

DAĞARCIK

“Karamsarlık korkaklıktır. Türkiye büyüktür.1500 yıllık bir tarihimiz var. Canımızla, başımızla bu büyüklüğü devan ettirmeliyiz. Bırakıp kaçmak ihanettir bence. Eğer noksanları varsa gidermeye uğraşmalıyız. Bu devletin tarihine yakışır şekilde yaşamalı ve çok çalışmalıyız.” (Halil İnanlcık’tan tadımlık)

TEKKE

“Başlamak için tek bir ilke var; yola çıkmak. Halis bir niyet ile çıktığın yolda yaptığın yanlışlar doğruna azık olur…” (İhsan Fazlıoğlu’ndan tadımlık)

Bir lahza

“Erzurumlu yaşlı teyze televizyon izlerken bir anda ekran donar. Teyze: ‘- Dedi kaldı’ der. Bugün hakikati söyleyenler için aynı donma hali hâkim ve hep, ‘-Dedi kaldı’ durumu yaşadığımız.”