Çatışmaların ardından sahneye konan Duran adam eylem
şekli bir anda yaygınlık kazandı. İlginç bir protesto şekli olarak destek
gördü. Kısa sürede toplumda karşılık buldu, çünkü vurup kırmaktan daha etkili
protesto şekli olarak ortaya çıktı. Zekâ ürünü bir eylem şekliydi. Dışarıdan
bakınca insanların hareketsiz durmaları kolay bir eylem gibi algılanmış
olabilir. Ancak, dünkü bir gazetede Duran adam olmak zormuş başlığı altında
yer alan haber beni 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Ankara Emniyeti nde
geçirdiğim günlere götürdü. Orada da öğle arası hariç sabahtan akşama bir
duvara dönük olarak gözleri bağlı bekletilen insanlar vardı. Ancak, Duran
adam ların eylemi gönüllü bir duruş iken Emniyettekiler zorunlu bir beklemeye
mahkûm ediliyorlardı. Yargı cezalarını vermemiş olmasına rağmen yargıya
gönderilecek dosyaların hazırlanması öncesinde insanların direncini kırmaya
yönelik zorunlu durduruluş söz konusuydu.
Gazete haberi bana sivil bir protesto eyleminin zorunlu
durmaya zemin hazırlayıp hazırlamayacağını, hazırlar ise gönüllü duruşların
nasıl zorunlu duruşa dönüşebileceğini düşündürdü. Bir başka ifade ile
demokratik hakları kullanmak adına hareketsiz duran insanların sonunda ülkeyi
darbe dönemlerine götürmemesi, buna zemin hazırlanmaması gerektiğini
hatırlattı.
Hemen belirteyim ki insanoğlu her türlü zorluğa zamanla
alışıyor ve direnç kazanıyor. Duvar dibine ilk defa dikildiğinizde bir iki saat
sonra vücudunuzu taşıyamaz hale geliyor, dizleriniz kırılıyor, vücudunuz
dengesini kaybediyor. Ama sizi zorunlu olarak ayakta durmaya mahkûm edenler
dizlerinizin kırılmasına, vücudunuzun dengesini kaybetmesine de izin vermezler.
Hâlbuki sokaklarda gücünüzü yitirdiğinizde, dengenizi kaybettiğinizde
duruşunuza ara vermenizi engelleyecek kimse olmadığı gibi, duran adam olmaktan
vazgeçmeniz emniyet güçlerini memnun eder. Yani darbe dönemlerinde duran adam
olma ile bugünün şartlarında duran adam olmak birbirinden akla kara kadar
farklı. Birinde gönüllülük söz konusu Gönüllü olunca insan aldığı karara daha
rahat katlanabilir ama zorunlu olunca sadece beden olarak yıpranmaz ruhen de
çökersiniz. Onurunuz kırılır. Zaten darbe dönemlerinde insanların gözleri bağlı
olarak sabahtan akşama duvara dönük bir şekilde dikilmeye mahkûm edilmesi, yani
duran adam haline dönüştürülmesinin hedefi de onu ruhen zayıflatmak, istenen
bilgilere daha rahat ulaşmaktır. Şimdi Gezi etrafında başlatılan duran adam
eylemleri ile o günkü arasında sanıyorum en önemli fark birinde insanlar, bu
eylemlerde yönetim çökertilmeye çalışılıyor. Hemen belirteyim ki duran adam
eylemlerine katılanlara, bu yolla yönetimi istekleri doğrultusuna çekmeye
çalışanlara bir itirazım yok. Hatta kırıp dökme, insanların yaralanması ve
ölmesine yol açan eylemlerin yerine böylesinin geçirilmiş olmasına destek bile
veriyorum. Ben sadece bu vesileyle darbe dönemlerine, o dönemlerde yaşananlara
gittim, hatırlatmaya çalıştım. Sivil yönetimlerin alternatifi olarak hiçbir
darbeyi düşünemem, halkın seçtiklerinin yerine darbecilerin yönetme gelmesine
evet diyemem. Denilmesini de sağlıklı bir tepki şekli olarak görmem. 27 Mayıs
1960 darbesinden bu yana yaşanan darbelerin hepsinin canlı şahidi olan birisi
olarak darbeler halkın iradesini rafa kaldırma, halkın yönetim vermediği
kesimlerin yönetimi ele geçirmesi olarak görürüm.
Derdim demokratik bir takım talepleri dile getirme
bahanesi ile demokrasinin rafa kaldırılmasına hizmet edilebiliyor olunmasına
dikkat çekmektir. Bilinmelidir ki, darbeler sadece darbeye muhatap olanlara
değil, tüm ülkeye zarar veriyor, darbelerden hem ülke hem toplum zarar görüyor.
Duran adam görüntülerine heyecanla alkış tutanlar bu görüntülerin zorla
sabahtan akşama gözleri bağlı olarak duvar dibinde durmaya mahkûm edilen bir
yönetim şekline dönüşmemesi için dikkatli olmalıdırlar. Çünkü durdurulan adam
olmak duran adam olmaktan çok daha zor ve onur kırıcıdır.