Küreselleşen dünyada, insanlık en karışık ve karmaşık zamanını yaşıyor. Her şeyin ayan beyan olduğu, bilgilerin hızla aktığı, dünyanın bir ucundaki bir haberin, bilginin çok kısa zamanda insanlara ulaştığı bir zamandır bu. Bilgi veya bir başka deyişle haberler insanların hemen parmaklarının ucunda. Bir tuşa dokunmak yetiyor. Gelen haberin, bilginin ne kadar sağlıklı olduğu önemli değil. Önemli olan o durumun insanlarda bir anda yer etmesi. Bilginin veya haber ağının kaynağını ellerinde bulunduranlar, bir olay veya durumu bir anda dramatize ederek insanları etki altına alabiliyorlar. İnsanlar ise bu duruma göre tavır alıyorlar.
Bu, insanın kendini denetlemesi, görmesi ve anlamasın anlamına gelmiyor. Çünkü insanların bakışları bile denetim altında, istendiği gibi yönlendirilebiliyor.
Günümüz çıkarcı siyasal karmaşasında bir bilginin nesinin doğru olup olmadığını öğrenilmesi, algılanması hiç de öyle kolay değil. Gücü ellerinde tutanlar bir durumu ve olayı istedikleri gibi yönlendirilebiliyorlar. İnsanlar ise onun peşinde savruluyorlar. Belli bir güce, kişiye, çevreye bağlanmış olanlar -ki bunu iman derecesinde yaşıyorlar- gelen haberin ya da bilginin doğru olup olmadığına bakmaz inan getirir. Böyle olunca da haberin yanlışlığının veya doğruluğunun tartısına bakmadan savruluyorlar. Günümüzde birbirlerine en yakın olan kesimler, aynı saflarda buluşanlar beklenmedik bir zamanda birbirlerine hasım kesilebiliyorlar. Doğrusu içinde bulunduğumuz şu dönem ibretlik. İbret-i âlem için soğukkanlı bir biçimde olaylara bakmada yarar var.
İyi ki diyorum bu alaboranın, bu savrulmanın içinde değiliz. Çünkü yaşananlar insanı zıvanadan çıkarabiliyor. Bırakın zıvanayı büyük günahlara itebiliyor. Bu kadar büyük nefretin getirdiği sonuçlar çok daha vahim. Birbirleri hakkında yaydıklarına bakılacak olursa bunun ele avuca gelir bir yanının olmadığını görüyoruz. Toplum bir elmanın ikiye bölünmesi gibi bölünüyor ve asla bir daha bir araya gelinemeyecek denli büyük bir uçuruma düşülüyor ve çürüme başlıyor.
Alabora ve savrulmanın içinde olmama bizi kurtarmaz elbette. Ancak ve sadece kendimizi kenarda tutmuş ve seyirci konumuna düşmüş oluyoruz. Bu da bir anlamda sorumluluktan kaçma oluyor. Fakat öyle büyük bir savrulma ki sizi taraf olmaya zorluyorlar. Taraf olmayınca da taraflar sizi karşı grupla birlikte olmakla niteliyor.
İftira ve karalamalar öyle bir boyutta ki, kimin ne yaptığı, kimin haklı ya da haksız olduğu anlaşılamıyor.
Kirli bir ortam. İftira, yalan, kurgu, gerilim, nefret, kin adına ne kadar olumsuzluk varsa devreye giriyor. Müslüman olma duyarlığı göz ardı oluyor. Birbirlerini tekfir ediyorlar. Bu da Müslümanların düşmanlarına yarıyor.
Çıkar savaşları her şeyin önüne geçiyor. Bu gerilim ve çatışmalarda ne idealizm var, ne ilke, ne İslâm dava bilinci. Sanki taraflar yerlerini yitirmenin telâşına kapılıyorlar. Yoksa en olmadık isimlerin bu savrulma içine çekilmesinin ne anlamı olabilir ki.
Bu dünyada olup bitenler burada kalacak kuşkusuz. Ama yapıp ettiklerimiz bizim hanemize yazılacak iyi ve kötüsüyle. Biz neden kötü, çirkin, günah olandan yana olalım ki. Ağır ve zorlu bir dönemdeyiz. Bize düşen bu olumsuzluklardan uzak durmak, asıl işimizi yapmak, sorumluluklarımızı yerine getirmek.
Günümüz sorunu Müslümanların daha sağlıklı bir biçimde sağlıklı ortamlarda ve sağlam öncüler ile birlikte olmadır. Gerilimden, çatışmadan, öfkeden, nefretten uzak, daha kuşatıcı ve sevgi dolu olma yükümlülüğü içinde olunmalıdır. İşimiz zor ama imkânsız değil. Biz işimize bakalım, gerisi bizi ilgilendirmez.