İkinci dünya savaşı sona ermiş… Galipler, oturmuşlar, kendi aralarında, kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir teşkilata ihtiyaç olduğu kararına varmışlar… Birleşmiş Milletleri kurmuşlar.

Birleşmiş Milletler kimdir, diye sorulduğunda, yüz kusur ülkenin üye olduğu bir barış teşkilatıdır, bir dünya platformudur, deseniz de, gerçek başkadır.

Güçlü ülkelerin güdümündeki bir teşkilattır, sonuç itibarıyla.

Dahası, beş ülkenin dünya yönettiği… Uyuttuğu… Dürttüğü… Ülkeleri terbiye etmeye çalıştığı bir zemin.

Hangi haksızlığı gidermiş acaba bu teşkilat? Hangi zalime dur demiş, hangi mazlum topluluğa korumuş, söyler misiniz?

Dünya yeni bir iklime doğru evriliyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası atmosfer ve politikalar yok artık.

Teknolojik gelişmeler, ülkelerin davranışlarını da, bireylerin hayatlarını da değiştirmiş durumda. Dünya eski dünya değil artık…

Mazlumlar lehine yeni bir gelişme, aşama yok ne yazık ki... Güçlüler belirliyor yeni hayatımızı… Hüküm koyanlar, kendilerini bütün toplulukların yerinen koyuyorlar.

Gidişata itiraz edecek güçlü sesler, yürekler, vicdanlar gerekiyor.

Müslümanlar… Müslümanlar, kendi içlerinde, vahdeti, ortak paydayı oluşturamadıklarından, gelişen ve değişen dünyada, kendi gerçeklerini öne çıkaramıyorlar.

Kendi olmak yerine, güçlülerin yanında, gölgesinde durmayı kar sayıyorlar.

Tek başına… Ümmeti kucaklamak ve onun dertlerini sırtlamak yerine, Batılı bir müttefikleriyle aynı karede olmayı… Aynı bakış açısıyla olup bitene isim koymayı benimsiyorlar.

Sanayi devrimi, emek, işçi diktatoryası teorileri artık geride kaldı.

Evrimleşen topluluklar söylemi de demode… Yaratılış hikmetinin beslediği ve Sünnettullaha uygun bir hayat akışı, olağan olarak topluluklar tarafından kabul edilmektedir.

Yeni bir dünyada, Müslümanların ahlakına, vicdanına, merhametine dünya muhtaç… Lakin müslümanlar, kendi temiz sularını bırakıp, miladi dolmuş pis sularda yüzdüklerinden… Pis suyu içtiklerinden, hem kendilerine, hem insanlığa yazık etmiş oluyorlar.

İslam, adalet ölçeğinde, merhametin kendisidir.

İslam, insani değerlerin ta kendisidir…

İslam, hak etmektir, hak edene, hakkını vermektir… İnsanlara bakarken, farklı gözlükler takmamaktır.

Bugün dünya değişirken, insanlığın muhtaç olduğu yaklaşım, vicdandır, merhamettir, adalettir… velhasılı, insaniyettir.

Dünya, hızla, teknolojik gelişmelerin de dayatmasıyla, insaniyetten ve merhametten uzaklaşmaktadır.

Hızla dönen dünyada, gücü olan ayakta kalacak, güçsüzler çöplüğe atılacaktır… Eşyalar gibi.

İşte, davası olan Müslümanlar… İnsanlığa adalet vaat eden öncüler, bu kuralı ve yaklaşımı reddederler. Çöpe atılacak hiçbir insan yoktur.

Coğrafyası, inancı, yaşantısı, rengi ve dili ne olursa olsun, insanlar şereflidir ve şerefli yaşamayı hak etmektedirler.

İnsanlar onurludur, onurlarıyla hayatlarına devam etmek durumundadırlar.

İşte, bu davayı omuzlayacak insanlar… Bu Allah’ın öğüdüdür. Bu sorumluluktan kimse kaçamaz. Bu görevi ifa ederken, kendimizi, nefsimizi ve çevremizi unutmadan, yarınlara bakarsak, doğru yapmış oluruz…

Kendimizi unutup, başkalarına hayır tavsiye edenlerin durumuna düşmeden, hakkı yükseltelim.

Dünyanın gidişatını bu anlayış ve duruş değişterecektir…