İnsanın hayatını şekillendiren, düşünceleri üzerinde etkisi olan pek çok şey vardır; ailesi, akrabaları, inançları, aldığı eğitim, arkadaşları, okuduğu kitaplar, izlediği film-diziler… Bu saydıklarımız insanı bir şekilde etkisi altına aldığı gibi düşünce yapısından davranışlarına, inançlarından söylemlerine kadar tüm hayatını etkileyebilecek hatta yönlendirebilecek kadar önemlidir. Bunlardan başka bizler farkında olmasak da hayatımızın akışı içerisinde etkili olan ve bizi yönlendiren bir başka husus daha vardır. Adına medya dediğimiz bu yönlendirme türü yazılı ve görsel olarak ikiye ayrılmaktadır. İşte bu medya bizim bilinçaltımıza sürekli kodlar göndererek düşüncelerimizi değiştirmek istemektedir. Sadece düşüncelerimizi değiştirmekle kalmayarak aynı zamanda onların istediklerini düşünmemizi de arzulamaktadır.

Medyanın asli işlevlerinden birisi bilgilendirmektir aslında. Toplumu tarafsız haber vererek bilgilendirmek! Gerçeklerin günışığına çıkmasını sağlamak! Mazlumların zalimler karşısında sesi olmak! Daha birçok görevi vardır medyanın. Vardır varmasına da günümüzde ne yazık ki bir kısım medya bu asli görevlerini bir kenara bırakarak tetikçiliğe ve zihinleri bulandırmaya çalışmaktadır. Bizleri kendi istedikleri şekilde düşündürtmeye çalışan medya yaldızlı manşetleriyle ve yanlı haberleriyle bunu yapmaya çalışmaktadır. Gelişen teknoloji de medyanın gündelik hayatımıza daha fazla girmesini sağlamakta ve gün geçtikçe medyamızı sosyalleştirmektedir. Sosyalleşen medya da daha sinsi bir şekilde algılarla oynayarak emeline ulaşmaktadır. Bizler bir konu hakkında bir kanaate sahip olduğumuzda onu hür irademizle oluşturduğumuzu zannederiz. Oysa özellikle bilinçaltımızı hedef alan yayınların bu kanaat üzerinde sandığımızdan çok daha fazla etkisi vardır. Böylece biz farkında olmadan bu yayınların istediği bir düşüncenin sahibi ve aynı zamanda da savunucusu konumuna geliriz. Bir müddet sonra da o düşüncenin kemikleşmiş şekilde müntesibi halini alırız.

Artık medyamız bir iletişim aracı haline de gelmiştir. İnternet ortamı sayesinde açılan bloglar, yorumlar, mail adresleriyle algılar daha hızlı etkileşime sokulmakta, insanlarımız giderek sosyalleşmekte ve sosyal medya dediğimiz iletişim araçları sayesinde etkileşim olmakta ve bizler farkına varmadan incir çekirdeğini doldurmayan hususlarda çok şey bildiğimizi zannederek aslında hiçbir şey bilmemekteyiz. Daha doğrusu öylesine bir bilgi kirliliği oluşturulmaktadır ki aradan gerçekten faydalı ve doğru bilgiyi seçip almak giderek zorlaşmaktadır.

Etkileşimin hızlı olması elbette birçok meseleyi de beraberinde getirmektedir. İnsanlar bir beğeni ve paylaşım çılgınlığına kapılarak olur olmaz her şeyi paylaşıp yorumlamaktalar. Takipçi sayısının çokluğuyla övünenler, yüzlerce binlerce beğeni aldığı için caka satanlar, yediği içtiğiyle hava atanlar, yaptığı tatille nazire yapanlar… Daha pek çok hususta paylaşımlarıyla insanların beğenisine talip olanlar ellerinden akıllı telefonları düşürmemekteler.

Paylaşımın yanında bir de etkileşimi var sosyal medyanın. İnsanlar düşüncelerini de yazıya dökmekteler. Böylece bir konu hakkında düşündüklerini diğer insanlara iletme imkânı bulmaktalar. Herkes kendi çapında yazar olmuş da diyebiliriz. Sosyal medya sayesinde milyonlarca yazarımız (!) var belki ama ülkemizde kitap baskıları hâlâ beş, on bin adeti geçmemekte nedense. Bu da ayrı bir garabet husus başlı başına!

Alay etmek, küfür, kaba saba sözler, kapak yapmak, hakaret, hafife almak, trolleme, haddini bilmeden konuşma… Evet, bütün bunlar ne mi? Sosyal medyada günlük olağan hale gelen, belki de pek çoğumuzun karşı karşıya kaldığı durumlar. Bir de bu mesele var onlarca mesele arsında. Ne yazdığını bilmemek!

Ahlak, erdemli olma halidir. İnsanın günlük hayatındaki davranışlarının genel manadaki karşılığıdır. Nasıl ki günlük işlerimizde belli başlı değerlere saygı duyuyor ve gereğini yapıyorsak sanal âlemde de böyle olmalıyız. Neyi, nasıl yazacağımızı iyi hesap ederek yazmalıyız. Kalp kırmak, incitmek kolaydır. Önemli olan kazanmaktır. Kötü söz, sahibini ele verir. Kötü sözleri, sövgüleri işitmek istemiyorsak eğer başkalarının işitmesine de fırsat vermemeliyiz. Bizler bir kötülüğü eliyle, diliyle düzeltmekle yükümlüyüz. Bunlara gücümüz yetmediğinde ancak buğz edebiliriz.

Yazdıklarımızın bizi ele verdiğini aklımızdan çıkarmamız lazım. Hele ki bir Müslüman olarak her anımızın kaydedildiğini, yazdığımız her cümlenin kayıt altına alındığını bilerek yanlış işler yapmamalıyız. Selam ve dua ile…

İlgilisine notlar

İki hafta önce “Bedelli Askerlik” ile ilgili bir yazı kaleme almış ve ilgililerden en azından olumlu ya da olumsuz bir açıklama yapmasını talep etmiştik. Bugüne değin hiçbir açıklama yapılmadı. Anlaşılan bu işi yine Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan çözecek. Sn. Erdoğan bedelli askerlikle ilgili bir açıklama bekleyen milyonlarca insanın sesini işitecektir eminim. Ve gerekli olan açılamayı da yapacaktır diye ümit ediyorum.

“Bir gazete; yalnız haberleri olduğu gibi veren bir şey değildir. Onun amacı insanları düşündürerek, kızdırarak o konuda bir şey yapmaya özendirmelidir.” Mark Twain

“Bu devirde fikirler ile çarpışıyoruz. Gazeteler de kalelerimizdir.” Heinrich Heine

“Gazeteyi okumaya, daima spor sayfasından başlarım. Çünkü spor sayfaları, insanın zaferini anlatır. Birinci sayfalar ise hezimetlerini...” Earl Warren

“Üç gazete beni, yüz sancaktan daha çok korkutur.” Napoleon

“Gazete tüm insanları tek kafa haline getirmeye çalışır. Benim kafama, benim düşünceme karşı savaşır. Tüm insanların, kafasını ve düşüncesini ele geçirmeye çalışır.” Erich Scheurmann

“Eğer dikkat etmezseniz medya, mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize sebep olabilir.” Malcolm X

Minik bir tebessüm

Temel’in umudu

Temel Dursun’a kaynanasıyla birlikte Avrupa gezisine çıkacağını söyler. Bu işe şaşıran Dursun sorar:

- Yahu sen hep kaynanandan yakınıp durmaz mıydın? Şimdi de Avrupa gezisine mi çıkarıyorsun?

- Ne yapayım Dursun! Sık sık “Avrupa›yı görmeden Allah canımı almasın!” Deyip duruyor. Benimkisi, bir umut işte...