Metin Değer / Konya

Soru: “Dünya kâfirin, ahiret Müslüman’ındır” diyorlar bu konuya açıklama getirir misiniz? Selam ve hürmetlerimle…

Cevap: 

Başlıkta ifade ettiğimiz bu söz, Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz’in mübarek beyanı/hadis-i şerifidir. Bu söz kesinlikle, hiçbir zaman dünyaya itibar etmemek anlamına gelmez. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, hemen ölüverecekmiş gibi de âhireti unutma” prensibi bu manada ne güzel bir nasihattir.

Dünyanın bütün imkânlarına sahip olmak, ancak, eldeki bu imkânların emrine girmeyip, sahip olunanları emri altında tutmak, dinimizin emirleri cümlesindendir. Malın emrine girilirse o mal sahibini mahveder; emrinde tutarsa sahibini ihya eder. Demek ki, dünya ve dünyalıklar insanın kalbine girerse ateş, elde bulundurulursa cenneti kazanma vesilesi olur. Çünkü kalbe giren mal insanı açgözlü yapar, Allah’ın rızasını unutturur, sahip olunanın bitirivereceği zehabını (menfi düşüncesini) telkin eder. Elde tutulan mal ile daima Allah’ın rızasını kazanma yolunda, O’nun şeriatının gönüllerde taht kurması doğrultusunda kullanılır. İdeal olanı da budur.

Başlık yaptığımız Hadis-i Şerif’in manası şudur: Kâfirin ahiretteki azabına göre onun dünyası kâfirin cenneti gibidir. Müslüman için ise dünya, Müslümanın ahirette göreceği nimetlerle mukayese bile edilemeyecek derecede basittir, azdır. Bu mana çok düşünülmelidir.

Konuyu bir misalle biraz daha açalım:

Bağdat kadılarından birini atına binmiş ihtişamla sokakları kontrol ederken demircilikle uğraşan bir Yahudi üzeri kir-pas içinde kadı efendinin atının geminden tutmuş ve kadıya demiş ki:

Sizin peygamberinizin bir sözü var:

“Dünya kâfirin cenneti, âhiret de Müslümanın cenneti.” Bu söz bak doğru değil. Sen Müslümansın rahat bir hayat yaşıyorsun, cennette gibisin. Ben ise bir Yahudi’yim. Sizin inancınıza göre kâfirim. Bak üzerim-başım pas içinde, akşama kadar burada cehennemî bir hayat yaşıyorum.

Kadı efendi gülmüş ve demiş ki;

İyi ya işte! Bu Hadis-i Şerif son derece yerinde. Doğruluğunda hiç şüphe yok. Bu senin anladığın manada da değil. Bu Hadis-i Şerif’in manası şu:

Şu benim hayatım ahiretteki nimetlerin yanında mukayese bile edilemez. Ahiretteki yaşantının yanında bu yaşantı bir hiç. Senin ahirette göreceğin azabın yanında şu yaşantın var ya en rahatı. Sanki bir cennet gibi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz o sözü bu manada söylemiştir.

Bu izahtan sonra akla şöyle bir soru gelebilir. Bakarsanız sâlih insanların çekmediği cefa kalmıyor. Bunun yanında günahkârlar ve kâfirler refah içinde hayat geçiriyorlar. Bunun hikmeti nedir acaba?

Bunu, İmam-ı Gazali Hazretleri’nin İhya’sında naklettiği bir olayla izaha çalışalım:

Dördüncü kat semada iki melek buluştu. Biri diğerine:

Nereden geliyorsun? Diye sordu. O da:

Falan Yahudi’nin canı balık istemiş. Onun rızkında balık yoktu. Başka taraftan ona rızık olacak şekilde balık sevk etmeye gittim. Oradan geliyorum. Sen nereden geliyorsun?

Ben de falan âbidin gönlü zeytinyağlı yemek istedi. Onun yağ şişesini kırmakla emrolundum dedi. (İhya, C/3 Sf: 67)

Bu iki olayda dış görünüşe göre Yahudi’ye rahatlık, mü’mine ise üzüntü vardı. Ancak, bunların iç yüzünü bilirsek hangisinin daha kârlı çıkacağını daha iyi anlamış oluruz. Cebrâil (a.s.) iç yüzünü anlattı meleklere. Dedi ki:

Bu vazifelerimiz acayip değildir. Yahudi bir iyilik istemişti. O iyiliğin mükâfatı ahirete kalmasın diye ona dünyada canı istediği kadar balık yedirildi. Adalet-i ilâhî budur. Mü’minin de ceza görmesi gereken bir günahı vardı. Allah (c.c.)’da onun günahsız olarak ahirete gelmesini istedi. Canının istediği o yemeği yemeyecek ve bu onun günahına kefaret olacaktır.

Bakarsınız salih insanların çekmediği cefa kalmaz. Bunun yanında günahkârlar ve kâfirler refah içinde hayat geçirirler. Bunun hikmeti anlaşılınca acaib olmadığı görülür.

Hâsılı, “Dünya kâfirin, âhiret Müslümanındır” ifadesi hiçbir zaman dünyaya itibar etmemek mânâsında anlaşılmamalıdır. “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış, hemen ölecekmiş gibi de âhireti unutma” prensibi doğrultusunda bir manada anlaşılmalıdır.

Müslümanlar, yanlış anlaşılmalardan kurtulup aslına rücu hamlesine girilmek zorundadırlar. Asr-i Saadet’te ve dört halife devirlerini örnek alarak yüce dinimize sarılmalıyız. Sonradan dinimize sokulan hurafelerden yaşantımızı mutlak arındırmalıyız. Kendimizi bütün yabancı iş ve düşünüşlerden ayıklamalıyız. Allah’ın rızasını kazanmanın yolu da budur.

Allah (c.c.), cümlemizi dünyayı dünyada kalacağımız kadar güzelleştirmeye; ahiretimizi de ebedi kalacağımız güzelliklere şimdiden hazırlamaya muvaffak eylesin…