Modern olan her şeyin bir çıkmazı var. Modern, çağdaş, yeni denildiği zaman sanki doğru ve yerinde olanmış gibi algılanıyor. Şunu unutmamalı ki, eskide olan ne varsa hepsi kendi zamanının yenisiydi. Başlık, sunum, paket, kurdele güzel olabilir ama içerik her şeyden çok daha önemlidir. Bir şey yeni olduğu zaman mutlaka iyi anlamına gelmez. Eski olan şeyler de değersiz değildir. Modern dünyanın çıkmazlarının eski dönemlerden çok daha fazla olduğunu iddia edenler çok ama gerçekten öyle mi bilemiyoruz. Şöyle bir bugüne ve düne bakmak gerekirse:

İnsanların büyük şehirlerin açık hapishaneden hallice sokaklarına göçe zorlanmasının bugün ne anlamı ne mantığı ne de çözümü var. Huzurevlerinin, çocuk bakım evlerinin nasıl kurulup, güçlendiğini anlamadık bile. Bugün sorgulanmaması ise bambaşka bir problem. Teknolojiye bağlı olan zararlı gelişmeleri kimse umuruna bile takmıyor. Alkol ve sigara satışını engellemek acaba çok büyük bir problem olabilir mi? Dünya Sağlık Örgütü gerçekten insanların sağlığı için mi çalışıyor? Korona dönemini en yoğun bir şekilde yaşadık, uzun bir süre belli aralıklarla evlerimize kapandık. Caddeleri sokakları deterjanlarla, çamaşır suları ile yıkadılar, market alışverişlerimizi balkona aldık, ıslak mendillerle sildik, saatlerce beklettik, ne oldu? Biraz daha eskiye giderseniz, bu ülkede dünyanın en kaliteli sütünün üretildiği dönemlerde, köylerimizde okula giden çocuklarımıza yani babalarımıza, dedelerimize süt tozundan süt içirdiler, kuyruk yağını, tereyağını zararlı diye cümle âleme duyurup hastalık deposu olan vita yağlarını yedirdiler. Sana yağı reklâmını en az bir kere izlemeyen yoktur. Biraz daha eskiye gidelim mi? Çok da gerek yok.

İnsanlar yaşadıkça dünya üzerinde yanlış işler hep oluyor. Hatalar, sorunlar birbirini kovalıyor ama bugüne geldiğimizde bir bakıyoruz, eski sorunlar gitmiş onun yerine yeni sorunlar gelmiş. İki nesilde bir iflas eden aile şirketleri gibi bir türlü sorunlar çözüle çözüle, güzellikler oluşturula oluşturula yol alınamıyor. İnsan insanı her dönem aldatıyor. Sonunda herkes toprağın altında buluşsa da insan insanı aldatmaktan asla vazgeçmiyor. Rahmetli Müslüm babanın dediği gibi: “Aldana aldana ömrümden oldum, beni bu günlerden dünden ettiler, beni doğduğuma pişman ettiler.” İnsan insanı aldata aldata ömrünü bitiriyor, insan insanı her ne hikmetse doğduğuna pişman ediyor. Peki sonuç? Peki, son durak? Elbette kara toprak.

Dünya ki, ilk kardeşin, diğer kardeşini katletmesi ile başlamış. Dünya ki, nice peygamberlere kendi etrafı bile inanmamış. Dünya ki, daha peygamberlerden sonraki nesil bile birbirine girmiş. Dünya ki, üzerinde savaş eksik olmamış. Dünya ki, hiçbir döneminde küresel toplu bir barış ortamı oluşturulamamış. Dünya ki, hep yangın yeri, hep acı ve hep gözyaşına ev sahipliği yapmış. Hey gidi yalan dünya.

İşte böyle bir dünyada dost ve arkadaşlarınıza, hısım akrabanıza, ailenize ve çocuklarınıza, anne babanıza çok bağlanarak, beklentinizi çok yüksek tutarak büyük hayal kırıklıklarına zemin oluşturmayın. Bu kör olası yalan dünyadan beklentiniz olmasın ki, yarın üzülmeyesiniz. Yalan dünyanın hep yalan olduğunu, bugün de yalandan ibaret olduğunu, yarın da yalandan oluşacağını bilerek yaşayın. Şu kısacık ömrünüzde, tarihi yalandan ibaret bu dünyaya çok da değer vermeyin.