Dostlukları dilden dile dolaşan iki ailenin bir yumurta yüzünden bozulan ilişkilerini içeren hikâye, kontrol edilmeyen dürtülerinin yıktığı değerleri ve açtığı tehlikeleri özetler mahiyettedir. İnsan, duyguları üzerindeki kontrolü kaybettiğinde yırtıcı bir hayvana dönüşüyor ve yıllarca emek verip üretilen değerler bir çırpıda yok oluyor. Bir yumurta yüzünden yarım asırlık dostluklarını bitiren ve birbirlerini ebedi düşman ilan eden iki ailenin hikâyesi tam da bunu anlatıyor:
Rivayete göre küçük bir köyde yaşayan iki aile sahip oldukları bütün araçları müşterek kullanacak kadar yakın dostturlar ve birbirlerini kardeş olarak ilan etmişlerdir. Aile bireyleri aynı bedende nefes alıp veren can gibidirler, çoğu zaman sofraya birlikte oturmakta, tarla, bahçe ve hayvanların bakımı ile ilgili işleri birlikte yapmakta ve dostluklarını her gün biraz daha güçlendirmektedirler. Hasat mevsimi, tahılı ve tüm ürünleri birlikte devşirmekte ve ürünlerin nasıl değerlendirileceğine birlikte karar vermektedirler.
Ailelerin yaşadıkları evler ince bir çitle ayrılsa da birlikte inşa edilen sevgi, duvarları aşıp bütün köye yayılmaktadır. İki aile güçlerini birleştirerek sevgi, dayanışma ve uyum içinde yaşamaktadırlar. Sabah vakti evin anneleri ve genç kızlar işleri tamamlamak için bir araya gelmekte, babalar ve oğullar hayvanların bakımı ile ilgilenmektedirler. Akşamüstü avluya oyun kuran çocuklar ailelerin dostluklarını pekiştirmektedirler.
İki ailenin dostluğu köyde parmakla gösterilmekte hatta kıskançlıklara sebebiyet vermektedir. Ailenin büyükleri bir araya geldiklerinde ilişkilerini güçlü değerler üzerine kurduklarını ifade edip dostluklarını taçlandırmaktadırlar.
İki ailenin dostlukları dilden dile dolaşırken bir gün beklenmedik bir şey gerçekleşir ve ailelerden birinin tavuğu çiti aşarak diğer ailenin bahçesine yumurtlar. Ailenin genç kızı yumurtayı alır ve kahvaltı için hazırladığı hamura katıp işine devam eder. Az sonra komşunun gelini kapıyı çalar ve “Bizim tavuk sizin bahçeye yumurtlamış, yumurtayı alabilir miyim” deyince genç kızla gelin arasında daha evvel hiç yaşanmayan bir tartışma başlar. Kavga büyüdükçe büyür ve olaya evin anneleri de dahil olur.
Aradan bir hafta geçer ve yumurta yüzünden çıkan kavga hâlâ devam etmektedir. Kadınların birbirlerine savurdukları hakaretleri duyan erkekler de kavgaya katılınca çatışma daha da büyür ve tavuğu komşunun bahçesine yumurtlayan ailenin büyük oğlu karşı taraftan bir kişiyi öldürür ve cezaevine gönderilir. Babanın ölümünü kabullenemeyen genç ise komşunun gelinini öldürür ve iki ailenin dostlukları düşmanlığa dönüşür.
Aşağı köyden hatırı sayılır kişiler gelip aileyi uzlaştırmaya çalışırlar fakat aileler birbirlerine karşı tehdit ve hakaretleri sürdürür ve hemen her gün kavgayı yeniden alevlendirirler. Birbirlerine nefeslerini duyacak kadar yakın olan iki aile artık birbirlerinin varlığına dahi tahammül edememekte ve birbirlerine tehditler savurmaktadırlar. Köylüler bir yumurta yüzünden yedikleri, içtikleri ayrı gitmeyen iki ailenin hazin sonuna bir anlam veremez ve aileyi uzlaştırmaya çalışırlar fakat bu mümkün olmaz…
Bir Ağustos sabahı tavuğu komşunun bahçesine yumurtlayan aile, diğerinin harmanını ateşe verir ve bir yıllık geçimliğini yakar. Bir yıllık rızkının küle dönüştüğünü gören diğer aile ise komşunun hayvanlarının barındığı ağılı ateşe verir. Yaşananlardan sonra iki ailenin artık aynı köyde yaşama şansları kalmaz ve birbirlerini hiç göremeyecekleri mekânlara taşınırlar. Bir yumurta yüzünden ilişkileri bozulan iki aile, artık birbirlerinden nefretle söz etmekte ve bir daha bir araya gelmemeye yemin etmektedirler.
Öfke yırtıcı bir hayvan gibidir, tetikte bekler, kontrol edilmediğinde dostlukları düşmanlığa dönüştürür. Sel gibidir öfke, eğer önüne set çekmezseniz ne varsa alıp götürür. O nedenle, öfke kontrol becerimizi geliştirmek zorundayız.