Son zamanlarda peş peşe dostların vefat haberlerini aldık. Dostlar birer birer “aslî vatana” yani “Âhiret Hayatı”na doğru yola çıktılar. “İrci’î!” emrine uydular. Mevlüt Özcan Hocam gibi bazı dostların cenaze namazında bulunduk. Bazılarında bulunamadık, gıyâbî cenaze namazı kıldık. İşte yakın zamanda bu dünya misafirliğini tamamlayıp Rabbimizin huzuruna çıkan dostlarımız:
Mehmet Özkan: Batmanlı muhterem ağabeymiz, Millî Görüş sevdâlılarındandı. En son görüşmemizde AGD adına Bediüzzaman Hazretleri’ni anma toplantısı tertipleyeceklerini, beni de konuşmacı olarak dâvet edeceklerini söylemiş, ben de ileriki bir tarihe söz vermiştim. Çocukları Ali ve Mücahit kardeşlerime bir kere daha tâziyelerimi bildiririm.
Ahmet Tok: İstanbul’da 40 yıllık komşumuz, dostumuz, sohbet arkadaşımız, arkadaşımız Ali Tok’un babası… 2005’te merhume anamla birlikte Ramazan umresine gittiğimizde Ahmet Abi de ailesiyle bizim kafilede idi. Mekke ve Medine’de güzel hâtıralarımız oldu. Rabbim Cennet’te de bizleri komşu eylesin.
Selahaddin Pınar: Ehl-i takva, ehl-i dil, zarif, güzel insan, candan dost… Mübarek gecelerde ve bayramlarda ekseriyetle kendisi elini çabuk tutar, beni arardı. Mahcup olurdum. Tefsir, hadis sohbetlerinde o engin malumatıyla ya bir kıssa, ya bir şiir, ya bir nükte ile konuya açıklık getirirdi. Emekli öğretmendi. Yârigarı dişçi ağabeyimizi (Mehmet Emin Çeşnigil) yalnız bıraktı. Rabbim hepimizi evvelâ Havz-ı Kevser etrafında buluştursun. Sonra Cennet’te koltuklara kurularak tatlı tatlı sohbet edip dünya hâtıralarını yâd etmeyi nasip eylesin…
Orhan Cantaş: İşte zarif bir dost daha. Arkadaşımız Av. Mustafa Cantaş’ın babası, bizim hem sohbet hem de hac arkadaşımız. Biz 2002’de ailece hacca gitmiştik. Orhan Ağabey de bizim şirketle gelenlerdendi. Orada bizi hem üzdü, hem sevindirdi. Mide rahatsızlığı nüksetmiş, hastaneye kaldırılmıştı. Kanama durmuyordu. İstanbul’daki doktoruyla konuşmuş, “derhal gel!” demiş. Arafat’a çıkma hazırlığındaydık. Baktık, Orhan abi valizini almış lobide oturuyor. “Hayrola!” dedik. “İstanbul’a döneceğim, yerime vekil tâyin ettim!” dedi. Üzüldük. Sonra Arafat’ta bir de baktık, Orhan abi ihramlı çadırda oturuyor. Sevindik. Şirketin doktoru kendisine, “Hadis-i şerif var, zemzemi ne niyetle içersen kabul olur. Şifa niyetiyle bol bol iç!” demiş. O da öyle yapmış ve mide kanaması durmuş, iyileşmiş ve ambulansla Arafat’a çıkmış. Orhan abi ziyaret tavafını da yapıp hac farizasını eda etti. Rabbim rahmet eyleye…
Ali Zeki Kaya: Kırk yıllık dostumuz. Kendini Hizmet-i Kur’aniye’ye adayan fedakârlardan. Aksaray’ın maneviyat erenlerinden. Vefatından kısa müddet önce görüşmüş, hasbıhal etmiştik. “Ecel gelmiş cihâne, baş ağrısı bahane” denir ya, bir müddet önce koronaya yakalanmıştı. Hastaneye yatırıldıktan kısa bir müddet sonra vefat etti. Rabbim yakınlarına ve dostlarına sabr-ı cemil versin.
Selahaddin Akyıl: Bediüzzaman Hazretleri’ni defalarca ziyaret etmiş bu ağabeyimiz, fedakâr, gayretli bir Hizmet-i Kur’an sevdalısıydı. Dost, ahbap canlısıydı. Arkadaşımız Bünyamin Ateş’in kayınpederiydi. 1987’de “Güneydoğu Üzerine Oynanan Oyunlar” diye bir araştırma-röportaj çalışması yapmak üzere o bölgeye gitmiştim. Selahaddin Ağabey, foto muhabiri arkadaşım Selahaddin Tercan ile bizi arabasıyla bütün o bölgeleri gezdirdi. Van, Şırnak, Batman, Mardin, Diyarbakır ve ilçelerini dolaştık. Bizimle gezmekten büyük haz almaktaydı. Biz de onun candan dostluğundan bahtiyar olmuştuk. Rabbim ailesine, dostlarına sabr-ı cemil versin. Kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin.
İşte böyle dostlar, ahbaplar, akrabalar, arkadaşlar, komşular, birer birer aslî vatana gidiyor. Sırası gelen gidecek. Rabbim bütün mevcudata bir ömür tayin etmiş. Hastalık, trafik kazası, deprem, sel, vs. hepsi birer vesile. Gerçek şu: “Küllü nefsin zâikatü’l mevt”, yani “her nefis ölümü tadacaktır.” Ondan sonra bütün mevcudat Halıkımız olan Rabbimizin huzurunda toplanacağız. Rabbim, huzur-u İlâhi’ye yüz akı ile çıkmayı nasip eylesin…