İnsanın yaşadıklarıyla üzerine kayıtlı olan zaman
arasındaki korelasyon hangi mevsimlerin ucunda baskıya yatırılmıştır, hiç
düşündünüz mü Daha hiçbir şeyimiz yokken hayatımıza giren zaman, maddi
dünyanın pencerelerinden sızarak uzak gelecekteki soyut resimleri yakın
duyargalarımıza işliyor. Beşikten dünyaya bakan insan dünyadan beşiğe bakmayı
pek de aklına getirmiyor. Hayatın bir ucundan yakaladıktan sonra diğer ucu
önemli değil artık. Değil mi artık İnsan, dünyadaki ilk temiz günleri
geçtikten sonra içinden çıkamayacağı dünyaya girmiyor mu Giriyor. Demek ki iki
ucun ilki daha değerli. Şundan; masumiyetin ilk beyaz sayfaları o hiç bitmez
sanılan başlardaki günlerdedir. Zaman dediğimiz sert gerçeklik henüz kendine
özgü katı işlemlerini yürürlüğe koymamıştır. Daha yumuşak geçiyor hayatımızdan.
Dakikalar daha merhametli. Daha sevimli. Handiyse neşeli. Bu hep böyle mi Yani
sonraki zamanlarımızda nasıl İşte buna bakacağım.
Zaman bana hep katı gelmiştir. Sert bir gerçeklik. Zaman
bana göre bir duvar gibidir. Adeta demirden yapılmış bir duvar gibi önümde
duruyor. Geçmiş zaman da katı önümdeki zaman da. Yalnız, insanın üzerinde
geçmiş zamanın rahatlığı olunca katılık geçmiş zamandan ziyade gelecek zamanda
daha fazla duyumsanıyor. Geçmiş zamanın rahatlığı, yaşanıp geçilmiş olduğu
içindir. Şöyle veya böyle yaşanmış geçilmiştir. Hani geçmiş zamandaki yaşantı
istenmeyen yaşantı bile olsa yani insanın kendisi tarafından istenilmeyen
yaşantı dahi olsa geçmiş zaman geçmiş olduğundan dolayı insana daha yumuşak
geliyor. Nasıl olsa geçmişe bir daha dönülmeyecek diye, bunun bu dünyada
mümkünü olmayacağı veçhesiyle. Yani o geçmişteki yaşanan zamana dönülemeyecek
diye. Yaşanan yaşantıya dönülemeyecek diye ki dönülemez zaten. Çünkü sonsuzluk
içinde geri dönüş mümkün olmadığı gibi diyelim ki öyle bir durum olsun o anda
yaşananla geri dönüldüğünde yaşanan an arasında dağlar kadar fark olacağı için
geri dönüldüğünde de birebir dönüş olmayacak. Yaşanan yaşantı da birebir
yaşanamayacaktır. Çünkü zaman bir kere geçer. Zaman insandan bir kere geçiyor.
Tekrarının mümkünü yok. Geçmiş zamanın mümkünü yok ama rahatlığı var. Geçip
gitmiş zaman bana önümdeki gelecek zamandan daha yumuşak geliyor.
Gelecek zaman serttir. Yumuşatma gibi bir olanağımız da
yok elimizde. İnsanın zamana müdahalesi mümkün değil. Düşünün, bir saniye
sonramızın nasıl olacağının hiçbir kesinliği yok. Bu yüzden bana önümdeki zaman
çok sert adeta duvar gibi geliyor. Yarın dediğim zaman bir duvardan
bahsettiğimi algılıyorum. Duvar yani. Hiçbir çıkışı olmayan bir duvar. Zaman
önümde bir duvar. Bazen bu duvarı o kadar duyumsuyorum ki kafamı uzatsam
çarpacağımı sanıyorum ya da kafamı kaldırsam kafam duvara çakılacak gibi
geliyor. Elimi uzatsam parmaklarım zifiri karanlıkta görünmeyen bir duvara sert
bir şekilde çakılacakmış gibi algılıyorum. Hatta bazen bunu deniyorum; elimi
uzatıyorum beş parmağımın beşinin sızladığını duyuyorum. Parmaklarım zamana
çakılıyor. İşte böyle deneylerimde insanoğlunun ne kadar aciz olduğunu
görüyorum. Her gün, her saat, her dakika, her saniye, her salise bizden geçen
katı gerçekliğe müdahale etmenin mümkün olmadığını müşahede ediyorum. Zamana
müdahale insanoğlunun başaramadığı ve hiçbir zaman da başaramayacağı bir
durumdur. Çünkü bilim bu kadar ilerlemesine rağmen insanoğlu zamanın katı
gerçekliğini yumuşatma deneyi yapamıyor, istese de yapamaz zaten. Örneğin zaman
makinesinden hep bahsedilir ama gerçekliği yok. Kaldı ki zaman makinesi zamanın
geçme yani ileri ya da geri gitme meselesiyle ilgili; benim burada bahsettiğim
ise bizzat zamanın kendisidir.
Zamanın katı gerçekliğinin ruhumuzu epritmemesi için
beşiğe bakmamız gerek. Dünyadan beşiğe yani masumiyetin beyaz sayfalarına
bakmak zamanın katı gerçekliğini merhamet yumuşaklığına dönüştürebilir. Yoksa
zaman, katı bir şekilde geçip gidiyor.