Siyasi meşruiyeti kalmayan Beşar Esad yönetiminin sona

ermesine günler kaldı natıkasının ardından gelinen nokta, Srebrenitsa

trajedisini çağrıştıran kasvetli bir tablonun ortaya çıkmasıyla farklı bir

mecraya yöneldi.

Rus müdahalesinin stratejik bakımından yakıcı etkilerinin

neler olabileceği tartışmaları süre dursun, Suriye deki yeni sancılı süreç,

aslında bir meydan okumaya dönüşmüştür. Yaşanan son gelişmeler ışığında, barış

ve istikrarın nasıl sağlanacağı ve bölge akıbetinin nasıl şekilleneceği doğrusu

çok düşündürücüdür. 

Suriye muhalefeti için vazgeçilemez bir katalizör işlevi

gören ve Türk stratejik hamlesinin odak noktasını oluşturan Halep-Hatay

hattının, Rusya eliyle yeniden evirilmekte olması, siyasi kaygı ile yeni

tartışmanın fitilini ateşlemiştir. Bu durum, Rusya yı Türkiye nin yanı başında

yerleşik kılmayı ve  askeri açıdan gücünü

genişletmeyi öngören bir hamle olarak algılamak gerekir düşüncesindeyiz.

Bu minvalde Rusya, SU-24 jetinin Türk F-16 sı tarafından

düşürülmesinden sonra askerî operasyonlarını Türkiye yi zora sokacak bölgelere

kaydırması, bir bakıma Türkiye ye karşı güç gösterisine kalkışarak, Suriye de

telafisi zor stratejik bir hamle başlatmayı öngörmektedir.

Türkiye, Rusya ile artma eğilimi gösteren siyasi ve

askeri kutuplaşmaya yönelik kaygan zeminde ilerlerken, bölgesel dengeleri göz

ardı etmeden, Rusya ile ilişkilerini sağlam perspektiften ele alarak içinde

bulunduğumuz bu kritik dönemeçten en az sarsıntıyla çıkma yollarını bulmaya

çalışması, endişeleri nispeten hafifletmeye yönelik katkı sağlayacağı kanaatini

taşıyoruz.

Küresel güçlerin enerji, askeri ve ticari rekabetinin en

yoğun olduğu bu jeopolitik coğrafyada yaşanmakta olan gelişmeler, Suriye, Irak,

Yemen, Somali, Libya da uç veren kirli politikalar, küresel ve bölgesel etkileşimlerin

tezahürünü birer birer ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede, Türkiye nin Suriye deki olası siyasi

nüfusunu kırma mücadelesinin manivelası Rusya eliyle yapılırken, bir bakıma

Türkiye, yıllardır teröre karşı verdiği mücadeleyle terörden arındırılmış bölgesel

bir merkez haline gelmeye çalışırken, diğer taraftan şiddet döngüsü

içerisindeki bölgede sürekli olarak olası senaryoların içerisine sokulmaya

çalışılması paradoksal bir yaklaşım olsa gerek.

Suriye de, siyasi kaygıların artarak sürdüğü, siyasi

dengelerin yerli yerine bir türlü oturtulamadığı, küresel mütekebbir ülkelerin

siyasi krizi çözümleme yerine, krizden faydalanma stratejine yönelik

politikaları benimsemeleri, hiç şüphesiz kaygıların vahamet boyutlarında

artmasına neden olmaktadır.

Bölge ülkeleri, siyasi istikrarsızlıklar yüzünden,

ekonomik gelişmeler yerine, salt askeri ve güvenlik amaçlı palyatif çözümlere

yönelmeleri, ister istemez küresel güçlerin ekmeğine yağ sürmekten öteye

gidememektedir.

Bölge ülkeleri, enerji kaynaklarından elde ettikleri

devasa gelirlerini, silah stoklarını güçlendirmek için harcamaları ister

istemez siyasi krizlerin büyümesine ve uzun yıllara yayılmasına neden

olmaktadır.

Bugün, Suriye krizinin doğurduğu korkunç boyuttaki silah

pazarı birçok küresel gücün iştahını kabartmakta ve krizin sonlanmaması için

adeta büyük mücadele örneği verilmektedir. Göç olayının ortaya koyduğu insani

trajedinin göz ardı edilmesi ve bu konuya yönelik ciddi adımların bir türlü

atılamamasının en büyük nedeni bu olsa gerek.

Suriye yi kan gölüne çeviren savaş üreticileri ,

savaştan kaçan mültecileri görmezden gelerek en büyük savaş suçunu işlemeye

devam etmektedirler.

Bugün, Avrupa nın on dört kentinde mülteci karşıtlığı ve

Avrupa nın İslamlaşmasına karşı yürüyüş düzenleyen PEGİDA ya kucak açan savaş

üreticileri , aslında Müslümanları göçe zorlayan anlayışla ortaya koydukları

şiddet trajedisinin birer parçası olarak kendilerini bu sorumluluktan ayrı

koymamaları gerekir kanaatini taşıyoruz.